Meryem, bu temiz ortam içerisinde iffetli ve şerefli bir şekilde yetişti. Allah Teâlâ‘nın koruması altında Beytül-Makdis civarında hayatını sürdüren Hz. Meryem‘e melekler sürekli gelerek, kendisine Allah indindeki makamını ve Allah‘ın onu diğer kadınlar arasından bir peygamber annesi yapmak için seçtiğini müjdeliyorlardı.

"Bir zaman melekler şöyle demişti: ‘Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir emirle meydana gelecek olan bir çocukla müjdeler ki, onun adı Meryem oğlu İsa Mesih‘tir. Dünya ve âhirette şeref sahibi ve Allah‘a yaklaştırılanlardan olacaktır. İnsanlara, beşikte iken de konuşacaktır. O, sâlih kimselerden olacaktır" (3/Âl-i İmrân, 45-46). Hz. Meryem, kendisine verilen bu haber karşısında hayretler içerisinde kalmıştı. Onun bu durumu Kur‘an‘da şöyle ifade edilir: "Meryem; ‘Rabbim! Bana hiç bir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?‘ dedi. Allah da şöyle dedi: Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasına hükmedince ona sadece ‘ol‘ der ve o da hemen oluverir" (3/Âl-i İmran, 47).

Bir gün, Allah Teâlâ, Cebrâil (a.s.)‘ı parlak yüzlü ve güzel görünümlü bir genç sûretinde ona gönderdi: "Ailesi ile kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz Cebrâil‘i gönderdik de ona tam bir insan sûretinde göründü" (19/Meryem, 16). Hz. Meryem, onu bir insan zannettiği ve kendisine bir zarar verebileceğinden korktuğu için ne yapacağını şaşırmıştı. Etrafta o an yardıma çağırabileceği kimse de yoktu. Allah‘a sığınmaktan başka çaresi kalmayan Hz. Meryem, ona; "Ben senden, Rahman olan Allah‘a sığınırım. Eğer Allah‘tan korkuyorsan bana dokunma‘ dedi" (19/Meryem, 18).

Cebrâil (a.s.) bir insan şeklinde değil de, melek sûretinde gelmiş olsaydı, onu görünce dehşete düşüp ondan kaçacak ve söylediklerini dinlemeye tahammül edemeyecekti. Onun bu korkusunu gidermek ve geliş sebebini anlatmak için Cebrâil (a.s.) ona şöyle dedi: "Ben, sana nezih ve kabiliyetli bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin gönderdiği bir elçiden başkası değilim" (19/Meryem, 19).

Hz. Meryem onun Cebrâil (a.s.) olduğunu anlayınca, sâkinleşti ve getirilen haber daha önce kendisine bildirilmiş bir şey olduğu halde (3/Âl-i İmrân, 45-46) yine de hayretini ifade etmekten kendini alıkoyamadı ve kendisine hiç bir erkek eli değmemiş; iffetli bir kimse olduğu halde bunun nasıl mümkün olabileceğine bir cevap almak istedi. "Meryem: ‘Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim‘ dedi" (19/Meryem, 20).

Cebrâil (a.s.) şöyle cevap vermişti: "Bu iş dediğim gibi olacaktır. Çünkü Rabbin buyurdu ki, ‘Babasız çocuk vermek bana pek kolaydır. Hem Biz onu nezdimizden insanlara bir mûcize ve rahmet kılacağız. Ezelde böyle takdir ettik" (19/Meryem, 21).

Allah Teâlâ, İsa (a.s.)‘nın babasız doğmasını takdir ettiğinden, onu mûcizevî bir şekilde dünyaya getirmek için ruhundan üfleyerek yaratmıştır. Meryem‘in gebe kalmasını Allah Teâlâ şöyle açıklamaktadır: "Nihâyet Allah‘ın emri gerçekleşti. Meryem İsa‘ya gebe kaldı" (19/Meryem, 22); "Irzını koruyan Meryem‘i de hatırla. Biz ona ruhumuzdan üfledik. Onu da oğlunu da âlemlere bir mûcize kıldık" (21/Enbiyâ, 91); "Biz ona, ruhumuzdan üfledik. O, Rabbinin sözlerini tasdik etmişti ve itaatkâr olanlardandı" (66/Tahrîm, 12).

Hz. Meryem gebe kalınca, insanların bulamadığı bir yere çekilip tek başına beklemeye başladı: "Hâmileyken, insanlardan ayrılıp uzak bir yere çekildi" İnsanların gözünden uzak bir yere çekilmesi kavminin şüphe ve itham dolu bakışlarından kurtulmak içindi. Zaten o, başına gelen bu büyük hâdiseyi insanlara nasıl izah edeceğini bilemediğinden, sıkıntı içinde ne yapacağını şaşırmıştı.

Hâmilelik müddeti hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bir kısmı, bu müddetin bir veya dokuz saat kadar olduğunu söylerken; diğer bir kısmı da, sekiz ay olduğunu söylemişlerdir (Sabunî, a.g.e., 202). Sahih olan, cumhûrun görüşüne göre ise, bir kadının tabiî hâmilelik müddeti kadar gebe kalmış ve yine aynı tarzda çocuğunu doğurmuştur (İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, V, 216).

Doğum sancıları gelince, insanlardan uzaklaşmış olduğu yerdeki bir hurma ağacının altına sığınmak zorunda kaldı. O, bu haldeyken insanların onu itham edecekleri şeyden dolayı ne kadar büyük bir bunaltı yaşadığını şu âyet-i kerîme açık bir şekilde ortaya koymaktadır: "Doğum sancısı onu hurma dalına yaslanmaya zorladı. Haline üzülerek: ‘Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim‘ dedi" (19/Meryem, 23).

Hz. Meryem‘in o anda zihnen içinde bulunduğu sarsıntıyı gidermek ve Allah Teâlâ‘nın koruması altında olduğunu hatırlatıp teskin etmek için ona şöyle seslenildi: "Sakın üzülme! Rabbin alt tarafından bir ırmak akıttı. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze ve olgun hurmalar dökülsün" (19/Meryem, 24-25).

Hz. Meryem‘e seslenenin kim olduğu hususunda, müfessirler ayrı görüşler belirtmişlerdir. Bir kısmı bunun Cebrâil olduğunu ifâde emektedir. Cebrâil vâdinin aşağısından ona seslenmişti. Bu görüşe göre Hz. İsa (a.s.), annesi onu kavmine getirinceye kadar konuşmamıştır. Diğer bazı müfessirler, ona seslenenin İsa (a.s.) olduğu görüşündedirler (bkz. İbn Kesir, a.g.e., V, 218).

Hz. Meryem, çocuğunu dünyaya getirmişti. Ancak, kavminin yanına, onların bu konuda içinde bulundukları fitne halini bildiği halde nasıl dönebilirdi? Onu, hak etmediği halde, iffetsizlikle itham edeceklerdi. O, içinde bulunduğu durumun içyüzünü onlara nasıl inandırabilirdi? Bu karmakarışık düşünce ve sıkıntı halinde ne yapacağım şaşırmışken, ona seslenen; sıkılmadan yiyip içmesini ve kavmine gidince nasıl davranması gerektiğini şöyle bildirmişti: "Ye, iç; gönlünü hoş tut. Eğer birini görürsen, ‘Rahman olan Allah‘a konuşma orucu adadım, bu gün, kimseyle konuşmayacağım‘ de" (19/Meryem, 26).

Muhabir: Haber Merkezi