KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş‘ın vefatı tüm Türkiye ve KKTC‘yi yasa boğdu. Denktaş‘ın cenazesi bir kez daha milyonların yüreğine Kıbrıs Davası‘nı zerk etti.Kıbrıs Türkleri‘nin efsane lideriyle ile Dış Haberler Editörümüz Hüseyin Altınalan‘ın 2007 yılında yaptığı röportajın satır başlarını sizler için yeniden yayımlıyoruz.
-Kıbrıs‘ta çözüm iki ayrı devlet mi, konfederasyon mu?
- Konfederasyon olması için evvela var olan iki ayrı devletin varlığının kabul edilmesi lazım. Ondan sonra onların birlikte hareket etmesi gelir. Federasyonu, üniter devlete dönüştüreceğine inananların oyununa gelmedik. Bizi kurtaracak şey konfederasyondur. Ama bırakalım da konfederasyonu onlar istesin. Biz sırtımızı dönüp görüşmüyorum diyelim. Nedenini anlatalım AB‘ye. AB de karar versin, 75 milyonluk Türkiye mi, yoksa altı yüz binlik Kıbrıs Rum yönetimi mi?
- İslam ülkeleri tanısın dediniz. Türkiye‘de yaygın bir kanaat var. Bir zaman Pakistan KKTC‘yi tanımak istedi, Türkiye buna engel oldu. Var mı böyle bir şey?
- Hayır. Buna Türkiye değil, Amerika engel oldu. Bangladeş bizi hemen tanıdı 1983‘te, ama 24 saat sonra bunu yapan dışişleri bakanının işine son verildi. ABD tanırsan yardım etmem diye baskı yaptı. Amerika bizim gözümüzün içine bakarak "Sizi asla tanımayacağız!" diyor. Bu durumda Rum‘un bizimle uzlaşmasını nasıl bekleriz? ABD‘nin arkasına sığınmışlar. Mücadelenin aslını, bunu anlamak lazım. Bu mücadele, Rum‘un Yunanistan‘la birlikte Kıbrıs‘ı alma mücadelesidir. 11 yıl silahla yapamadığını AB‘yi kullanmak suretiyle yapma mücadelesidir. Türkiye buna boyun eğme eğiliminde olmadığını gösteremedi! Gidip Ankara ek protokolünü imzalamakla gösteremedi, Annan planına "evet" demekle gösteremedi. Şimdi ise aldatıldığının farkında. Sesi yükselmektedir, ama yeterince değil bence. Kırmızıçizgiyi, Sayın Sezer‘in formülünü AB‘ye ve Yunanistan‘a hiç çekinmeden göstermek lazımdı. Çünkü bu uzlaşmazlık değildir, kalıcı uzlaşmak istemek demektir. Türk-Yunan kavgası istemiyorlarsa bunu böyle kabul etmeleri lazım
Pakistan elçisi tepki gösterdi
- De facto bir bölünmüşlük var, bunu bütün dünya biliyor. Fakat siz hukuken tanınmıyorsunuz. Batı sizin varlığınızı inkâr ediyor?
İngilizler başta tasarı çıkartılar ve ‘bu ayrımcılıktır, kimse tanımasın, kimse yardımcı olmasın‘ diye. O toplantıda ben konuştum, alkışlandım epey. Fransız delegeler bana "bu konuşmayı keşke Paris‘te yapmış olsaydın" dediler. Biz talimatı aldık aleyhine oy kullanacağız. Pakistan benden bile daha güzel konuşma yaparak, bizi müdafaa etti. BM‘den Kıbrıs‘ı kimse tanımasın kararı çıktı, 24 saat sonra Rumlar şikâyet etti. Çünkü Türk Büyükelçisi İnal Batu, KKTC‘yi tanımıştı. Türkiye nasıl olur da tanımaz kararı diye döndü tekrar konseye. Türkiye‘den bana talimat geldi: "Silah ambargosu devam ediyor, çok zor durumdayız. Lütfen görüşmelere hazır olduğunuzu, federasyon istediğimizi, ortaklık kuracağımızı söyleyin," dendi. Geçen toplantıda kükreyen aslan, kuzu gibi bu sefer melemeye başladı. Çıkarken aynı Pakistan temsilcisi yanıma geldi ve: "Denktaş Bey" dedi, devlet kurdunuz, sizi heyecanla destekledik. Devlet kuranlar tanınmayı ister. Şimdi geldiniz ve birleşme istediğini söylüyorsunuz. Bizi Yunan ve Rumlara karşı neden zor durumda bırakıyorsunuz?" diye sordu.
Kıbrıs‘ın stratejik önemi sadece petrolden kaynaklanmıyor
- Bir de petrol meselesi var. Bunun stratejik önemi olmadığını ileri sürüyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?- Evet, şimdi bir de petrol meselesi çıktı birden bire. Kıbrıs‘ın stratejik önemi sadece petrole sahip olmasından kaynaklanmıyor. Rahmetli Fahri Korutürk‘ün deyimiyle, Türkiye‘nin ‘denizlere açık bir ülke olmak‘ en büyük özelliklerinden biridir. Kıbrıssız bütün sahiller, mesela İskenderun başkalarının kontrol altına girer. Petrol meselesi birden bire çıkmadı ki. Bundan yaklaşık 6-7 sene önce New York‘tayken bir şirket adına bir heyet geldi. Onlarla bir araya geldik. Görüşmemizde, "Vasiliu Mısır‘da, Suriye ve Lübnan‘ın da dahil olacağı bir petrol anlaşması yapıyor. Biz Kıbrıs‘ta Türklerin de yüzde 50 hakkı olduğunu biliyoruz. Sizinle yüzde 50 olan hakkınız için bir antlaşma yapalım," dediler. Ben heyecanlandım ve bunu derhal Türkiye‘ye bildirdim. Türkiye ne yaptı bilmiyorum. Adam, iki üç defa sordu, ne oldu, nasıl gidiyor diye. Bunları Türkiye‘ye de bildirdim. Basında petrol konusunda bir haber çıktığında, o günkü hükümete tekrar hatırlattım. Ne yaptılar bilmiyorum. Fakat, Kıbrıs ile Türkiye arasındaki araştırma hakkı Türk petrollerine aittir şeklinde bir cevap verildi. Bir defasında da SİSMİK bizim sularımıza geldi, gösteri yaptı. Net olarak hatırlamıyorum bir defasında da Norveç sismik gemilerini bizim deniz kuvvetleri kovaladığı haberleri duyuluyordu. Şimdi Türkiye sesini yükseltti. Ama ben diyorum ki: Rumların, "Kıbrıs üniter devlettir, Türkler azınlıktır" demesi bir hastalığın semptomlarıdır. Siz bunlarla meşgul oluyorsunuz. Bu da onların meşru olmadığını gösteriyor. Siz bunun üzerine gideceğinize diğer şeylerle meşgul oluyorsunuz. Bu adama verdiğiniz yegâne etkili cevap: "Sen bütün Kıbrıs‘ın meşru hükümeti değilsin" olmuştur, "Bu KKTC‘nin ilan edilmiş olmasıdır" ve "bu cumhuriyetin sınırlarını garantör Türkiye‘nin askerlerinin ve bizim askerlerimizin korumasıdır."
"ABD, Türkiye‘nin dostu değildir"
- Rumların petrol ihaleleri konusunda ne diyorsunuz?- Tabii, adamlar artık kendilerini mühürletmek istiyor dünyaya ve Türkiye‘ye. Bunun anlamı aslında Türkiye‘ye meydan okumaktır. Türkiye‘yi ihaleye girecek olan Amerikan ve diğer şirketlerle karşı karşıya bırakmaktır, amaç. ABD‘nin Türkiye‘nin dostu olmadığını, Kıbrıs meselesinde, 1964 arşivlerinde görüyoruz. Kıbrıs meselesinin, Yunanistan‘a ilhakı ile halledilmesinden yana olduğunu görürsünüz. Eninde sonunda bunu yapacaklar. Bu petrol meselesi de bir semptom, hastalığın göstergesidir.- Nereden biliyorlar petrol olduğunu?- Yıllar önce uzaydan çekilen fotoğraflarda bu petrol kaynakları göründü. Herkes biliyordu. Bana göre Annan Planı hazırlanırken bunu da bilerek yaptılar. Rumlar da eğer petrol kaynakları bulunursa merkezi hükümete aittir diye yasa geçirdi.
"Türkiye‘nin şerefiyle oynanıyor"
- Kıbrıs, Türkiye‘nin AB perspektifi önünde dikili bir taş gibi gösteriyorlar. Hiçbir aday ülkeye yapmadıklarını Türkiye‘ye yapıyorlar. Kıbrıs kriter değildir, ama her şeyi de Kıbrıs‘a bağlıymış gibi gösteriyorlar. Tek başına AB‘ye üye olan Rumlar da veto hakkını kullanıyorlar, kararlar alınırken. Peki, Türkiye‘nin önünü açmak için AB yolunda ne yapılmalı sizce?- Türkiye‘nin önüne Kopenhag kriterleri dışında bir şart koşamazsın. Bu bir ilkedir. Bu konuda Türkiye ağırlığını koymazsa ve bile bile Kopenhag kriterlerinin ötesinde başka ülkelere koyulmayan şartları önüne koyarak kendisini yolmak istediklerini görmüyorsa, o zaman yapacak bir şey yok. Öyleyse TÜRKİYE TESLİM OLACAK demektir. Eski İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avusturya‘nın AB‘ye alınması konusunun tartışıldığı günlerde muhalif olanlara, "Ayının kürkünü almak istersen, bırak tuzağa girsin, bırak süreç başlasın!" demişti. Aynı adam Papadopulos‘a ne dedi: "Sen Türk askerin çıkmasını istemiyor musun, KKTC‘nin tanınmamasını istemiyor musun? Bırak o zaman süreç başlasın!". Karamanlis de Papadopulos‘a, "Veto edebiliriz, ama yapmayalım, sakın ipler kopmasın. Çünkü alabileceğimizi bu süreç devam ederken alabileceğiz," dedi. Türkiye de diyor ki, Ankara ek protokolünü bana Kıbrıs için söz verdiler diye imzaladım, ama kandırdılar. Peki soruyorum, kandırıldığını bildiğin bir yolda devam etmeli mi? Seni kandıranlar zayıf durumdadır. Siz beni kandırdınız, gelin bunları düzeltelim demeniz lazım. Türkiye her şeye evet derse yüzde yüz şu kadar yılda tam üye olacak ümidini besleyerek Rumlara evet demeye devam ederse, benim yapacak bir şeyim yok. Türkiye‘nin egemenliğiyle, şerefiyle, kimliğiyle oynanıyor. Atatürk olsa oynatır mıydı? Bütün bunların olması mümkün müydü?
"Kıbrıs‘ı Hıristiyanların gözetleme kulesi haline getirmek istiyorlar"
Batı neden Kıbrıs‘ta bu kadar ısrar ediyor?"Ben AB üyelerine makamdayken gelip beni gördüklerinde, ‘Nedir bu Kıbrıs‘a olan düşkünlüğünüz,‘ diye soruyordum. "Petrol kuyuları var. Bunların etrafında köktendinci(!) hükümetler var. Bunları kontrol etmek zorundayız" diyorlardı. Diyorum ki, ‘Peki Türkiye sizin NATO müttefikiniz ve Kıbrıs üzerinde 1960 antlaşmalarıyla stratejik haklarını elde etmiş, korumuş bir ülke Türkiye‘yi niye adadan çıkarıyorsunuz? Niçin bunun için uğraşıyorsunuz?‘ Cevapları çok ürkütücü: "Gün gelir Türkiye de köktendinci bir idareye dönüşebilir. Türkiye‘yi de kontrol edeceğiz." Demek ki Kıbrıs‘ı bir Hıristiyan gözetleme kulesi haline getirmek istiyorlar. Türkiye dahil bütün İslam alemine karşı yapılan plan bu"



