Eğitimciler ailenin çocuğa doğru örnek olmaları gerektiğini ifade ederler. Çünkü çocuklar doğru yanlış kavramını pek ayırt edemediklerinden büyüklerin hatalarını göremezler. Ancak büyüklere benzemeye onlar gibi davranmaya çalışırlar.

Annem ısrarla tıp okumamı istiyordu ama benim en büyük hayalim matematik öğretmeni olmaktı. Anneme bu konuda laf anlatamıyordum. Beni dinlemiyordu. Onu kırmamak için bütün isteklerini yerine getirdim. Ama tercihim yüksek olduğu için üç yıl arka arkaya kazanamadım. Bu benim çok büyük bir depresyona girmeme neden oldu. Tedavi gördüm. Yardım aldığım doktorun aracılığıyla annemi sevdiğim ve yapmak istediğim meslek konusunda ikna ettim. Aynı yıl istediğim bölümü kazandım. Annem ilk günlerde biraz burukluk yaşadı ama sonra benim istediğim bölümde ne kadar mutlu olduğumu görünce kabul etti. Bu yıl mezun olacağım, inşallah başarılı bir öğretmen olarak hayatıma devam edeceğim. Bu duygumu sizinle paylaşmak istedim. Çünkü arkadaşlarım arasında, aileyi kırmamak için istemediği bir bölümde okuyan çok kişi var. Bu konuda anne babalarımız bizlerin isteklerini de göz önünde bulundurmalıdırlar. Çünkü sizin de ifade ettiğiniz gibi insan sevmediği bir meslekte başarılı olamaz. Başarılı olmayan insan da mutlu olamaz. Bu nedenle büyüklerimizin bizi anlamalarını istiyoruz. Bu konuda fikrini değiştirerek bana destek veren anneme de çok teşekkür ederim. Umarım bu duygumu paylaşmamı hoş görür...

SADAKA TAŞLARI

Dinimiz, huzurlu ve mutlu bir toplum oluşturabilmek için, maddi ve manevi yardımlaşmayı tavsiye eder ve insanlara bu konuda yol gösterir. İslam, insani hedefleri her zaman gündemde tutmuştur. Allah‘ın rızasını kazanmaya çalışan Müslümanlar ise bu konuda çeşitli kurum ve kuruluşlar aracılığıyla muhtaçlara yardımcı olmaya çalışmışlardır. Onlar sadaka, fıtır, zekat kurban gibi vecibelerini yerine getirerek bu sorumluluklarını dikkate alırlar.

Bu konuda önemli bir işlevi olan vakıflar, hayır severlerin dünyevi bir karşılık beklemeden yaptıkları hayırlara vesile olmaktadır. Bu kurumlar yüzyıllardan beri İslam ülkelerinde büyük bir ehemmiyet kazanmış sosyal ve ekonomik olarak katkı sağlamıştır. Ebu Hüreyre‘den nakledilen bir hadis şöyledir: İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak devam eden sadaka (sadaka-i cariye) sahibi faydalanılan ilim ve kendisine dua eden evlat bırakanların amel defterlerinin hayır hanesi açık kalır, kapamaz"

Buhari - Müslim‘de geçen bir hadiste şöyle buyurur: "Yedi zümre insan vardır ki, hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah onları kendi arşının gölgesinde barındırır. Bu yedi sınıf insandan biri de sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayan kimsedir" Hazreti Peygamber insanlara yaptıkları hayrı başa kakmamayı tavsiye etmiştir. Çünkü bu şekilde davrandığınızda verdiğiniz şeyle karşınızdaki insanı rencide etmiş olursunuz.

Ey iman edenler! Vermiş olduğunuz sadakaları yapmış olduğunuz iyilikleri başa kakmak ve eziyet vermekle geçersiz kılmayın" ( el_Bakara, 264)

İNSANLARIN BENCİLLİĞİ

Osmanlı devletinde, cami ya da büyük meydanlarda, sosyal hizmet için kullanılan mekanların çevresinde, üst tarafı oyulmuş bir taş bulunurdu. Bu taş sadaka taşıydı. İnsanlar yatsı namazından sonra kimseye göstermeden, istedikleri sadakayı o taşın oyuğuna bırakırlardı. Aynı şekilde ihtiyaç sahipleri de, taşa uzanır ve sadece ihtiyacı kadarını alırdı. İnsanlar sadece ihtiyaçları kadarını almaları konusunda eğitilirler ve bunun böyle olacağını da bilirlerdi. Peki ama bunu günümüz insanına uyarladığımızda neler canlanır gözümüzde? Nasıl bir manzara çıkar ortaya? Sokaklarda yardım arabalarına saldıran, elindekiyle yetinmeyip bir tane daha fazla alabilmek için önündeki ezip geçen, başkalarının haklarını gözetmeyen insanları düşündüğümde bunu bu günün insanına uyarlamanın mümkün olamayacağını düşünüyorum. Evlerimizin kapılarına çift kilit taktırdığımız halde, hırsız korkusu yaşadığımız, ve malımızı canımızı güvende hissetmediğimiz bir dünyada böyle bir yardımın yoksullara nasıl ulaşabileceğini düşünüyorum. İnsanların, çıkar elde etmek için her şeyi göze aldığı 5. TL için adam öldürdüğü, küçük bir çocuğun elindeki şekere göz diktiği, parmağındaki bir yüzük için bir kadını acımasızca katlettiği günümüzde bu uygulamanın nasıl olabileceğini düşünüyorum ve aklım karışıyor. Verilenin yoksula doğrudan verilmediği sürece hedefine ulaşabileceğine inanamıyorum. Gözü, gönlü ve midesi aç bırakılan, sadece dünyevi şeylere sahip olma telkiniyle büyüyen, kul hakkının ne olduğunu bilmeyen, dinine yabancı, kültürüne yabancı kalan bazı insanların, bu kuralı tamamen ihlal edeceklerini düşünüyorum.

Burada gereken adap ise ancak insanlara, dini bir sorumluluğun verilmesiyle ve başkalarının haklarını gözetmenin bir erdem olduğu bilincini idrak etmeleriyle mümkün olabilir.

HAZRETİ ALİ‘NİN TAVSİYELERİ

Babana saygı gösterirsen, sen de oğlundan hürmet ve riayet bekleyebilirsin

Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı olsun

Babanın çocuğu için bıraktığı en büyük miras onu güzel edeple yetiştirmesidir

Başkalarını ıslah etmek istiyorsan önce kendini ıslah etmelisin.

Başkalarının iyi hareketlerini takdir edin, o takdirde dostlarınızın çoğaldığını göreceksiniz.

Muhabir: Haber Merkezi