Tek suçum tarihimi ve vatanımı sevmekti

Tek suçum tarihimi ve vatanımı sevmekti

Av. Dr. Hacı Verdi Kankılıç 1944 Şanlıurfa Birecik doğumlu. İstanbul Üniversitesinde Türkoloji Bölümünü bitirip aynı üniversitede doktorasını yaptı. 1979 yılında Şanlıurfa‘nın Birecik İlçesinde Okul Müdürlüğü ve Milli Eğitim Müdürlüğü yaparken, sırf Evliya Çelebi‘nin mirasına sahip çıktığı için,12 Eylül‘de tutuklandı. İşkencelere maruz bırakıldı.  "Tek suçum tarihimi ve vatanımı sevmekti" diyen Av. Verdi Kankılıç "12 Eylül darbesinin mimarlarının yargılanması için Şanlıurfa ve Ankara Savcılığına şikâyette bulanacağını söylemeyi de ihmal etmedi.

Av. Verdi Kankılıç 12 Eylül‘de cezaevine atılması ve gördüğü insanlık dışı işkenceleri Milli Gazete‘ye anlattı.

Röportaj: Mustafa Kılıç

Kendinizi tanıtır mısınız?

1944 yılında Şanlıurfa Birecik‘te doğdum.1966 yılında İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünü bitirdim. Aynı Üniversitede 1972 yılında doktoramı yaptım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1986 yılında bitirdim.

EVLİYA ÇELEBİ‘NİN HANI BİRECİK‘TE

Öğrendiğimiz kadarıyla sizin tarihe olan merakınız adeta ecdadımıza bir vefa borcu haline dönüşmüş. Tarihi eserlerin yok olmaması için bayağı bir mücadele vermişsiniz. O konulara biraz değinebilir misiniz?

Tabi ki. Şöyle anlatayım Evliya Çelebi şehrimize gelip bayağı bir zaman kalmış. Evliya Çelebi‘nin Birecik‘te kaldığı bir han var. Halk arasında oraya arasa yani tahıl pazarı denirdi. Tarihte anlatılır Evliya Çelebi‘nin iskelesinde bir günde 70 deve yükü akçe ciro edilirdi. Ve benim yıktırılmaması için mücadele verdiğim handa kalmıştı. Verdiğim mücadele sonrası ise başıma gelmeyen kalmadı.

TEK SUÇUM TARİHİME SAHİP ÇIKMAMDI

Evliya Çelebi‘nin Hanına sahip çıktığınızdan dolayı çektiğiniz sıkıntılardan bahseder misiniz?

Ben o zamanlar bir eğitimciydim 1979 yılında beni okul müdürü yaptılar. O dönemlerde her şey çok karışık terör ve anarşi almış başını gidiyordu. Kimse müdür olmak istemiyordu. Beni okul müdürlüğü görevine getirdiler ve bana dediler ki seni sağda seviyor solda seviyor, sen bu işi götürürsün. Ve ben müdür oldum vazifeye başladım. Hemen bunun akabinde beni Birecik İlçe Milli Eğitim Müdürü yaptılar. Birecik‘in ilk Milli Eğitim Müdürüydüm o yıllarda.

SADECE EVLİYA ÇELEBİ‘NİN HATIRASINA SAHİP ÇIKMAK İSTEDİM

Cezaevine nasıl düştünüz...

Ben 1979 da okul müdürü oldum, 1980 yılında darbe oldu. Darbe günlerini hatırladığım zaman bile içim ürperiyor. Korkudan hareket edemez hale gelmiştik. Çokça tehdit alıyordum. 12 Eylül 1980‘de darbe olduğu için ilçemizin kaymakamı aynı zamanda belediye başkanlığı da yapıyordu. Evliya Çelebi‘nin geçmiş zamanlarda konakladığı hanı halk arasa yani tahıl pazarı olarak kullanıyordu. Yani yine ticaret yapılıyordu. 12 Eylül darbesinde kaymakam (aynı zamanda belediye başkanı) orayı yıktırma kararı aldı. Bendeki vatan sevgisi ve tarih şuuru buna razı olmadı. Evliya Çelebi gibi mübarek bir şahsiyetin hatırasına zarar vermelerine gönlüm razı olmadı. Yalnız ben değil halkta istemiyordu. Ve bende Şanlıurfa müzelerden sorumlu odaya bir dilekçe yazdım. Ve Vali kaymakama telgrafla yıkmamasını emretti. Dönemin kaymakamı bu konudan çok rahatsız oldu. Valiye kim haber verdi diye araştırmaya ve soruşturmaya başladı.

Peki, daha sonra neler oldu?

Ben müzelerden sorumlu odaya hanın yıkılmaması talebinde bulunmadan önce fotoğrafçılık yapan bir talebemden Evliya Çelebi hanının fotoğraflarını çekmesini istemiştim. Amacım kurtaramazsak bile hatıra olarak kalmasını sağlamaktı. Şanlıurfa Valisi‘nden hanın yıkılmaması için kaymakama haber gelince kaymakam çok sinirledi. Orada görevli polislerden hana kimlerin geldiğini araştırmasını istedi. Poliste fotoğrafı çeken talebemi Kaymakam çocuktan "Sen kim oluyorsun da benden izinsiz hanın fotoğrafını çekiyorsun" diye hesap sormuş. Çocukta korkmuş benim çektirdiğimi söylemiş.

Kaymakam Hanın yıkılmaması için mücadelenizi öğrenince neler oldu?

Nihayet şikâyet edenin ben olduğumu öğrenince beni yanına çağırdı. Bende gittim Bana küfretti, bende karşı çıktım ve ağzını bozmamasını söyledim. Bana "eğer sen benimle uğraşırsan bende seninle uğraşırım" dedi. Daha sonra kaymakam benden intikam almak için bir plan kurmuş.

Ne tür bir plandı bu?

İl Milli Eğitim Müdürlüğü‘nden bana bir tebligat geldi. Tebligatta, ilçedeki tüm öğretmenleri toplamam ve onlara Türk Dili ve Tarihi hakkında konferans vermem isteniyordu. Bende kabul ederek harekete geçtim. Konferansa kaymakam ve hanımı da katılmıştı. Konferansta Allahtan konuşmamı teybe almıştı. Tabi bundan kimsenin haberi yoktu. Konferans bitince Kaymakam beni vatana, millete ve Atatürk‘e hakaretten tutuklattı. Hâlbuki ben konuşmamda vatan sevgisini ve tarih şuurunun önemini anlatmıştım. Elimi kolumu hayvanların bağlandığı zincirlerle bağlayıp ceza evine götürdüler.

NAMAZ KILMAMA İZİN VERMEDİLER

Cezaevinde neler yaşadınız?

Beni cezaevine götürürken günlerden cumaydı. Tutukladıkları için Cuma namazımı kılamamıştım. Bende askerlerden vakit çıkmadan namazımı kılmak istediğimi söyledim. İzin vermediler. Bende  "Eğer kaçacağımı düşünüyorsanız etrafımı silahla çevirin, namazımı kıldıktan sonra yolumuza devam edelim" dedim. Komutan bana karşı döndü ve "Biz böyle bir emir almadık" dedi. Namaz kılmama izin vermediler. Daha sonra bir köpek sağımda bir askerde solumda beni alıp cezaevine koydular. Cezaevine atıldığım zaman 12 Eylül darbesinde yapılan işkencelerde nasibimi aldım. 15 gün kalmama rağmen hayatımda hiç unutamadığım, unutamayacağım günler yaşadım. Yapılan işkenceler hayvanlara bile yapılamayacak cinstendi. Çok kötüydü, çok korkunçtu.

LAĞIM SUYU İÇİRİYORLARDI

Fiziki ve psikolojik işkencemi uyguluyorlardı

Evet. Cezaevinde bizi çırıl çıplak soydular. Ve bir odaya alıp lağım suyu dolduruyorlar ve tutukluları içine uzatıp o suyu içirtiyorlardı. Allah bana yardım etti ki benim odaya çeşmeden su doldurdular. Odanın kapısı on sekizlik demir parmaklıklarla yapılmış. Bana elini parmaklıkların arasından uzat dediler. Ellerime iki asker copla vurmaya başladılar. Yorulana kadar vurdular ve ellerim öyle şişti ki anlatamam. Ellerim çok acıyordu. Askerler vurmaya ara verince ellerimi demir parmaklıklar arasında kendime doğru çekmek istedim ama yapamadım. Çünkü ellerim çok şişmişti ve parmaklıklar arasına sıkışmıştı.

TUTUKLUNUN KARISINI  ÇIRILÇIPLAK SOYDULAR

Diğer mahkûmların durumu nasıldı?

Yemek sırasında yanımda bir arkadaş vardı. Çok suskundu, hiç konuşmuyordu. Bende ona neden suskun olduğunu sordum. Bir arkadaş beni dürttü ve "Ona sorma ben sana anlatırım" dedi. O arkadaş Halfeti de öğretmenmiş. Kendisine PKK‘dan bir mektup gelmiş, mektubu göndereni tanımıyormuş. Mektubu göndereni şikâyet etmek için mektubu cebine koyarak Karakola gitmiş. Yolda giderken Jandarma ciple önünü kesmiş, üstünü aramış ve cebindeki mektubu bulup tutuklamış. İfadesini almak istemişler genç öğretmen ne anlatsın ki "Mektubu göndereni tanımıyorum, araştırmak ve şikâyet etmek için mektubu atmadım cebime koydum" demiş.  Ama nafile. Öğretmenin gözünü bağlamışlar ve askerler gencin hanımını evden alıp cezaevine getirmişler. Genç öğretmenin hanımını cezaevine getirince çırılçıplak soymuşlar. Genç öğretmenin gözlerini açmışlar. Genç öğretmen karşısında hanımını çırıl çıplak görünce beyninden vurulmuşa dönmüş. Askerler gence ifade verip vermeyeceğini tekrar sormuşlar. Onunda anlatacağı bir şey olmadığı için yine susmuş. Yaşadığı o olaylardan sonra aklını kaybetmiş, sinirleri bozulmuştu. Yanındaki arkadaşlar yaşadıklarını ona hatırlatmamaya gayret gösteriyorlardı. Hatırlayınca saldırgan oluyor ve çok üzülüyor dediler.

İyi ki konuşmamı teybe almışım

Peki, cezaevinden nasıl kurtuldunuz? O kaset mi kurtardı sizi?

Evet. Beni tutukladıkları zaman çok değerli bir arkadaşım teybi alıp savcıya göndermiş. Tabi beni tutuklayan savcıya değil. Ona verseydi kaseti imha ederdi. Kaset savcıdan Ankara‘ya gönderilmiş ve gerekli incelemeler yapılınca gerçekler ortaya çıktı. Teypte benim vatana değil hakaret övmekten ve tarihimizin öneminden başka bir şey anlatmadığımda ortaya çıktı. Ardından serbest bırakıldım. Ama o günleri hiç unutamadım. Benimle beraber tutuklu olanlar ise resmen ölümlerini bekliyorlardı.

Darbecilerden davacıyım

12 Eylül‘de yaşadığınız o berbat günlerin hesabını soracak mısınız?

Bir hukukçu olarak hesabını sormayı düşünüyorum. Hatta şikâyet dilekçemi hazırladım gerekli mercilere ulaştıracağım. 12 Eylül bir faciaydı hesabı sorulmalıdır. Yapılanların hesabı sonuna kadar sorulmalıdır.

02 Nis 2012 - 22:41 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?