Prof. Dr. Necmettin Erbakan yazdığı "Erbakan Gerçekleri Açıklıyor: Kenan Evren‘in anılarındaki yanılgılar." adlı kitabıyla Evren‘in yalan yanlış bilgilere yer verdiği 6 ciltlik anılarını üzerinden darbecileri mahkûm etmeye devam ediyor. Alıntılarla aktardığımız 3. bölümde Erbakan 12 Eylül‘ün kimler tarafından tezgâhlandığını anlatıyor.

12 EYLÜL‘E KİM KARAR VERDİ?

Önce Meclis‘te erken seçimle oynanmak istenen oyunu önlemeye çalıştık. Meclis‘teki çoğunluğumuz buna kafi gelmedi. Çünkü hükümet ortağımız Demirel, bize cephe aldı. Ecevit‘le birleşerek "Erken Seçim" kararını çıkarttılar. Ancak aziz milletimiz bizimle beraber olduğu için bu oyun bozuldu. MSP yine hükümette görev aldı. Hem ağır sanayiye hem de Kıbrıs‘a sahip çıktı. Evren‘de bütün oynanan oyunlardan belki de habersiz bizi uyuşmazlıkla ithama kalkışıyor. Uyuşsaydık da biz de emperyalizme teslim mi olsaydık?

Sayın Evren, bizim milli menfaatlerimizi korumak için yaptığımız ve haklı olduğumuz için de etkili olduğumuz bu mücadelemizden niçin hoşlanmıyor? Yoksa içeriden, dışarıdan oynanan bu oyunların farkında değil midir? Bu dış müdahaleleri tasvip mi ediyor yoksa, karşı mı çıkıyor? Bize göre asıl rahatsız olunması gereken şey bu tür dış müdahalelerdir. Anlaşılıyor ki Türkiye, İsmet İnönü‘nün şikayet ettiği durumdan çok daha gerilere gitmiştir. Bunun sorumlusu da Sayın Evren dâhil devletin yetkili organlarında görev yaptıkları halde bu durumun devamına, bilerek veya bilmeyerek karşı çıkmayanlardır.

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE NE UYGULANIYOR?

Seçimlerin normal tarihinden 4 ay öne alınması dışarıdan bakılınca önemsiz bir hadiseymiş gibi görünür. Halbuki hedef alınan, seçimin birkaç ay önce yapılması değil, emperyalizme karşı olan bir grubun, MSP‘nin tasfiye edilmesidir. Bu hadisede de emperyalizmin uyguladığı metotlara okuyucuların dikkatini çekiyorum. Çünkü Türkiye gibi gelişmekte olan bütün ülkelerde, ister seçim yoluyla olsun, ister başka yollarla olsun, bütün iktidar değişikliklerinde emperyalist güçlerin kesinlikle ilgisiz kalmadıklarını, çıkarlarını sağlamak için bu gibi ülkelerin içişlerine, kamuoyuna hissettirmeden nasıl müdahale ettiklerini gösteren tipik bir misal karşısındayız. Emperyalistlerin dünya siyasi olayları karşısında ilgisiz kaldıklarını sanmak safdillik olur. Böyle müdahale ve yabancı çıkarlara mani olabilmek, dış tesirleri önleyebilmek için çoğu zaman iktidarlar, İsmet Paşa misalinde olduğu gibi arzu ettikleri halde bu mücadeleyi göze alamamaktadırlar. Bize göre en köklü çare bütün milletin bu konuda bilinçli hale gelmesi, emperyalizmle mücadele edenlere sahip çıkarak onların safında yer almasıdır. Ancak böylece Devlet-Millet kaynaşması sağlanabilir ve milli çıkarlar korunabilir. Egemenliğimiz bu şekilde teminat altına alınmış olur.

ECEVİT HAİG GÖRÜŞMESİ

Sayın Ecevit 12 Eylülden sonra Londra‘da bir toplantıya çağrıldı. Bu toplantıya ABD eski Dışişleri Bakanı A. Haig, Başbakanlar, Dışişleri Bakanları, istihbarat örgütü yöneticileri, askerler de davetliydi. Toplantıda (Şartları hayret edilecek şekilde Türkiye‘yi hatırlatan) hayali bir adadaki yönetim, değişikliği müzakere ediliyordu.

"Bu hayali adanın Amerikan yanlısı diktatörü yolsuzluklar, usulsüzlükler ve despotik yönetim nedeni ile artık yıpranmış, karizmasını kaybetmiş Adada gerilla hareketleri ve bunda da halk desteği görülmeye başlamıştı. Bu arada o güne kadar diktatörü destekleyen Amerika, Ada yönetimine alacağı tavır konusunda kararsızdı. Diktatörü desteklese halkı karşısına alacak desteklemese vefasızlık suçu işlemiş olacaktı. Bu arada da Ada komünizme kayabilecek, çok stratejik olan üsler, başkalarının eline geçebilecekti. O halde Amerika ne yapmalıydı? "

MEMLEKET KURTARMA SENARYOSU

Toplantıda bulunanlar görüşlerini açıkladılar, diktatörün yerine sosyal demokrat bir lider önerildi. Bu esnada oturumu yöneten şahıs Ecevit‘e sordu:

- Böyle bir durumda, o sosyal demokrat lider siz olsaydınız, o görevi yüklenir miydiniz?

"Ecevit yanında oturan Haig‘e hafifçe dönerek, görevi kabul edebileceğini, adayı esenliğe çıkarmak için elinden geleni yapmaya çalışacağını söyledi."

Bunun hemen ardından, "Peki bu sosyal demokrat lider, giderek sertleşip, Amerika‘ya karşı düşmanca tavır alırsa ne yaparsınız ?" sorusu ortaya atıldığında bu kez herkesten önce ABD Dışişleri eski Bakanı Haig atılmıştı.

- O zaman önlemini alırız.

O toplantıda bulunan herkes "önlemin" ne manaya geleceğini bilecek kadar tecrübeliydi." (Bkz. U. Güldemir Kanat Operasyonu Sf. 73)

MSP-CHP KOALİSYONUNUN BOZULMASI

Sayın Evren anılarında "Nihayet Cumhuriyet Halk Partisi Erbakan‘la ortak olarak memleketin işlerini yürütmenin mümkün olamayacağını anlamış olacak ki koalisyonu bozdu ve hükümetten çekildi" diyor. Sanırız takdim edilen belgeler ve vukua gelen olaylar bunun yüzeysel bir beyan olduğunu kanıtlamaktadır. MSP‘yi hükümet dışı bırakmak için, MSP-AP koalisyonunda hangi oyunların tezgahlığını yukarıda açıkladık. Londra‘da Ecevit‘in Haig‘le görüştüğü toplantıda konuşulan ve yapılan teklifler dikkate alınırsa MSP-CHP koalisyonunun akıbetini tayinde, bu göçlerin rol oynamadığına inanmak zordur.

Herkes biliyordu ki o dönemde, daha önceki iktidarlar döneminde başarılamayan pek çok şey başarılmış, şahsiyetli bir dış politika izlenmiş, Kıbrıs zaferi kazanılmış, milletimiz hükümetimiz etrafında büyük bir coşkuyla birleşmişti. Bu heyecanla maddi kalkınmayı sağlamak için Ağır Sanayi hamlesi çalışmalarına başlanmış, manevi kalkınma yönünde büyük hizmetler yapılmış, hükümetimiz içerde ve dışarıda büyük itibar sahibi olmuştu.

Hükümet kanatları arasında, Evren‘in iddia ettiği şekilde ciddi bir ihtilaf olmadığı gibi, hatta bugünkü tek başına iktidar olan hükümetin bakanları arasındaki ilişkiden daha büyük ölçüde çalışma ahengi mevcuttu. Bu yüzden Sayın Ecevit‘in istifasını açıklaması CHP‘li bakanlar arasında da sürpriz oldu. İstifanın arkasından Sayın Ecevit erken seçime gitmek istedi. MSP, Kıbrıs zaferinden sonra "Ekonomik Kalkınma" hamlesine başlayarak, askeri zaferimizi ekonomik zaferlerle tamamlayacağız deyince, birden bire suni ihtilaflar icat edildi. Hükümet düşürüldü ve erken seçim yapılmak istendi. Yukarıda izah edilen AP-MSP koalisyonunun bozdurularak erken seçime gidilmesiyle, CHP-MSP koalisyonunun bozdurularak erken seçime gidilmesinin temel karakterleri aynıdır. Dış tesirlerin ortaya koyduğu aynı modelin uygulanmasıdır. Ancak ilk teşebbüslerinde dış tesirler seçici yaptırmaya muvaffak olamadılar. MSP yine hükümet kurdu.

12 Eylül‘ün perde arkası-2

MİLLET OYUNU BOZUNCA

Erken seçimle arzu edilen gaye gerçekleşmeyince MSP‘nin hükümetten çıkarılması için suni (yapay) bir metod uygulandı. Bununla koalisyon ortağımız olan AP‘den 12 kişinin istifa ettirilerek Ecevit‘in tek başına iktidara getirilmesi sağlı. Bu uygulamanın gayesi kanaatimizce yine bundan önceki koalisyon bozma hareketinde olduğu gibi MSP‘siz bir hükümet kurup Kıbrıs meselesini istedikleri şekilde halletmek ve başlattığımız ağır sanayi hamlesini durdurmaktı. Nitekim Sayın Ecevit, 219 ağır sanayi yatırımının 140‘ını plan programlardan çıkardı. Kıbrıs meselesine gelince Yunanlılar ve Rumların Adanın ve Ege‘nin tamamına sahip olmaya yönelik tutumları yüzünden, Ecevit Hükümeti tarafından verilen bazı tavizlere rağmen bir çözüme kavuşturulamamıştır.

GİZLİ ÖRGÜT İŞ BAŞINDA

Görülüyor ki, emperyalist tesirler yüzünden 1974‘ten sonra katıldığımız üç hükümet de bozdurulmuş ve bu suretle ülkemizde suni olarak, siyasi istikrarsızlık meydana getirilmiştir. Diğer taraftan emperyalistler gizli örgütleri vasıtasıyla sağ-sol kavgasını kışkırtarak anarşiyi körüklemiş ve neticede Türkiye‘nin her alanda kalkınmasını ve gelişmesini önlemeye çalışmıştır.

Bu önemli olayları Sayın Evren‘in anılarında yaptığı gibi yüzeysel bir şekilde değerlendirerek bunların arkasındaki gerçeklerden habersiz davranmak sadece yanılgıları artırır ve herkesin birbirini suçlaması neticesini doğurur. Meselelerin geniş perspektifte iç yüzüne vâkıf olmayanlar, yönetimin başında da olsalar olayların akışına kapılarak yanlış istikametlere sürüklenebilirler.

EMPERYALİZM NASIL ÇALIŞIYOR

Görülüyor ki, emperyalizm kendi menfaatlerini yürütmek için ülkelerin yönetimlerini çok önceden tayin ve tespite çalışmaktadır. Beğenmedikleri hakkında "önlem"ler almaktadır. Bu önlemler demokratik olabildiği gibi antidemokratik yollarla da olabilmektedir. Bugün Avrupa‘da büyük reaksiyonlara sebep olan, Türkiye‘de de kurulduğu açığa çıkan Gizli Amerikan Ordusu denen örgüt belki de bu ikinci tip görevleri yerine getirmek için kurulmuştur.

Kendilerine has metotlarla, Devlet Başkanlarını, Başbakanları değiştirebilmek, partileri iktidardan uzaklaştırabilmek, seçim tarihleri tespit ederek uygulayabilmek, istedikleri istikamette kamuoyu oluşturabilmek gibi hususlarda çok deneyimli oldukları anlaşılmaktadır. Emperyalizmin ustalığı, başarılarındaki sır bu işleri kimseye sezdirmeden, yapabilmelerindedir. Etkiledikleri insanlar kendi iradeleriyle hareket ettiğini zannederler. Hâlbuki hiç farkında olmadan emperyalizmin arzularına uymuş olurlar.

Ecevit‘in Hükümeti bozmasının zemini sanırım böyle hazırlandı. 12 Eylül harekâtı zemininin hazırlanmasında bu güçleri görmemezlikten gelemeyiz.

AMERİKA MSP‘Yİ İZLİYOR

Yukarıda alıntılar verilen Kanat Operasyonu adlı kitapta, Amerikan karar mekanizmalarının ve Ankara‘daki Amerikan Askeri Yardım Dairesi mensuplarının, MsP hareketini dikkatle izledikleri ve özel sohbetlerde Türk komutanların "Dikkatini çektikleri" ifade edilerek aynen şöyle denmektedir: "12 Eylül‘e 6 ay kala Amerika‘ya bir Musevi-Türk heyeti gitmesi sonucunu getirmişti. Heyet, Türkiye‘deki gidişatın cemaatleri için tehlike arz ettiğini vurgulamış, gerekmesi halinde hızlı bir göç için yolun açık tutulması dileğinde bulunulmuştu. Amerikan makamları, Dünyanın her köşesindeki Musevi taleplerine hassas olduğundan Türkiye Musevilerinin girişimi çabucak yanıt bulmuş, «Göçün mümkün olabileceği, ancak buna gerek kalmayacağı umudunun korunduğu, bu yüzden acele edilmemesi gerektiği» konusunda bazı telkinlerde bulunulmuştu.

YAHUDİ LOBİSİNDEN DESTEK

Gerçi 12 Eylülle birlikte Musevi cemaatinin göreceli bir rahatlamaya kavuştuğu hahambaşı David Aseo‘nun Milli Güvenlik Konseyi‘ne çektiği telgrafta "Türk Musevileri askeri yönetim altında kendilerini huzurlu hissediyor" demesinden belli olmuştu, ancak devlet ile Musevi yurttaşlar arasındaki soğukluk Özal Hükümeti dönemine kadar da devam etmişti. Özal‘ın işbaşına gelişi ile birlikte Amerika‘ya giden bir Türk Musevi işadamı grubu New York‘ta Amerika‘nın en güçlü lobi kuruluşu olan Yahudi Kongresi liderleri ile görüşerek "Türkiye‘nin ittifak iradesi dışında doğuya kayış döneminin sona erdiğini" bildirmiş ve eklemişlerdi: Başbakan Özal "ayrıma uğramadan rahatça iş yapabileceğimiz" konusunda önceden güvence vermektedir. Bu oluşumun son boyutu ise Özal‘ın Amerika‘yı resmen ziyaret ettiği 1985 başında gerçekleşmişti. Washington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ aracılığı ile Özal‘dan randevu alan bir grup Amerikalı Musevi, Başbakan‘a Kongre‘de "Yahudi lobisinin desteğini" vadediyordu. Buna karşılık istenen ise çok basitti:İsrail ile ilişkilerinizin sıcaklaşması her iki ülkenin çıkarınadır. Ancak Arap ülkeleri ile olan bağlarınız nedeniyle bu yakınlaşmayı diplomatik kanallardan gerçekleştirmenin güçlüğünün farkındayız. Ancak askeri alan, örneğin istihbarat ve karşı-istihbarat konusunda bir işbirliği imkanı mevcut ve yararlıdır" (Sf. 69,70)

BUNLAR NE MANAYA GELİYOR

Yahudilerin bu teklifine karşı 12 Eylül‘den 6 ay önce Amerikan makamlarının göçe gerek kalmayacağı, acele edilmemesi gerektiğini söylemeleri acaba ne manaya geliyordu? MSP Meclis‘teydi. Bir grubu vardı. Türk siyasi hayatında, etkili oluyordu. Bir erken seçim yaptırılmış, ama MSP‘nin Meclis‘e girmesine engel olunamamıştı. Bu durumda meselenin "Halli" bir tek şekilde mümkündü. O da bir müdahalenin yapılarak Musevilerin endişelerinin giderileceği ortamın sağlanmasıydı. Ve öyle oldu. Demek ki, Amerikan makamları 12 Eylül‘den 6 ay önce Türkiye‘de bir müdahalenin yapılacağını sanki bilerek konuşmuşlardı.

ENDİŞELER YERSİZ

Burada bir gerçeği vurgulamak istiyoruz. Bizim inançlarımıza göre, ister Musevi, ister Hıristiyan veya başka bir dine mensup olsun veya hiçbir dine bağlı bulunmasın herkesin yaşama hakkı, düşünce ve inanma hakkı ve mülkiyet hakkı vardır. Devlet bu hakları kesin olarak teminat altına almak zorundadır. Bu bakımdan, Musevi cemaatinin de bu hakları pek tabii olarak teminatımız altındadır. Dolayısıyla ne Musevi cemaatinin ne de herhangi başka bir topluluğun bu konuda endişe etmesine sebep yoktur.

(DEVAM EDECEK)

Muhabir: Haber Merkezi