Reklamı Kapat

Örtülü Faşizm Dinden Korkuyor

Örtülü Faşizm Dinden Korkuyor

Geçmişini bilmeyen geleceğini şekillendiremez. Geçmişiyle bağlantısını koparan milletler yok olmaya mahkûmdurlar. Millî kültürünü görmezden gelerek toplum mühendisliğine soyunan bir ideolojinin ulaşabileceği sağlıklı bir sonuç olamaz. Türkiye Cumhuriyeti‘nin yaklaşık doksan yıldır yaptığı da maalesef budur. Sonuç ortada. Halk Partisi zihniyetinin tek partili dönemde başlattığı ve başarılı olduğu süreç, topal demokrasiye geçişten sonra da inatla sürdürülmeye çalışıldı. Sisteme ve resmî ideolojiye bir kene gibi yapışan bu halk düşmanı halkçılık ideolojisi, millî ve dinî olan her şeye karşı duyulan şeytanî bir nefret ve kayıtsız şartsız bir dirençle cumhuriyetin temelleri haline getirildi.

Dönem dönem bu köhnemiş ideolojiye karşı halkın iradesi baş kaldırdı. Fakat bu ideoloji, toplumun ve devletin kilit noktalarına öylesine güçlü bir şekilde yayıldı ki, üç silahşörler (medya-ordu-yargı üçlüsü) sayesinde sürekli işbaşında kaldılar. İçi boşaltılan demokrasi ve laiklik kavramlarıyla üstü örtülen faşizmin kılıcı hep milletin başı üstünde bekledi durdu. Öte yandan en büyük sindirme ve uyutma operasyonu eğitim yoluyla yapıldı. Dinden soyutlanmış sözde yeni millî bir tarih, sanat, edebiyat ve müzik şuuru meydana getirilmeye çalışıldı. Dinî unsur barındıran mirasımız toptan reddedilme yoluna gidildi. Bunu amaç edinenlerin bilmediği şey, hiçbir toplumda dinsiz bir millî şuurun var olamayacağıdır. Ciddi bir tarihî birikimi olan her toplumun millî birikimi dini ile iç içedir. Örneğin İngiliz, Alman, Fransız ve Japonlar, tarihlerinin hiçbir evresinde özünü inkâr hevesine kapılmamıştır. Sekülerizmi sadece bir yaşama biçimi olarak görmeyen, bu görüşü topyekûn tarihe ve sanatlara da yayanlar ancak ABD kadar ciddiye alınabilir.

Evet, din olmadan millî bir şuurdan bahsedilemez. Özellikle de Türk‘ün tarihine ve sanatlarına dinden ayrı bir ‘millî‘lik atfetmeye çalışmak çok yersiz bir çabadır. Türklük İslâm‘la birlikte yeryüzünde ciddi bir toplum olmaya başlamış ve kültürü, sanatı ve siyasetiyle yüzyıllarca dünyanın en üstün toplumlarından biri olabilmiştir. Türkün millî değeri aynı zamanda manevî değeridir. Türkün kültürü din ile şekillenmiştir. Din eğitimine karşı olanların millî değerlere de karşı olduğunu unutmamak gerekiyor. Çünkü ikisi bir bütün. İslâmsız bir Türk varlığından bahsetmek mümkün olamaz.

Halka ve onun dinine düşman olan ideoloji bugüne kadar eğitim müfredatından dinle ilgili her şeyi atmaya çabaladı. Elinden geldiğince din eğitimini engelledi. Dinsiz bir ‘kültür‘ algısıyla nesil yetiştirmeyi hedefleyenler bugün hem dinsiz, hem de kültürsüz bir nesil belasıyla karşı karşıya bıraktılar bizi. Bugünün gençliği dinî ilimleri de, dünyevî ilimleri de bilmeyen ve daha kötüsü, bilmediğiyle övünen bir nesil haline geldi. Dinle yoğrulmamış, din ahlâkıyla terbiye olmayan nesiller, hiçbir işin hakkını teslim etmedi ve cahil kalmayı bir erdem sayar oldu. Sömürgeci Batı medeniyetinin uşaklığını yapan Halk Partisi zihniyeti daima, insanımızı hem dinsiz, hem de kültürsüz, dolayısıyla da kimliksiz bir hale getirmek için çabaladı.

Bugün dinî eğitime tüm güçleriyle karşı çıkanlar, dinini öğrenen toplumun millî kültürüne de vâkıf olacağını ve dolayısıyla bu halktan kopuk zihniyete kanmaz olacağını bildiklerinden telaşa kapılıyorlar. Yaklaşık yüz yıldır yanlış yolda olduğumuzu artık daha çok insan fark etmiş durumda ve bu farkındalık giderek artıyor. Birileri korkuyor. Bu millet tekrar ayağa kalkacak, dininin ve dolayısıyla millî değerlerinin farkına varacak diye çok korkuyorlar.

Eğitimde reform ihtiyacında olduğumuz kesin. Bunda herkes hemfikir. Tartışmalar meselenin din boyutuna gelince kavgaya dönüşüyor. Din düşmanlığı var olduğu müddetçe de bu kavga bitmeyecek. Önemli olan, haklı olanın güçlü olmaya çalışması ve gücü elde ettikten sonra doğru olanı yapmaya kendini adamasıdır. Fakat doğru olanı yapmaya çalışırken dikkatli, vizyonlu ve kalıcı çözümler üretmek gerekiyor. Apar topar, plansız programsız hareketler kısa vadeli olur, sonuçsuz kalır. Bu toplumun kesinlikle bir devrime ihtiyacı var. Dinimiz ve millî değerlerimizle yeniden sağlıklı bir bağ kurmamız gerekiyor. Bunu sağlayabilecek olanlar ise dinini, milletini, tarihini iyi bilen kanaat önderi insanlardır, siyasetçiler değil. Siyasetçilerin işi operasyonu organize etmektir.

Din eğitimi bize hem Müslüman bir toplum olduğumuz için gerekli, hem de tarihten edebiyata, her alanda millî benliğimizi anlayabilmemiz için şart. Eğer destansı Türk varlığını sürdürmek istiyorsak kimliğimizi oluşturan en büyük değere, dinî bilince yeniden sarılmamız gerekiyor. Bırakın birileri hâlâ orduyu göreve çağırsın, zavallı kısık sesleriyle nefretlerini kusmaya devam etsinler. Biz doğru olanı, bilinçli bir şekilde yapma çabamıza devam edelim. Atalarımız "... kervan yürür!" demişler.

01 Nis 2012 - 23:05 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?