Reklamı Kapat

Helale yürüyüş

Helale yürüyüş

Mutfaklarımızın istilası, topraklarımızın istilası gibi büyük bir afettir. Haramın sofralarımızda yer bulması, midelerimizde haram lokmaların gıdaya dönüşmesi bizim için Müslüman olmamızla çelişen sıkıntılardandır. Helal yemek içmek, yeme içme ile sınırlı kalmayan, bilakis ibadetlerimizden Müslüman şahsiyetimizle bulunmamız gereken her yere kadar bizi etkisi altında tutmaktadır. Midesinde haram bulunan bir Müslüman ile helal dairesinde kalabilen Müslüman arasındaki fark, kıldıkları namazda, tuttukları oruçta, eda ettikleri hacda, okudukları Kur‘an‘da hatta yapacakları cihatta bariz bir şekilde kendini gösterir. Midesinde haram bulunan Müslüman, huzurlu olamaz, kalbi rahat bir şekilde Rabbinin huzurunda duramaz. Haram tam bir kanserdir. Bedenlerimizi eriten kanserin karşısında, haram da kimliğimizi eritmektedir.

Haram helal konusunu elbette dinden biliyoruz. Dinimizin bize ilk talimatları arasında Allah‘ın helalleri ve haramları vardır. Teoride bu böyledir. Uygulamada ise bunun böyle anlaşılıp tatbik edildiğini söylemekte zorlanabiliriz. Çocuklarımızın abdesti öğrenmelerine, Kur‘an okumayı öğrenmelerine verdiğimiz önem kadar haramları öğrenmelerine ve haramla yaşamanın mümkün olmayacağını idrak etmelerine önem verdiğimizi iddia edemeyiz. Çocuklarımızın eğitimleri esnasında Kur‘an okumalarını, temel ilmihal bilgilerini kavramalarını önemsiyoruz ama aynı çocuğun haramın bir ateş koru olduğunu öğrenmesini o derecede birincil konu olarak alamıyoruz. Adeta çocuğun Kur‘an öğrenmesini bu bilginin de kefili olarak anlıyoruz; Kur‘an öğrenen çocuk, öğrendiği Kur‘an‘dan haramdan kaçınmayı ve nelerin haram olduğunu da kendisi keşfedecek diye zannediyoruz.

Böyle bir anlayışın yanlış olduğunu, Kur‘an ve fıkıh eğitimi almış gençlerin, haram olduğunu çok iyi bildikleri hususlarda ne denli tavizkâr olduklarını gözlerimizle müşahede edince anlamış oluyoruz. Bilhassa kızlarımızın, gençlik günlerinde en çok muhtaç oldukları haramdan korunma hassasiyetini kullanamadıklarını izlemek, içimizin boşalmakta olduğunu gösteren bir işaret olarak önümüzde durmaktadır. Genç bir kız için en önemli korunması gereken çizgiler yok kabul edilebilmektedir. Bu sıkıntı ile karşılaşan ebeveyn de teselliyi, zamanın kötülüğünde, gençleri hoş görme gibi felsefelere sığınmakta bulmaktadır.

Çocuklarımızın ve büyüklerimizin, haramlardan gözle göremedikleri mikroplardan korundukları gibi korunmaları haram ciddiyetinin sonucu olmalıdır. Haramların neler olduğunu bilmek ve bir nedenle içine düşülen haramdan nasıl arınılacağını bilmek, öğretilmesi gereken en temel konularımız arasında olmalıdır. Şeytanın insana giriş yaptığı menfezlerin başında haramlar geldiğine göre, şeytana karşı korunma mücadelemizde de haramlardan korunmak birinci sırada bulunmalıdır.

Haram kapıları

Açık veya gizli/dolaylı haramlar olarak şu başlıklar haram gündemimizi oluşturabilir. Bu gündemdekilerden biri veya bir kaçı lokmalarımızın kaynağını oluşturuyorsa mücadele alanımız da belli olmuş demektir.

A- Faizli kurumlarla ilişkiden kaynaklanan girdiler. Bu girdiler kredi adıyla ya da hesapta tutulan paralara verilen faizler şeklinde olabilir. Adı banka ya da başka bir isimle anılan her faizli kurum, bu açıdan sakıncalı ve verdikleri midede haram olan kurumdur.

B- Kazanırken kullanılan yöntem nedeniyle haram kazanç getiren ve midede cehennem koruna dönüşen kazanç usulleri: Hırsızlık, rüşvet, hile ile iş yapma sonucu kazanılan, görevi aksatmaya rağmen elde edilen maaş veya ücret...

C- Ticarette, ticaret konusunun haram bir ürün olmasından kaynaklanan haramlar: Domuz ve alkol ürünleri, insan sağlığına zarar veren nesnelerin ticareti ve pis/sakıncalı bulunan eşyanın ticaretinden elde edilen gelir...

D- Borsada caiz olmayan alanlardan elde edilen kazançlar, haram olanlarından hisse senetleri, tahviller gibi kâğıt üzerinden elde edilen kazançlar...

E- Piyango ve benzeri resmi ya da özel kumar çeşitlerinden elde edilen kazançlar...

Burada anılan veya anılmayan kazanç yollarının temel karakteri, Allah‘ın haram kıldığı yöntemlerle elde ediliyor olmaları ya da bizzat kazanç nesnelerinin haram olmasıdır. İsim ve vasıf farkına dalmadan, hangi kazanç bu çizgiler içinde kalıyorsa onun adını haram olarak koyarız.

Haram sızıntıları

Müslüman‘ın malının yüzde yüz helal olması esastır. Haramın sıfıra en yakın oranda bile malına karışmamış olması beklenir. İdeal olan budur. Müslüman‘ın peşinde koştuğu rızık da bu rızıktır. Bu temizlikte bir rızıkla beslenen bedenler Allah‘ın rızası için iş yapan, cihat edebilen bedenler olabilirler.

Bedenlerimize haram karıştıkça ateş bedene doğru yaklaşmaktadır. Her haram lokmayı bir ateş koru olarak gördüğümüz zaman, takvaya daha yakın bir idrak içinde bulunuyoruz demektir. Allah‘ın imtihanı gereği olarak da haramlar, hava molekülü, su dalmağı olup ağzımızdan girmektedir. Ağzımızdan yol bulamayan ise hava olup burnumuzdan girmeye uğraşmaktadır. Tam bir saldırı ve ona karşı korunma mücadelesi söz konusudur. Korunabildiğimiz kadar haramın dışında kalabileceğimizden ötürü, haramla mücadelemiz helalle yaşamamızın şartıdır. Helali talep eden haramla mücadele edecektir. Haramla mücadele etmeden helal yaşama arzusu kuru bir temenni düzeyinde kalabilir. Genelde de olan budur.

En başta gelir kaynaklarımız olmak üzere gıdada ve giyimde helal arayışımız sürmelidir. Yaşanan çevrenin helal çevre olması diye bir helal tarzı da gereklidir. Gözlerin ve kulakların haramla iç içe olduğu ortamlarda mideler, fark edilmeden harama ısındırılmış ya da harama karşı hassasiyet körelmesine sevk edilmiş olmaktadır. Haramı büyük bir paket şeklinde kapısının önünde bekleyenler hatalı bir beklenti içindedirler; haram paketlenmeyecek kadar küçük parçacıklar, su sızıntıları şeklinde içimize sızmış olabilir. Haram haram olduktan sonra Müslüman için küçük büyük ayrımına göre değerlendirilemez. Hiçbir küçük, kulluk muhasebesi açısından küçük değildir. Cehennem ateşine neden oluyorsa bir lokma bir kazan kadar ağırdır. Bir dilim bir tepsidir. Bizim lokma gördüğümüz şey, kana karışıp önümüzdeki şahsiyet hâlini alabilmektedir.

‘Sıfır haram‘ bir kalite adıdır. Bu kalite Müslümanca yaşamayı simgelemektedir. Midemizdeki temizlik, secdelerimizdeki ihlas ve amellerimizde kabullük oranı şeklinde yansıyabilir.

Sıfır haram, yaşadığımız çağın etkisi altında ne kadar gerçekleştirilebilir? Bu sorunun cevabını iki açıdan ele alabiliriz. Birinci açı, Müslüman insanın Allah‘ın hükümlerini yok sayma gevşekliği göstermesi durumudur. Bu durumda Müslüman, haramları daraltan, helalleri zevkine ve çıkarına göre genişleten ya da haramların sonuçlarını hesaba katma ihtiyacı hissetmeyen bir anlayış içindedir ki bu anlayışı Müslümanlık olarak adlandıramayız. İkinci açı ise, fıkıh kaidelerinde ölçüsünü bulan ruhsatlara dayanarak yaşama tarzıdır. Bu yaşama tarzında Müslüman ‘sıfır haram‘ ilkesini kendisi için gaye edinir. Sıfır haram için gerekli zemin ve şartları oluşturur. Bu uğurda gerektiğinde hicret etmeye bile hazır olur. Kârın azına, şehirden uzaklığa, işin zorluğuna, gıdanın düşüğüne bile rıza gösterir. ‘Helal olsun az olsun, temiz olsun küçük olsun‘ der. Bu düşünce ve tavrın sahibi bir Müslüman da nihayetinde haramlarla çevrili bir toplumda yaşadığından, haramlardan yüzde yüz arınmış olmayabilir. Nitekim halkı Müslüman olan topraklarda bile helal yeme, helal içme bir sorun olmuştur. Faizden bir yolla kurtulanın helal peynir bulmada zorlanıyor olması bile normal karşılanır olmuştur. Etten ekmeğe kadar pek çok gıda sorunludur.

Haramı çalıntı mal, rüşvet, faiz gibi alanlarla daraltamayız. Alkol ve domuz ürünleri ile de genişletsek yine haramlar daha geniş bir listeyi dolduracak sayıdadır. Bunlar haramın belli başlı çeşitleri olarak görülmeli ve harama yiyip içtiklerimiz, kullandığımız eşya, insanî ilişkilerimizin sonucunda ortaya koyduğumuz ilişkilerimiz dahil edilmelidir. Haram listesinde, işçi işveren hukuku, ticaret ve ticaretin reklam ve benzeri ayrıntıları, çağdaş kazanç yollarındaki riskler de bulunmalıdır. Bunlar bizzat haram olan alanlar olmasa da meselâ bir işçi işveren ilişkisi, harama çok yakın bir zeminde seyretmektedir. İşçi işveren protokolü ya da genel işçi işveren kanunları, ihlal edildiklerinde her iki taraf için de bir harama düşme ihtimali taşımaktadır.

Sıfır haram hedefinin gerçekleşmesini, şehirleşen dünyada mümkün görmeyenlerin iddialarını yabana atamayız. Bunu gerçekleşme oranı yüksek olmayan bir ideal olarak görmek daha makul sayılabilir.

Sıfır haram idealinin gerçekleşme oranını düşük görmemiz, ‘sıfıra en yakın olan‘ peşinde olmayı engellememelidir. Nasıl namazı ayakta ve bütün şartları yerli yerinde kılmak gerekirken, belli bir özür seviyesinden sonra kılabildiğin kadarı ile kılmak mümkün ise ‘sıfır haram‘ ideali ile yaşamayı da bu mantık üzerinden gerçekleştirebiliriz. Sıfır için imkânsız bir ortamda bulunan mü‘min, sıfırdan vaz geçmek yerine sıfıra en yakın olanı benimsemeye mecburdur. Sıfıra en yakın idealini hiçbir zaman terk etmeden, ona en yakın ile yaşar. Buna zaruret adını veriyoruz. Mevcut yaşantımızda ekmekten peynire kadar soframızda bulunan yiyeceklerin pek çoğunda uygulanacak kural budur. Gıda dışında da bizi helalin peşinde yürümekte zorlukla karşılaştıran her sıkıntı için benzer bir hüküm verebiliriz.

Zorluk, beraberinde hafifletme getirecektir. Fıkhın en yaygın kurallarından biri budur.

Şöyle bir tereddüt oluşabilir: Bu sıkıntı ve sıkıntının sonucu olarak ortaya çıkacak ruhsatı, insanlar arzularına göre şekillendirmezler mi? Sıkıntının ve zorluğun matematiksel bir ölçüsü gerekmez mi? Meselâ açlık şekeri şu noktada olan, tansiyonu şu rakama düşen biri ‘sıfır haram‘ idealinden şu rakam düzeyinde taviz verebilir diyebilir miyiz?

Şeriat‘ımızın koyduğu kurallarda böyle matematiksel bir sistem yoktur. Mü‘min insanın kalbi en hassas ölçü birimidir. Haramı kökten reddeden ve onu midesinde görmek istemeyen insanın imanı ne ise, sıfır haramın sağlanamadığı zamanlarda sıfıra en yakın şartlarla yaşama ve bu yakınlığı, esnekliği kendin belirleme durumunda da aynı iman, yön verici, belirleyici olacaktır. İnsanlar, kalp ayarları bakımından sıkıntı yaşıyorlarsa onlar için ikinci bir murakabeye gerek kalmadan direk harama dalmak da mümkündür. Faizi bir bütün olarak da midesine indirebilir insan. Şu kadar faiz riski karıştığı için harama şu oranda yaklaşan bir rızık endişesinden önce faiz üzerinden geçinmeye bile yeltenebilir. Alkol karışımı yüzde şu kadar olan bir içeceği kendisi için olağan üstü bir durum bulunmadığı halde uygun görebilenin durumu, alkolü saf haliyle de kullanmaya uygun bir durumdur. Nihai çözüm takvadır. Takva yani Allah korkusu ve Allah‘ı görüyor olarak hissetmedikten sonra, sofra ile lokmanın farkı olmaz.

Mü‘min, haramla helalin iç içe girdiği ve karışıklığı gidermenin imkânsızlaştığı durumlarda ağırlıklı tarafı tercih edebilir. Haramın ağır bastığı zamanlarda elindekini haram sayar, helalin içine, dışlanması imkânsız bir haram karıştığında da onu helal görebilir. Verilmek istenen ölçü budur. Buradaki en hassas terazi de Allah korkusudur. Onunla tartılmadıktan sonra hiçbir hak yerini bulmaz. Haram karışmış bir maldan haram çıkarılabiliyorsa, o çıkarıldıktan sonra gerisinin helalliğinde sıkıntı yoktur. En yaygın örnek olarak faizi bu açıdan ele aldığımızda, malda faiz karışımı bulunması durumunda faiz olan çıkarılınca gerisi helaldir. Bakara suresinin 280. ayetinde bu hüküm açıktır.

Haramın temizlenmesi

Haramın temizlenmesinde tek temizleyici tevbedir. Bütün günahlarda olduğu gibi haramda da tevbe ile arınmaya mecburuz.

Tevbenin makbul bir tevbe olması için şu hususlara dikkat edilmiş olması gerekmektedir:

A- Söz konusu haram kazançla ilişki tamamen kesilmelidir. Bir yandan devam eden haram kazanç varken tevbenin anlamı yoktur.

B- İşlenmiş hataya pişman olunmalıdır. Kişiye göre makul gerekçelerle, haram kazanç makul görülmemelidir.

C- Haram tekrar dönmemeye kesin karar verilmiş olmalıdır.

D- Söz konusu haramla beraber bir insan hakkına tecavüz edilmiş ise o hak sahibine iade edilmelidir. Çalıntı mal geri verilmeli, zarar ise zarar tazmin edilmelidir.

E- Tevbe can boğaza gelmeden gerçekleşmelidir. Kişi ölümle yüz yüze geldikten sonra tevbe yoktur. Ölmüş birine, geride kalanların tevbe ettirmesi de yoktur.

Haramdan tevbe etmekle haram malı aklamak arasında bir benzerlik yoktur. Haramı aklamak, meri sistem olan kapitalizmin kendi mantığı içerisinde oluşmuş ve yine suç olan bir uygulamadır. Haramı aklamaya kalkmak, necasetle temizlik yapmak gibi bir şeydir. Bunu yapan sadece kendisini aldatmış olur.

Zemin imtihan zeminidir

Allah‘ın mülkünde O‘nun iradesi dışında bir şeyin gerçekleşmesi mümkün değildir. Her şey, O‘nun emri ile olmaktadır. Haramların bu kadar yaygın hâle gelmesi de şüphesiz O‘nun iradesi iledir. Allah Teâlâ kullarını haramlara bakışları itibariyle imtihan etmeyi murat etmektedir. Bazı kullarının karşısına Ebu Lehebleri çıkardı; onları öyle imtihan etti, bazılarının karşısına kendi ailelerini çıkarıp imtihan etti. Bizim karşımıza da haram bolluğunu, harama ulaşmanın helalden daha kolay olacağı bir ortamı çıkardı. Herkes imtihandadır. Ortada bir yanlışlık yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ileriye yönelik gelişmelerle ilgili verdiği bilgiler arasında bazen bütün olarak zikrederek bazen de tek tek isimlendirerek haramların kapıyı ve bacayı saracağını bildirmiştir. Mü‘min, habersiz yakalanma iddiasında bulunamaz. Bu, Allah‘ın murat ettiği bir imtihandır. Haramlar, ekmeğimiz, suyumuz, soluduğumuz nefesimiz olacaktır. Buna rağmen temiz ve helal yaşamaya gayret edeceğiz. Becermek isteyecek, beceremediklerimiz için Allah‘ın rahmetine ve mağfiretine sığınacağız.

Şu hadisi şerif, içinde bulunduğumuz durumu asırlar öncesinde beyan eden bir bilgi olarak dikkatimizden kaçmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: ‘İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki kişi, aldığı malın helal mi haram mı olduğuna önem vermeyecek!‘ (Buharî, Buyû‘, 23/2083)

Yaşadığımız çağın sorunları olarak sürekli düşmanlarımızın üzerimizdeki silahlı baskınlarını görmekle hata ediyoruz. Evet, topraklarımızı işgal edip altındaki madenlere göz dikmeleri, bize yapılmış bir düşmanlıktır. Bu düşmanlıkla da mücadele edilmelidir. Bu nedenle uğradığımız zarar büyüktür. Bir de bize ait değerlerimizin yıpranması vardır ortada. Haramların dün çirkinken bugün sıradanlaşması ürkütücüdür. Başta faiz olmak üzere haramların sofralarımızın peyniri zeytini gibi sıradanlaşmasını bir afet olarak görmeye mecbur değil miyiz? Bizim soframızda da haram bulunuyor olduktan sonra dünya hayatının ne anlamı kalacaktır?

Evet, Allah‘ın mülkünde, O‘nun iradesiyle ve emriyle bir haram fırtınası esmektedir. Bu bir sınamadır; içimizdeki dengeler kontrol edilmektedir. Faizinden fuhşuna kadar bizim için haram olarak belirlenmiş cinayetlerin irtikâp ediliyor olması, Allah‘ın kudretinin zayıflığını göstermiyor. Bundan önce de Allah‘a isyan edilmişti. Zina yeni değildir, faiz yeni değildir, kumar yeni değildir; ilk nesillerden beri bu başkaldırı sürmektedir. Dönem dönem, şeytan kimi nesilleri isyana sürüklemiştir ama sonunda galip olan Allah olmuştur. Yine öyle olacaktır; Allah‘ın hükmü yürüyecek ve haramlar da haramlara zemin açanlar da yaratıcılarının huzurunda hesap vermek üzere bu alemi terk edeceklerdir. Mü‘mine düşen, kendini sele kaptırmamak ve kulluğuna devam etmektir.

12 Nis 2012 - 01:15 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?