FAKİH der ki: - Perde açılır. Demek, kulların üzerindeki perdenin açılmasıdır. Yâni, ona nazarı perdeleyen örtülerinin açılmasıdır. Sonra:

- Ona bakarlar, cümlesi ihtilaflıdır.

Bazıları dedi ki:

- Daha önce görmedikleri ikrama bakarlar, demektir. Fakat, bâzı ilim ehli kimseler:

- Allahu Teâlâ‘ya bakarlar; ama şekilsiz ve benzersiz...

Tıpkı dünyada O‘nu bir şekil ve benzer tanımadan bildikleri gibi...

Bir haber şöyledir:

- Eğer cennet ehlinden bir kadın, avuç içini semadan gösterse, yer ve sema arası aydınlanır.

Hakim, Ebû FazI Haddadî, Muhammed b. Yahya Mervezî, Muhammed Hafi Nişaburî, Mis‘ab b. Kiram, Davûd Taî, A‘meş, Şemame b. Ukbe yolu ile, Zeyd b. Erkâm şöyle anlatıyor:

- Ehl-i Kitap‘tan biri Resûlullah‘a geldi, şöyle dedi:

- Yâ Ebelkasım, sanır mısın ki, cennet ehli orada yiyip içerler?

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-"Evet, yiyip içerler. Yemede, içmede ve cinsi münasebette onların her birine yüz erkek kuvveti verilir." Bunun üzerine o ehli-i kitap şöyle dedi:

- Bir kimse, yer içerse, onun bâzı ihtiyaçları olur. Halbuki cennet temizdir. Orada öyle şey yoktur.

Resûlullah (s.a.v.) bunu da, şöyle cevaplandırdı:

- "Onların bu gibi ihtiyacı terle çıkar. O terin kokusu da misk kadar güzeldir."

Muhammed b. FazI, Ebû Muaviye, A‘meş, Ebû Esres, Muğis b. Sümeyye‘den rivayet edildiğine göre:

"İman edip sâlih amel işleyenlere ne mutlu! Varılacak güzel yurt (cennet) onlar içindir." (Ra‘d sûresi, âyet: 29) yeti, şöyle tefsir edildi:

- TÛBA, cennette bir ağaçtır. Cennet evlerinden her birine bu ağacın dallarından biri gölgelik eder. Üzerinde, meyvelerin her çeşidi vardır. Onun üzerine kuşlar konar ki, her biri melez deve gibidir. Cennet ehlinden birinin canı kuş istese, hemen önüne gelir. Bir yanını pişmiş yerken, öbür yanı kebab olur. Sonra, yine uçar, kuş olur.

A‘meş, Ebû Salih yolu ile Ebû Hüreyre diyor ki:

- Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- "Ümmetimden ilk cennete girenlerin yüzü, mehtaplı gecede görünen ay gibidir. Bundan sonra girenlerin yüzü, gökte pırıl pırıl parlayan yıldızlar gibidir. Bundan sonrakiler, durumlarına göredir. Orada, büyük abdest, küçük abdest yoktur. Oradakiler tükürmezler. Balgam çıkarmazlar. Onların tarakları altındır. Buhurdanlıklarında öd ağacı tüter. Terleri misk gibi kokar. Boyları hep bir hizada, Âdem‘in boyundadır. Âdem‘in boyu ise altmış arşın idi."

İbn Abbas (r.a.) Resûlullah‘ın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

- "Cennet ehli temiz yüzlü gençlerdir. Saçları, kaşları ve kirpikleri hariç; vücutlarında tüy yoktur: Yâni; etekleri, koltuk altları tüysüzdür.

Boyları altmış arşın, demin boyundadır İsâ(a.s.) gibi, otuz üç yaşındadırlar. Renkleri beyazdır. Yeşil giyinirler. Onlardan birinin sofrası önüne konunca, bir kuş ona döner ve şöyle söyler:

- Ey Allah‘ın sevgili kulu, ben selsebil suyundan içtim. Arş‘ın altında, cennet bahçelerinde yayıldım. Şu, şu... meyveleri yedim.

O kuşun bir yanı pişmiş et tadını andırır; bir yanı da kızarmış kebap tadı verir. Ondan dilediği kadar yer.

Bu velî kulun üzerinde yetmiş kat elbise vardır.

Parmaklarında on tane yüzük vardır. Her yüzükte bir başka yazı vardır.

Birinci yüzükte şu yazılıdır: Sabrettiğiniz için, size selâm.

İkinci yüzükte şu yazı vardır: Cennete selâmetle, emin olarak girdiniz.

Üçüncü yüzükte şu yazılıdır: Bu cenneti güzel davranışlarınız sebebiyle size bıraktık.

Dördüncü yüzükte şu yazı vardır: Üzüntüler sizden kaldırıldı. Kederler gitti.

Beşinci yüzükte şu yazılıdır: Sizlere süslü, ziynetli hülleler giydirdik.

Altıncı yüzükte şu yazılıdır: Sizi gözde hurilerle birleştirdik.

Yedinci yüzükte şu yazılıdır: Sizin için nefislerin istediği, gözlerin zevk aldığı şeyler vardır. Siz, orada ebedi kalacaksınız.

Sekizinci yüzükte şunlar yazılıdır: Nebilere, sıddıklara arkadaş oldunuz.

Dokuzuncu yüzükte şunlar yazılıdır: Hiç ihtiyarlamayan gençler oldunuz.

Onuncu yüzükte şunlar yazılıdır: Öyle bir menzile kon-dunuz ki, oradaki komşulardan eziyet gelmez."

FAKİH diyor ki:

- Her kim, anlatılan nimetlere kavuşmak isterse şu beş şeye dikkat etmesi gerekir:

1. Nefsini bütün günah ve isyandan almalıdır. Çünkü, Allahu Teâlâ, bu mânâda şöyle buyurdu:

- "Kim ki, Rabbinin makamından korkar, nefsini kötü arzulardan uzaklaştırırsa, onun varacağı yer cennettir. " (Nâziat sûresi, âyet: 40-41)

2. Dünyalığın kolay yoldan gelenine razı olmalıdır. Bir rivayette şöyle anlatılmıştır:

- Cennetin karşılığı dünyayı kalben bırakmaktır.

3. Taata, ibâdete rağbetli olmalıdır.

Ümit edilir ki, bu taat bağışlanmaya ve cennete girmeye vesile olur. Bu mânâda Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

- "İşte, bu sizin yapmakta olduğunuz iyi amel ve hareketleriniz sayesinde mirasçı kılındığınız cennettir." (Araf sûresi, âyet: 43)

Bir başka âyette ise şöyle buyuruldu:

- "Yaptıklarına mükâfat olarak." (Secde sûresi, âyet: 17)

Şu kesindir ki; umduklarına kavuşanlar, ancak kulluk yolunda çaba harcadıkları için kavuştular.

4. İyi kimseleri, hayır sahiplerini sever; onlara karışır ve onlarla oturup kalkar. Zira, onlardan biri bağışlandığı takdirde arkadaşlarına, kardeşlerine şefaatçi olur. Resûlullah (s.a,v.) bu hususta şöyle buyurdu:

- "Kardeşlerinizi çoğaltınız; çünkü herkesin öbür âlemde şefaat hakkı vardır."

5. Çok duâ etmek, kendisine cenneti nasip eylemesi için Allahu Teâlâ‘ya yalvarmak, son nefeste iman ile çene kapamayı nasip etmesini dilemektir.

Bâzı zâtlar şöyle anlattılar:

- Biri tuzla, ekmeksiz bakla yerdi.

Biri ona gelip sordu:

- Bu kadarı sana yetiyor mu?

Buna karşılık şu cevabı verdi:

- Ben dünyayı cennete çeviriyorum. Ama sen, dünyayı mezbele ediyorsun.

Şunu anlatmak istiyordu:

- Ben, cennete giderim ümidi ile kanaatle yiyorum. Ama sen, mezbeleye gidesin diye, ne bulursan yiyorsun.

İbrahim b. Edhem‘i anlattılar:

- Hamama girmek istedi. Hamamcı hâline baktı; parasını istedi; veremeyince, hamama almadı. Bunun üzerine İbrahim b. Edhem ağladı ve şöyle dedi:

- Allahım, şeytanların evine parasız girmeme izin verilmiyor. Peygamberlerin ve sıddıkların evine nasıl bedava girebilirim?

Allahu Teâlâ, peygamberlerine gönderdiği bâzı kitaplarda şöyle buyurmuştur:

- "Ey Ademoğlu sen, ateşi pahalı alıyorsun. Ama, cenneti az para ile almıyorsun."

Bunun tefsiri şudur:

- Bir günahkâr, fasık kişilere ziyafet vermek istediği zaman, binlerce lira sarfetmek ona kolay gelir. Halbuki bu para ile cehennemi satın alıyor.

Fakat, Allah için bir iki kuruş sarfedip muhtaçlara ziyafet vermek kendisine ağır geliyor. Bu ise cennetin karşılığıdır... Ebû Hâzim‘in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

- Hiç kimse, bütün sevdiği dünyalıkları bırakmadan cennete giremez. Bu durum, kendisine kolay gelmeli.

Bilse ki, cehennem kurtuluşu, bütün kötülüklere karşı sabır ile olacaktır; bu tahammül, insana kolay gelmeli.

Nasıl ki: Sevdiklerinin binde birini terketmekle cennete girebilirsin. Yine sen sevmediklerinin binde birine tahammül ederek cehennemden kurtulabilirsin.

Yahya b. Muaz Razî şöyle der:

- Dünyayı terketmek zordur. Ama cenneti terketmek ondan daha zordur. Cenneti almanın nişanı da dünyayı vermektir.

Enes b. Mâlik, Resûlullah‘tan şöyle anlattı:

- "Bir kimse, üç defa Allah‘tan cennetini istese, cennet şöyle yalvarır:

- Allahım, onu cennete girdir. Yine bir kimse; üç defa cehennemden Allah‘a sığınsa, cehennem şöyle yalvarır:

- Allahım, onu cehennemden koru."

Allahu Teâlâ‘dan dilediğimiz; bizi cehennemden koruması, cennet nimetine nail eylemesidir. Cennette dostlarla karşılaşmak, onlarla toplantı yapmak ne kadar güzeldir! Niçin güzel olmasın? Bütün ihsan çeşitleri orada mevcuttur...

Enes b. Mâlik, Resûlullah‘tan naklen anlatıyor:

- "Cennette pazarlar vardır; ama orada alış veriş yoktur. Orada halka halka oturur, şunları anlatırlar: Dünya nasıldı? Rabbe ibadet nasıl yapılıyordu? Dünya ehlinin zenginleri nasıldı; fakirleri nasıldı? Ölüm nasıl oldu? Ve biz nice zor işlere sabır ve tahammülden sonra cennetlik olduk."

İbn Mes‘ud (r.a.)‘dan rivayet edilmiştir:

- İnsanlar, toptan sırata varırlar. Onların sırata varmaları cehennemin çevresinde kıyama durmalarıdır. Bundan sonra derecelerine göre, sırattan geçerler. Onlardan bir kısmı şimşek gibi geçer; diğer bir kısmı, yel gibi geçer.

Onlardan bir kısmı, kuş gibi uçar. Sırattan yarış atı hızında gidenler de vardır. Hecin devesi hızında gidenler de vardır. Normal insan yürüyüşü ile gidenler de...

Bir kısmı da ayak parmağı ucu kadar yürür. Sırat işi, bu en yavaş yürüyen kimsenin geçişi ile tamam olur. Sırat kaygandır; ince kılıç gibi kesindir. Dikenlidir, deve dikenleri gibidir. Her iki yandan sıratı melekler sarmıştır. O meleklerin elinde, ateşten çengeller bulunur. Onlarla insanları takip ederler.

Sırattan, yürüyerek selâmetle geçenler olduğu gibi, oradan yaralı kurtulanlar da vardır. Cehenneme düşenler de vardır. Bu sırada melekler şöyle yalvarırlar:

- Kurtar; Allahım kurtar.

Onlardan biri, sıratı geçer ki, bu cennete girenlerin sonuncusudur. Sıratı geçince, ona cennetten bir kapı açılır. İlerideki makamı, kendisine gösterilmez.

Der ki:

- Yâ Rabbi, burada kalayım!

Allahu Teâlâ şöyle buyurur: .

- "Seni burada bırakırım; ama sonra başkasını istersin."

Der ki:

- İzzetine yemin olsun; istemem yâ Rabbi.

Bundan sonra, ona cennetin dereceleri gösterilir. Bunları görünce, daha önce kendisine verilenleri küçük görür ve:

- Yâ Rabbi, beni oraya yerleştir, der.

Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

- "Seni oraya yerleştiririm; ama daha başkalarını istersin."

- Hayır, istemem yâ Rabbi, der. Ama öbürlerini görünce yine ister.

Dördüncü makama kadar çıkar.

Orası da açılır; öbürleri gözünden silinir. Ama bir şey diyemez artık; utanır. Susar, kalır.

Allahu Teâlâ sorar:

- Daha başka bir şey istemeyecek misin?

Hâlini şöyle dile getirir:

- İsteye isteye utandım, yâ Rabbi.

Bunun üzerine Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

- "Sana dünya kadar ve onun on misli de fazlası."

Bu cennet ehlinin en alt derecede olanıdır.

Abdullah b. Mes‘ud diyor ki:

- Resûlullah bu hikâyeyi bize anlattıktan sonra güldü. Gülerken, yan dişleri göründü.

Rivayet edildiğine göre, dünya ehli kadınlarından cennete giren, fazilet itibarı ile huri kadınlarından daha güzeldir; üstündür. Çünkü onlar, dünyada güzel amel işlemişlerdi.

Bu mânâda Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

- "Gerçekten biz; onları yepyeni bir yaratılışla yarattık. Hepsini aynı yaşta, bakire ve kocalarına düşkün eyledik. Hep bunlar kitabını sağdan alanlaradır." (Vakıa sûresi, âyet: 35-38)

İkrime anlatıyor:

- Cennet ehli, kadın erkek otuz yaşında olacaklardır. Boyları, Adem babaları boyunda, yâni altmış arşın olacaktır.

Hepsi de temiz yüzlü, sürme gözlü delikanlı şeklinde olacaklardır.

Yetmiş kat elbiseleri vardır. Her elbise, saatte yetmiş renge girer. Belki de, bir anda yetmiş renge girer. Kadının yüzüne bakan erkek, orada kendini görür. Yalnız yüzüne değil; gerdanına baktığı zaman da kendini görür. Aynı şekilde bacağına baktığı zaman yine kendini görür. Aynı şekilde kadın, kocasının yine, göğsüne ve bacaklarına baktığı zaman kendini görür. Orada tükürmek yoktur. Kirlenmek de yoktur. Bunların dışında kalan diğer eziyetler de onlardan uzaktır.

Bazı hakim zatlar şöyle anlattılar:

Bâzı hakîm zâtlar şöyle anlattılar:

- Sevap yolu görüldüğü hâlde, dünyaya yaslanmak cehalettir. Ahirette sevap getireceği bilindiği hâlde; amelde çabayı bırakmak acizliktir. Cennette rahatlık vardır; ama, onu ancak dünyada rahatı bırakanlar bulabilir. Cennette zenginlik vardır; ama ancak dünyanın boş işlerini bir yana bırakanlar, bir de azla yetinenler onu bulabilirler.

Muhabir: Haber Merkezi