İşsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsüzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi pek çok sorunun yaşandığı Ortadoğu‘da esen Arap Baharı rüzgârı, demir yumrukla yönetilen ülkelerde domino etkisi yaptı.
Protestolar ilk olarak 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus‘da başladı. Ardından Mısır, Yemen, Libya, Yemen, Bahreyn, Ürdün ve Suriye‘ye sıçradı.
Bu ayaklanmalar Tunus 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ile 30 yıl Mısır‘ı İsrail ve Batı‘ya peşkeş çeken Hüsnü Mübarek‘in görevlerini terk etmesiyle sonuçlandı.
Libya Lideri Muammer Kaddafi‘nin liderliği ve yaşamı iç ve dış müdahale sonrası kanlı bir biçimde sona erdi.
Yemen ve Suriye‘de ise mevcut rejimler muhaliflerin taleplerine şiddetle karşılık vermeye devam ediyor.
Yer yer çatışmaların sürdüğü Bahreyn‘de bazı reformların hayata geçiriliyor ancak muhalefet atılan adımları yeterli görmüyor.
Aynı şekilde Ürdün‘de yapılan reformları yeterli görmeyen muhalefet tek vücut olmuş halde protestolarla ülkedeki rejimin değiştirilmesi ve reformların istedikleri biçimde yapılması için sokaklarda...
Arap baharının kendilerine de sıçrayacağı endişesi taşıyan diğer Körfez ülkeleri liderleri korkulu bir bekleyişte...
Kısa adı ESAM olan Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından İstanbul‘da düzenlenen 20. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi‘ne katılmak üzere ülkemize gelen İran Davet ve Islah Cemaati Başkanı Abdurrahman Pirani ile bölgemizdeki gelişmeleri ve ülkesinde yaşayan Sünnilerin durumunu konuştuk...
"Arap dünyasında meydana gelen ayaklanmaların en başta gelen sebebi; yıllardan bu yana söz konusu ülkelerde İslami hareketlerin faaliyetlerde bulunması ve Müslüman liderlerin kitleleri olumlu bir biçimde yönlendirmiş olmasıdır. İhvan-ı Müslimin, Milli Görüş ve diğer İslami cemaatler gibi oluşumlar, işte bu şekilde halklarına karşı görevlerini yerine getirmiş oldular."
Arap baharı adı verilen ayaklanmalara nasıl bakıyorsunuz?
Konferansta da konuştuğumuz gibi Arap Baharı Allah‘ın ümmete bir lütfüdür. Ben söz konusu ayaklanmaların Müslümanların uyanmasına yol açtığını düşünüyorum. Bugüne kadar İslam ümmetinin düşmanları, Müslüman liderlerin yönetime ulaşmasını engelliyorlardı. Tarihte olduğu gibi İslamiyet‘in her tarafa egemen olabileceği korkusunun yanı sıra bugüne kadar elde ettikleri imtiyazları ve çıkarları kaybetme endişesi de taşıyorlar. Şimdiye kadar Müslümanların kazanmaması için gereken her şeyi yaptılar. Ama şimdi Allah‘ın tecellisi bu şekilde gerçekleşerek, halk hareketi olarak İslam dünyasında zuhur etti
Ayaklanmalara neyin sebep olduğunu düşünüyorsunuz?
Arap dünyasında meydana gelen ayaklanmalar, nedensiz oluşmamıştır. Bunların gerçekleşmesinin birçok sebebi vardır. Ayaklanmaların en başta gelen sebebi; yıllardan bu yana söz konusu ülkelerde İslami hareketlerin faaliyetlerde bulunması ve Müslüman liderlerin kitleleri olumlu bir biçimde yönlendirmiş olmasıdır. İhvan-ı Müslimin, Milli Görüş ve diğer İslami cemaatler gibi oluşumlar, işte bu şekilde halklarına karşı görevlerini yerine getirmiş oldular.
Arap Baharı‘nın başarıya ulaşmasında ne gibi faktör ya da faktörler rol oynadı?
Özellikle gençlerin hamaseti, gayreti bu hareketleri başarıya ulaştırdı. Benim kanaatim bu değişim ve bu devrimler, insanların düşüncelerini değiştirdi. İslami yönetimlerin tekrar hâkim olabileceği düşüncesini uyanmasına sebep oldu.
Batı Müslümanlarla anlaşmaktan başka çaresi olmadığını gördü
Gelinen nokta nedir?
Bildiğiniz gibi Müslüman Kardeşler ve Nahda gibi daha birçok hareket yasaktı, liderleri de yasaklıydı. Ama artık Batı, Müslümanlardan anlaşmaktan başka çaresi olmadığını gördü. Ve şimdi İslami hareketlerle diyalog kurmanın ve anlaşmanın yollarını aramaktadır.
Bu hareketlerin arkasında kimin olduğunu düşünüyorsunuz, Batılı güçlerin ve İsrail‘in ayaklanmalarda rol aldığına ilişkin iddialar hakkında neler söyleyeceksiniz?
Bu yöndeki iddiaları doğru bulmuyorum. Elbette Batı boş durmuyor, bu ayaklanmaları yönlendirmeye çalışıyor. Evet onlar kontrolleri dışında bir gelişmenin olmaması için çok yönlü olarak çaba sarf ediyorlar. Zaten Batı öteden beri onlar İslam ümmeti arasında sorun çıkarmak için uğraşagelmişlerdir.
Diğer ülkelerdeki ayaklanmaları destekleyen İran‘dan Suriye‘de protesto gösterileri başladığında çok sert açıklamalar geldi...
İran bir yönüyle olanları çok büyük bir mutlulukla karşılamakta ama bir yönüyle de endişeler taşımakta. İran devleti, yönetim değişikliğinin kendi gerçekleştirdikleri yöntemle gerçekleştirilmesi taraftarıdırlar. Ama şu anda Arap baharı sivil hareketler biçiminde geliyor. Unutmamak gerekir ki; İran İslam devrimi büyük bir devrimdir. Ümmetin uyanışında İran İslam devriminin çok büyük rolü olmakla birlikte bazı hatalar da yapıldı.
Mesela?
Yeni rejim, vatandaşlarıyla ilişkilerde bazı yanlış yaklaşımlarda bulunuldu. İslam adına kurulduğunu söylese de hangi devlet bazı vatandaşlarını ikinci ya da üçüncü plana atarsa ve de bazı yerlerden uzaklaştırırsa, eşit muamelelerde bulunmazsa başarılı olması zordur. Böyle bir tutum kesinlikle hatadır.
Dikta rejimleri değişecek
Son gelişmeler dolayısıyla Türkiye-İran arasında ciddi problem çıkar mı?
Böyle bir sorun çıkmamasını temenni ediyoruz. Sadece Türkiye değil, başka İslam ülkeleriyle ve komşu ülkelerle büyük bir problemin yaşanmamasını istiyoruz. İran da resmi ya da gayrı resmi bazı uygun olmayan açıklamalarda bulunanlar oldu. Bunlar üzücü.
Müslümanlar arasında zaman zaman sorunlar çıkıyor. Bunlar nasıl çözüme ulaştırılmalı?
Müslüman Alimler Heyeti Birliği toplantısında da -ki ben orada üyeyim- Kardavi hoca dedi ki: Bu toplantıları çok sık yapmalıyız. Zira bu toplantılar aradaki anlaşmazlıkları gidermek, birbirimize yakınlaşmamızı ve anlamamızı sağlamak için çok önemlidir. Bunun için de görüş alış verişimiz sıkça olmalıdır. Dolayısıyla ESAM‘ın düzenlediği bu toplantılar da olayları daha iyi anlamak için çok önemlidir. Şuna inancım tamdır: Allah‘a şükürler olsun ki, bölgedeki dikta rejimleri ve diktatörler değişecektir.
İran‘da 15-20 milyon Sünni var
Türk kamuoyu İran‘da Sünni olup olmadığını daha doğrusu ne kadar Sünni olduğunu merak etmektedir. Bu sayı nedir ve Sünniler İran‘da mezhepleri dolayısıyla sıkıntılarla karşılaşıyorlar mı?
İran‘da devrim olurken Sünnilerin tümü devrime tam destek verdi. Ancak devrimin ardından Sünnilere yönetimde yer verilmedi. Bu konuda çeşitli görüşmelerde bulunuldu ama sonuç vermedi. Hatta bazı bölgelerde çatışmalar oldu. Biz cemaat olarak başka bir yol takip ettik. Hükümetle çatışmadık. Ne mezhep ne de ırk ayrımını ya da anlaşmazlıkları gündeme getirmedik. Bizim misyonumuz ehlisünneti koruyup kollamaktır. Ehlisünneti korumamızın için şunlara dikkat etmeliyiz: Öncelikle inanç olarak akidemizi korumalıyız. Siyasi yönden ise; hükümetle çatışmaya girmemeliyiz. Ama bir takım çevreler İran yönetimiyle çatışmaya girmemizi çok istedi.
Çalışma şekliniz nasıl, ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
Bizim ilke olarak âlimlere önem vermek. Öte yandan Ehlisünnetle ilgili kitapları Arapçadan Farsçaya çeviriyoruz. Gençlerimizin üniversite eğitimi almalarını çok önemsiyoruz. Ehlisünnet cemaatlerinin kendi aralarında ilişki kurması için çalışıyor, ilişkilerimizi geliştiriyoruz. Ve onların İslam dünyası ile iletişim kurmaları için gayret gösteriyoruz. Türkiye, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle örneğin...
Sünni Müslümanların sayısı
Nüfus oranına gelince; istatistik yok ama kesine yakın bir orana göre 75 milyonluk nüfusun 15 ile 20 milyon arasında... Özellikle sınır bölgelerinde yaşıyorlar. Bazı kasabalarda yüzde 70-80‘e varan oranda Sünni yaşamaktadır. Sadece Tahran‘a 2 milyon Sünni olduğunu söyleyenler var. Bizim merkezimiz de Tahran‘da. Her bölge ile ilişkimiz var. Çok açık aleni biçimde faaliyetlerde bulunuyoruz. Biz İran‘ın Müslüman Kardeşleriyiz. Bağımsızız. Kimseyle manevi bağın dışında bir bağlantımız yok. Mevdudi, Erbakan gibi liderlerle manevi bakımdan temaslarımız oldu...




