Reklamı Kapat

Kur‘an Öğretimi ve Din Eğitimi

Kur‘an Öğretimi ve Din Eğitimi

Kur‘an eğitimi ile doğru bir din eğitiminin çok da kolay olmadığı bir dünyadayız.

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran Milli Eğitim Kanunu ile ilgili tartışmalar henüz bitmedi, uygulamalar başlayıncaya kadar da biteceğe benzemiyor. Çünkü genel bir çerçeve ortaya koyan bu kanuna Genel Kurul‘da son anda, Kur‘an ile Peygamberimizin Hayatını seçmeli ders konusu yapma ile ilgili yapılan ek maddeler tartışmaları farklı bir noktaya kaydırdı. Böylece yeni kanunun amacı Kur‘an Öğretimi ve Din Eğitimi meselesine dönüştürülmüş oldu. Bu da Laiklik ile çelişen bir hususmuş veya buna karşı Alevilik için de ayrı bir ders konması gerekirmiş gibi tuhaf tartışmalara yol açtı. Alevilik İslamî bir anlayış ise Kur‘an ile Peygamber ortaktır. Demokratik Batı Avrupa ülkelerinde İncil ve Hıristiyanlıkla ilgili dersler zorunludur.

Görüldüğü gibi, bilerek kaotik bir ortam meydana getirmek isteyen dinsizlerle Aleviliği dinsizliklerine maske yapmak isteyenler, Kur‘an ile Peygambere karşı açık bir muhalefet sergiliyorlar. Bütün bunlara rağmen, kendisi de iyi bir eğitimci olan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ömer Dinçer ile bazı iyi niyetli eğitimciler, zaman zaman aydınlatıcı konuşmalar, sesli düşünmeyi andıran açıklamalar yapıyor, tartışmaları doğru bir platforma çekmeye çalışıyorlar.

Bütün bunların bir çeşit "beynamaz bahanesi" olduğunu dikkate alarak, esasen "4 4 4 eğitim sisteminin bir dindar nesil yetiştirme projesi olmadığını" söyleyen Bakan Ömer Dinçer gibi sorumlu eğitimcilere kulak vermek gerekiyor. Çünkü amaç doğru anlatılmazsa, çıkarılan kanunla ne yapılmak istendiği kimse tarafından yeteri kadar anlaşılmaz; tartışma da bitmiz...

DİN EĞİTİMİNİN DÜŞMANLARI

Bu ülkede, Cumhuriyet‘in kuruluşu ile birlikte din eğitiminin güçlü düşmanları olduğunu ve 1924-1948 yılları arasında, kesin olarak hayatın her alanında dinden uzaklaşma olduğu gibi, devlete ait bütün okullardaki Kur‘an öğretiminin yasaklandığını bilmemiz gerekir. Buna rağmen, Lozan‘la dinî özgürlükleri garanti altına alınan azınlıklara ait okullarla, yabancıların açtıkları okullarda İncil ve Hıristiyanlıkla ilgili dersler hep serbest olmuştur.

1948 yılından itibaren İmam Hatip okulları açılarak, din istismarını DP‘ye bırakmamak niyetiyle sadece din hizmeti yapacak gençler yetiştirilmek istenmiş, 1960‘tan önce de yine din hizmetini Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde sürdürecek yüksek eğitim için İslâm Enstitüsü açılmıştı. AP döneminde bu okulların ancak sayısı çoğaltılmış, İmam Hatip mezunları lise mezunu olmak isterlerse ayrıca bütün sınıfların sınavlarını kazanmak şartıyla diploma alıp üniversiteye gidebilirlerdi. Demirel hükümetleri bu okullara lise ile eşit haklar vermemiştir.

12 Mart‘tan çok sonra kurulan MSP-CHP koalisyonunda, Öğretmen Okullarına yapıldığı gibi İmam Hatip okullarına lise statüsü kazandırılmış ve Tevhid-i Tedrisat‘a uygun gençler yetiştirmek amacına uygun olarak, Batı‘daki gibi Meslek Liseleri‘nin sayıları artırılmıştır.  Yani sanıldığı gibi, ne DP, AP ve ne de ANAP herhangi bir özel gayretle din eğitimi için emek ve gayret göstermediler yahut gösteremediler. İmam Hatip Liseleri‘ni çocuklarını dindar insanlar olarak yetiştirmek isteyenler tercih ettiler. O yüzden de bu milletin kendi dinini hakkıyla öğretebilecek bir din dersi için, "Önce ahlak ve maneviyat!" diyerek gayret gösteren Erbakan Hoca‘ya ya düşmanlık beslediler yahut da Kenan Evren gibi onun ifade ettiği ihtiyacı, zorunlu Din ve Ahlak dersini Anayasa‘ya koyarak gerekli Din Eğitimi‘nin yolunu kestiler.

Çocuklarını İmam Hatip Liseleri‘ne göndermeyen, ama çocuklarını dindar yetiştirmek isteyenlere için de camilerdeki Yaz Kur‘an Kursları‘nda Kur‘an ve Siyer dersleri ile Anayasa‘daki Din ve Ahlak dersine takviye düşünüldü. Bunun zaman içinde oturduğu ve dindar ailelerin çocuklarını istediklerine yakın bir şekilde yetiştirdikleri görülünce de bundan rahatsız olan din düşmanları da devreye girdi ve 28 Şubat döneminde çıkarılan başka bir kanunla da beş yıllık ilkokulu bitirmeyenlerin Yaz Kur‘an Kursları‘na devamını yasakladılar.

Öncelikle bunları ve daha sonra da bu yarım yamalak Din Eğitimi‘nin bile dinsizlerle Aleviliği dinsizliklerine maske yapmak isteyenlere nasıl dayanılmaz geldiğini bilmek gerekir.

Ayrıca, meseleyi temelden bilmeden çözümü temelden ele almanın imkânı yoktur:

1924‘ten beri genel olarak ilk ve orta öğretim okullarında Kur‘an okutulup dinimiz hakkında doğru ve yeterli bilgiler verilmediğini dikkate almayan sosyal demokrat ve laik tavırlı aydınların pek çoğu, başörtüsü konusunda olduğu gibi tuhaf bir Mahalle Baskısı‘ndan söz etmektedirler. Eğer, tahmin ettikleri gibi öğrencilerin büyük çoğunluğu Kur‘an ile Peygamberimizin Hayatını seçmeli ders olarak almak isterse, az da olsa laik çocuklar baskı altında kalır!

Seçmeli Kur‘an dersinin çocuklar arasında ayrışmaya neden olmaması için çalıştıklarını söyleyen Milli Eğitim Bakanı ile konuyla ilgili Bakanlık yetkililerine ve uzman eğitimcilere şu gerçek hatırlatılmalıdır: Ne yapsanız din düşmanlığıyla malul toplum mühendislerini memnun edemez ve onların istediği gibi bir toplum oluşturamazsınız... Çünkü bu insanlığa aykırı!

Öncelikle bunu bilmeli ve sonra da Batı Avrupa ülkelerinde İncil ile Hıristiyanlık nasıl öğretiliyorsa, biz de öyle Peygamberimizin emaneti olan Kur‘an ve Sünneti öğretmeliyiz. Bunun dışındaki bütün formüllerin itirazları ortadan kaldırmayacağını bilmeliyiz. Ötesi din düşmanlığının çeşitli şekillerdeki tezahürüdür ve Şeytan‘ın yörüngesindekilere de aldırmamalıdır.

DİNSİZLERE YÖNELİK "MAHALLE BASKISI"

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, seçmeli derslere girmeyen öğrenciler üzerindeki muhtemel Mahalle Baskısı‘ndan söz edenlere, Kur‘an ile Peygamberimizin Hayatını seçmeli ders alanlara, bu dersi Cuma günü eğitim bittikten sonra vermeyi düşündüklerini söyledi.

Bu Mahalle Baskısı kavramının mucidi olan sosyolog Şerif Mardin bile bilir ki, hiçbir gerekçe veya sebep insanların ibadetlerini yapma veya dinini öğrenme hürriyetlerinin yok edilmesini haklı gösteremez. Fakat bunun da başörtüsü yasağı gibi uygulandığı günlerde dile getirilmesine cesaret edemeyenler, Hıristiyan ülkelerdeki gibi benzeşme zorunluluğunu gerekçe göstererek yanlış bir değerlendirme yapıyorlar. "Dinde zorlama yoktur!" ilkesini benimseyen bir dinin mensuplarının bin yıla yakın bir zaman Anadolu‘da başka din ve inanç mensuplarını yok etmediğini neden dikkate almazlar, anlamak mümkün değil...

Evet, bütün dünyada her konuda Mahalle Baskısı‘ndan söz edilebilir, Hıristiyan ülkelerde Yahudi ve Müslüman insanlara nasıl baskı yapıldığı da bilinen bir gerçek. Endülüs‘ü yakıp yıkan Batı Medeniyeti orada örnek birer aile olarak Yahudi ve Müslüman bırakmamışken, Balkanlar‘da 700 yıl egemen olan Osmanlı Müslümanlarının Hıristiyan aileleri yok etmediği gibi, Endülüs‘ten kaçan Yahudi ve Müslüman topluluklara da kucak açtığı tarihen sabit...

Peki bu gerçekler ortada iken ve bizim toplumumuzdaki kadar heterojen inanç grubunun olmadığı da bilinen bir husus iken, ne diye ne bizde de farklı inanç ve yaşayıştaki insanlara Mahalle Baskısı yapılır diye bir mesele ortaya atıyorlar?

Bunu tamamen laiklik diye dinsiz hayata alışmışlıkla ancak açıklayabiliriz... Bazen bunu televizyonlarda da açık açık söylüyorlar: Ne diye yeni bir din dersinden söz ediyorsunuz, bu tamamen laikliğe aykırı... Fransa, İngiltere, Almanya ve Amerika örneklerini söylediğiniz zaman da "Bizdeki uygulamaya alışıldı, bunca mesele varken bunu ne diye ortaya koyuyorsunuz?" gibisinden bir itiraza mahal veriyorlar. Halbuki dindarların hiç biri dinsiz bir yaşayışa alışamaz ve alıştığı zaman da dinle arasına mesafe girdiği için de artık dindar sayılamaz.

Bu toplumda dindar ailelerin çocukları tuhaf dinsiz uygulamalara laiklik adına alıştırıldığı için dininden uzaklaştı; Hacı Babaların torunları mini etek giyip Cuma namazını terk etti.

Doğrusu bunlar Sosyal Demokratlarla Liberalleri hiç rahatsız etmiyor, ama samimi olarak dinini yaşamak isteyen Müslümanları son derece rahatsız ediyor ve demokratik bir toplumda böyle rahatsızlıkların hiçbir anlamı ve izahı yoktur. Halk nasıl istiyorsa öyle yaşamalı!

Ayrıca, din eğitiminin sadece Müslüman çocukları için gerekli olduğunu da düşünmemek lazım. Hıristiyan, Musevi ve başka din mensupları için de bu imkân verilmelidir. Pek çok yabancı okulda nasıl papazlar ders veriyorsa, Milli Eğitim okullarında okumak isteyen her dinin mensubu, yeteri kadar öğrenci olduğunda, o dini bilen ve eğitimci formasyonuna sahip insanlar tarafından bilgi verilebilmelidir. Elbette İslam‘ın bütün mezhepleri de öğretilmelidir.

08 Nis 2012 - 01:15 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?