Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı büyük kongreye hazırlanıyor. "Yine Yeniden Milli Görüş" sloganıyla 39 ilçe ile birlikte meydanlara inmeye hazırlanan Saadet Partilileri, 4 Aralık Sinan Erdem Spor Salonu‘nda yapılacak olan kongre heyecanı sarmış durumda. Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Selman Esmerer, büyük kongre hakkında Milli Gazete Muhabiri Fatih Yedier‘in sorularını cevapladı.

*Sayın Esmerer büyük kongre ne zaman nerede yapılacak...

‘Yine Yeniden Milli Görüş‘ sloganıyla 39 ilçe ile birlikte yeniden meydanlara inmeye hazırlanıyoruz. 4 Aralık Sinan Erdem Spor Salonu‘nda yapılacak olan kongremizin daha çok bir miting havasında yapmayı planlıyoruz. Onun için tüm İstanbul ilçelerinde organizasyonlarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Katılımın yoğun olacağı bir kongre planlıyoruz.  Ve 15-16 günde bu çalışmaları tezyif ettik. Yapılan çalışmalar ilçeler bazında yoğun bir şekilde devam ediyor tabiî ki bizde bunları takip ediyoruz.

*Kongrede ne gibi çağrılarda bulunacaksınız?

Bu kongremizde konseptimiz ‘Yine Yeniden Milli Görüş‘ Bu nedir derseniz öze dönüş, yuvaya dönüş bu bir hak batıl mücadelesi hak noktada mücadele etmek isteyen herkese kapımız yeniden açık. Özellikle Milli Görüş geleneğinden gelerek iste bugün ki iktidar partisinde yoğunluklu olan ve diğer siyasi partilere giden herkesi tekrar yuvaya davet ediyoruz bu kongre vasıtasıyla. Burada özellikle Yine Yeniden Milli Görüşün esprisi bu. Yani bizim medeniyetimizin, üstün olan medeniyetimizin bunun için hep birlikte çalışılması ve hakim olması için Türkiye‘de ve Dünya‘da gayret gösterilmesi.

*Başkanım sizce AKP şuanda kimi taklit ediyor

Son dönemde iktidarla beraber rahmetli hocamızın tabiriyle batı taklitçiliği başladı. Yani geleneksel Türkiye siyasetindeki Demokrat Parti‘deki Adnan Menderes‘le başlayan Adalet Partiyle devam eden o çizgide AKP‘de hızla bunlardan biri olma yolunda ilerliyor. Buda menfaate ve ranta dayanan klasik bir particilik. Gelinen noktada özellikle bizim medeniyet noktasındaki hassasiyetimizi arkadaşlar kaybetmeye başladılar. Manevi dinamiklerini kaybetmeye başladılar. Yani biz şunu gördük inandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız.

*Laikliği siz nasıl tarif ediyorsunuz...

Bir Milli Görüş geleneğinden gelmiş başbakan Mısır‘da, Libya‘da ve Tunus‘ta halkları Laikliğe davet ediyor. Bu bir Milli Görüş geleneğinden gelmiş başbakana yakışmıyor. Eğer davet edecekse hakka, hakikate ve adalete Milli Görüşe, insanların huzur ve Saadet aradığı hakça bölüşüme davet etmesi gerekirken Laikliğe davet ediyor. Laikliğin de tarifini hiç olmayacak bir şekilde yapıyorlar. Laiklik dinlere eşit mesafede durmak gibi bir söylem geliştirdiler. Laiklik bu değil. Laiklik 70-80 senedir bu ülkede insanlara zulüm etti. Başörtüsüyle insanlar üniversitelere giremedi. Tek partili Cumhuriyet Halk partisinde ezan Türkçeye çevrildi. Kuran okuyanlar terörist diye kovalandı. Bugün hala bir başörtülü bayanımız memur olamıyor veya bir iş yeri sahibi izin vermezse bugün bir beyefendi Cuma namazına gidemiyor. Çünkü çalışma saatleri içerisine denk geliyor ve böyle bir özgürlüğü dahi yok. Yani baktığımız zaman Müslümanlar bu ülkede daha birinci sınıf vatandaşı olma noktasında özgürlüklere sahip değil. Bütün bunları Laiklik adı altında bu millete dayatıyorlar ve bu inançlara zulüm ediyorlar. 70-80 senedir acımasız bir Fransız jakoben laikliği yaşadık. Şimdi AKP iktidarıyla biraz Anglosakson laikliğe geçildi. Ancak daha birçok özgürlükler noktasında herhangi bir iyileştirme 9-10 senedir AKP iktidarında yok. Çünkü onların böyle bir misyon ve vizyonu yok.

*Türkiye‘nin AB üyeliği için attığı adımlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

Onların söyledikleri biz Avrupa Birliğine gireceğiz, Avrupa Birliği noktasında 50 senedir Türkiye‘nin geldiği nokta belli. Bugün Avrupa Birliği dağılma noktasına geldi. Kendi içlerinde anlaşmazlıklar, krizler (Yunanistan, İspanya, Portekiz, İtalya) nerdeyse kendi içerisinde dağılma noktasına geldi, biz kapıda hala girmek için bekliyoruz ve bize yasaları dayatıyorlar bizde dayatılan yasalar çerçevesinde icraatlara devam ediyoruz. Ne yaptık, zinayı serbest bıraktık, askerlik konusunda vicdani ret bunu biz kendi isteğimizle çıkarmıyoruz. Avrupa diyor ki bu kanun olacak sende olmazsa müracaat ediyorsun müracaat eden, mağdur olan kimse seni tazminata mahkûm ediyor dolayısıyla Avrupa İnsan hakları mahkemesi Türkiye‘de tazminatı kesilince, tazminatı devlet ödemek zorunda kalıyor. Dolayısıyla zorunlu olarak vicdani reddi yasalarda koymak zorunda kalıyor. Hâlbuki bizim kendi medeniyet değerlerimiz, batı medeniyet değerlerinin çok üstünde ve bugün batı medeniyeti Kapitalizm, Liberalizm sermaye büyük balık küçük balığı yutar prensibiyle hareket ediyor. Acımasız tam kapitalist, liberal bir ekonomide küçük her zaman eziliyor, büyük daha büyük oluyor ve gittikçe üretilen katma değerin paylaşımında adaletsizlikler hat safhaya varıyor.

*Türkiye, kendi kendine yeten  güçlü bir ülke nasıl olabilir

Bizim görüşümüze göre bu Kapitalist sisteminde artık bir son uzatma dakikaları. Biz bunu neye göre söylüyoruz, İngiltere‘de ayaklanmalar başladı Amerika‘ya sıçradı. Bütün alt gelir grupları üretilen ülkedeki katma değerden hakça paylaşım istiyorlar. Refah istiyorlar. Bu ülkede Saadet Partisi mutlaka iktidar olmalı. Türkiye örnek ve güçlü bir ülke olması gerekiyor. Ama maalesef baktığımız zaman Türkiye tamamen batıyı taklit eden hocamızın tabiriyle batı taklitçiliğinden ileri gitmeyen bir AKP iktidarı görüyoruz. 10 sene oldu Kemal Dervişle başlayan o ekonomik politikalar AKP ile birebir aynı çizgide devam ettirilerek Türkiye iç ve dış borca sahip oldu. Cari açık 40 milyar dolar olması gerekirken 60 milyar dolar oldu. Yılsonuna kadarda bunun 80 milyar dolar olacağı söyleniyor. Cari açığı engellemek için hükümet 1600cc ve üstü ithal arabalara şok vergiler getirdi. Bütün bunlar cari açığı azaltmak, geri çekmek, yapılan ithalatları yavaşlatmak için ama kendilerinin bu noktadaki üretime yönelik teşvik etmemeleri, üretime dayalı bir ekonomik model bir planlama yapmamaları sadece ithalata dayalı ve borca dayalı gerçekleştirdikleri için cari açık da bu noktada çok ciddi sıkıntılara girdi. İşte Milli Görüş olarak biz rahmetli liderimizin başbakanlıkta yaptığı 1996-97‘de Türkiye‘de ilk defa havuz sistemi denk bütçe iç ve dış borçların azaltılması ‘Yeni Güçlü Bir Türkiye ve Yeni Bir Dünya‘ sloganı ile D-8 olayını gerçekleştirdi. Ancak D-8 olaylarının bugün baktığımızda maalesef kâğıt üzerinde kaldığını görüyoruz. Dünyada sömürenler, ezenler ve ezilenler var. Bu kongreyle sömürülenler ve ezenlere sesleniyoruz. Gelin bu sömürenleri, ezenleri, Siyonistleri, Emperyalistleri birlikte devirelim. Bunun adı Milli Görüş. Bu noktada inşallah kongremiz bir çıkış olacak. İstanbullu bütün seçmenlerimize, Türkiye‘mize ve dünya insanlığına bu kongre vasıtasıyla sesleneceğiz. Kurtuluş Milli Görüşte, adil düzende, hakça paylaşımda ve kardeşliktedir. Yine Yeniden Milli Görüş, öze dönüş. Sloganımızın esprisi de budur.

*Rahmetli Erbakan Hocamız işçiye, memura, emekliye şuana kadar yapılmayan zamları nasıl yapmıştı

Türkiye cumhuriyetinde hiç yapılmayan zamlar Erbakan hocamızın zamanın da yapıldı. Yüzde 100, yüzde 200, yüzde 300 zamlar Rahmetli Erbakan hocamızın zamanında yapıldı. Şuanda hükümet ancak enflasyon oranının bir puan üstünü veya aynısını vermekte bile zorlanıyor. Çünkü yapıda bozukluk var. Havuzda para yok. Kaynak oluşturamıyor. Sürekli borç alıyor, sürekli borcu büyütüyor, devlet borçlanıyor, belediyeler borçlanıyor. Türkiye tamamen borca dayalı ve ithalata dayalı bir formülle yürümeye çalışıyor. Bu tabi en sağlıksız bir ekonomik modeldir. Biz diyoruz ki ekonomik bağımsızlığı yoksa o ülkenin siyasi bağımsızlığı da olmaz. Yani borç alan emir alır. Hemen denk bütçe ve havuz sistemi kurulmalı.

*Türkiye‘nin manevi değerleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Manevi dinamiklerimizde çok büyük aşınma var. Örneğin aile yapımız bozuluyor. Evlenen gençlerimizi çoğu boşanmayla neticeleniyor. Bunların bir kısmı ekonomik, bir kısmı geçimsizliklerden, bir kısmı özellikle anlayış farkından sıkıntıya gelemiyor ve boşanma sebebi oluyor. Buda manevi dinamiklerimizin ne kadar aşındığını gösteriyor. Ailede anne, baba ve çoluk çocuk sevgi saygı her geçen gün kan kaybediyor. Ve evlenen çiftlerin boşanmaları da hızla artarak devam ediyor. Bu büyük bir sosyal yara. Bir devletin bir milletin sağlıklı olabilmesi için en temel en çekirdek birimi ailedir. Bir aile ne kadar sağlam olursa o devlet o millet o kadar güçlü olur. Bütün madde kullanımları küçük yaşlara doğru hızla aşağıya iniyor. Alkol kullanma bu tür bağımlılık yapan uyuşturucu, tiner gibi felaket olan bağımlılık maddeleri kullanımı yaşı aşağı çekiliyor. Böyle olunca da toplumda çürüme hızlanıyor. Bunun için manevi bir eğitim lazım. Manevi değerlere ağırlık verilmesi lazım. Ama 9-10 senede gelinen icraatlarda bunları göremiyoruz. Tam tersine bu noktalarda baktığımız zaman Türkiye‘de içki tüketiminin dört kat arttığını görüyoruz. Böyle manevi noktalarda iyileştirme olsa bunların artmaması lazım aksine azalması lazım. Boşanma oranlarının artmaması lazım iyileştirerek azalması lazım. Buda gösteriyor ki bir manevi toptan kalkınma seferberliği Türkiye‘de başlatılması lazım. Bunun içinde öze dönüş ve Milli Görüş gerekiyor.

*Son günlerde değişen Türkiye - Suriye ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz...

Dış dünyada Türkiye‘nin geldiği kritik bir nokta var. Düne kadar sıfır problem diyerek komşularımızla vizeleri kaldırarak oluşturduğumuz yapı bugün geldiğimiz noktada Türkiye Suriye‘yle karşı karşıya savaş noktasına geldi. Bu noktada tabi Suriye‘de öldürülen Müslümanlar bizim kardeşlerimiz. Onlara sahip çıkıyoruz ama fotoğrafın bütünlüğü içerisinde de maalesef böl, parçala, yut işte Irak işte Afganistan. Aynı konuma düşürülmek isteyen birde Suriye var. Bu oyuna kesinlikle gelmememiz lazım. Allah muhafaza burada başlayacak Türkiye, Suriye savaşı gibi bir olay bölgenin tümünü sarar. İçine İran‘ı alır, Amerika‘yı alır, İsrail‘i alır bölgenin felaketi olur. Belki bir 3. Dünya savaşının alt yapısı olur. Bunu nerden söylüyoruz, kendi Malatya‘mızda füze kalkan projesi şuanda yapılıyor. Hükümet diyor ki bu İran‘a karşı yapılan bir proje değildir. Hâlbuki dünyada biliyor ki bu İran‘a karşı ve İsrail‘in güvenliğini korumak için kurulan bir füze kalkanı. İsrail‘in güvenliği için böyle bir İran‘a yapılacak ABD, İsrail saldırısında çıkacak bir savaşta kendimizi istemeyerek savaşın içerisinde bulacağımız bir hızla zemine doğru sürükleniyoruz. Şuanda Türkiye iradesinin dışında geldiği noktayla dış politikasını tamamen Amerikan eksenli, Nato eksenli yaptığı için kendi iradesi dışında Suriye‘yle, İran‘la harbin içinde bulabilir. Buda Türkiye‘nin, Suriye‘nin, İran‘ın ve bölgenin büyük bir felaketi olur. Ve bu savaşında nerede duracağı kimse kestiremez. Bu asla olmamalı. Bu Siyonizm‘in arzumevdut büyük İsrail projesine ancak yardım etmekten başka bir işe yaramaz. Müslümanlar ölür, Amerikan silah fabrikaları 24 saat mesaiye çıkar. Nihayetinde biliyorsunuz dünyadaki silahların yüzde 75‘ini Amerikan silah fabrikaları üretiyor. Bu silahları satılması için savaş lazım bu savaşlar içinde en uygun ülkeler Müslüman ülkeler. Müslüman ülkeler içerisindeki bütün ayrılıkları, mezhepsel ayrılıklar, Alevi, Suni, Şii ve etnik ayrılıkları Kürt, Türk, Türkmen vb. bunları çok iyi kullanarak Amerika fitne tohumlarını işte Irak bir buçuk milyon insan öldü ve bugün hala konulan bombalarla camilere, türbelere insanların kalabalık olduğu yerlerde insan katliamları oluyor.

Sayın Başbakan diyor ki Irakta petrol var NATO onun için vurdu Suriye‘yi neden vurmuyor Suriye‘ye neden gelmiyor. Irak da güzel şeyler mi oldu. O kadar insan öldü. Evet, Saddam da bir zalimdi ama en azından insanlar böyle bir devlet vardı, böyle bir milletim vardı ancak böyle bir katliam yoktu. Saddam dönemini yüz sefer arasal bir pozisyon çıktı. Aynısını Kaddafi‘ye uyguladılar.

*Libya bir örnek teşkil etmeli mi?

Libya‘da şimdi ne olacağı belli değil. İkiye bölünme ihtimalleri var. Emperyalistlerin oradaki petrol, doğalgaz zenginlikleri iştahını kabartıyor. O ülkeyi düşünen yok. Orda ülkede iç savaşlar devam mı edecek yoksa sükûnet sağlanıp insanlar huzura mı erecek hiçbir şey bilinmiyor. Suriye‘de yarın böyle bir şey olurda aleviler, suniler böyle birbirine iç harp şekilde kaosa dönerse yarın orada da aynı şekil bir Irak türü kimin kimi öldürdüğü belli olmayan bir yapı olursa bundan hem bölge hem Suriye hem Türkiye zarar görür. Bu kargaşalar teker teker çıkarılmıyor. Hep birden çıkarılıyor. Arap Baharı dendi Tunus da başladı, Libya, Mısır, Yemen, Bahreyn, Suriye bizim güney doğumuzda anarşi şeklinde devam eden bütün bu olaylar büyük orta doğu projesinin 52 ülkede sınırlar değişecek dediği projenin uygulama safası.

Maneviyatımızı kaybediyoruz

Manevi dinamiklerimizde çok büyük aşınma var. Örneğin aile yapımız bozuluyor. Evlenen gençlerimizi çoğu boşanmayla neticeleniyor. Bunların bir kısmı ekonomik, bir kısmı geçimsizliklerden, bir kısmı özellikle anlayış farkından sıkıntıya gelemiyor ve boşanma sebebi oluyor. Buda manevi dinamiklerimizin ne kadar aşındığını gösteriyor. Ailede anne, baba ve çoluk çocuk sevgi saygı her geçen gün kan kaybediyor

Çağrımız herkese

Bu kongremizde konseptimiz ‘Yine Yeniden Milli Görüş‘ Bu nedir derseniz öze dönüş, yuvaya dönüş bu bir hak batıl mücadelesi hak noktada mücadele etmek isteyen herkese kapımız yeniden açık. Özellikle Milli Görüş geleneğinden gelerek iste bugün ki iktidar partisinde yoğunluklu olan ve diğer siyasi partilere giden herkesi tekrar yuvaya davet ediyoruz bu kongre vasıtasıyla. Burada özellikle Yine Yeniden Milli Görüşün esprisi bu.

*Kongre de bu yönde bir mesajınız olacak mı?

Bu zamanda Milli Görüş iktidarına her zamandan daha fazla ihtiyaç var. Çünkü bu ülkelere sahip çıkacak, yol gösterecek başka bir görüş yok. Rahmetli hocamız yaşadığı müddetçe kendisini İslam Birliğine vahdetti. Ve bütün çalışmalarında Türkiye Müslümanlarına, dünya Müslümanlarına hukuk verdi, vizyon verdi ve yaşadığı müddetçe 5 şeyi her zaman seslendirdi. Bir İslam birleşmiş milletler olmalı, iki İslam ortak pazarı olmalı, üç İslam ortak para birimi olmalı, dört İslam kültür birliği olmalı ve beş İslam askeri gücü, barış gücü ve askeri pahtı olmalı. Bu en son şık hepsinden önemliydi. Eğer bu güz NATO gibi bir güç haline getirilseydi bugün Iraktaki, Suriye‘deki, Libya‘daki, Afganistan‘daki katliamları yaşamayacaktık. Müslümanlar kendi problemlerini kendileri çözme yeteneğine sahip olacaktı. Ama bunları başaramadı NATO‘nun, Amerikan‘ın, Fransa‘nın, İngiltere‘nin, Almanya‘nın istediği zaman özellikle NATO kanalıyla Müslüman ülkelere girip bombaladığı, işgal ettiği ülkeler haline geldi. İşte Irak, Afganistan, Libya. Müslüman ülkelerde oluk oluk kan akıyor, gözyaşı var ve ölüm var. Bunu batılılar hiç acımasız şekilde yerine getiriyorlar. Ve bu güce karşı dünya da dur diyecek bir güç yok. Bu yüzden Türkiye güçlü olması lazım ve bölgede söz sahibi olması lazım. Biz bu tarihi süreçteki sorumluluklarımız inşallah bu kongre vasıtasıyla bir defa daha hatırlatacağız. İslam ülkelerine de birlik ve beraberlik çağrısında bulunacağız. Asla Türkiye‘yle, Suriye‘nin ve İran‘ın savaşmaması için elimizden geleni yapacağız. Kongre vasıtasıyla bütün dünyaya sesleneceğiz.

Muhabir: Haber Merkezi