Reklamı Kapat

Meçhule seyahat

Meçhule seyahat

Batı kültürünün "Modernizm" bağlamında dayandığı yerleşik değerlerin kendi içinde eleştirilerinin sonucu toptan reddi girişiminin ilk adımlarını ‘60‘lı yıllarda Hippy / Çiçek Çocuklar atar gibi olmuştu. Yerleşik değerleri somutluğu içinde temsil eden "kapitalist düzen", oluşmakta olan dalganın nasıl bir dip taramasına yol açacağını sezinlemiş ve Marx‘ın yönünü çizdiği diyalektik maddeciliği kendi içinde dönüştürme gereğini duymakla kalmamış, adeta ağını üzerine germek suretiyle tedbirini almaya koyulacaktır.

Çiçek Çocuklar hareketinin yerleşik değerlere başkaldırmasının işaretleri sanat ve edebiyata sızar gibi oluşu, gelecek dalganın diplerde nasıl bir kasırgaya dönüşerek su yüzüne er geç çıkacağı, en ciddi bir tehditti. Edebiyatta Kerouac‘ın romanları sınırlı bir mevziye yerleşir gibi gözükse de, bunun yerleşik değerlerin dayanağını içten çürüterek kof bir hale getirmesi kaçınılmazdı. Gerçi gruplar içinde kalması, Batı kültürünün kuşatarak dönüşüme uğratma yeteneği karşısında fazla bir direnç göstermesine imkan vermeyebilirdi. Ancak grup birimini esas alır gözükse de Çiçek Çocuklar hareketi, önceden kestirilemeyen belirsiz bir bireycilik ilkesini özünde taşıyordu. Bu belirsiz bireycilik, her türden etkiye açık olduğundan, umulmadık öz ve ilkeyle, yani değerlerle donanarak, bütünüyle farklı bir kimlikte ortaya çıkabilirdi. Toplumsal ruh hali de, tahmin edilemeyecek nisbetle ve bilinçaltı istemlerinin devinimi oranında buna hazır olduğu izlenimi veya işaretlerini veriyordu. Nitekim Milos Forman‘ın "Hair" filmi böyle bir izlenimin somut işaretlerini göstermişti.

Özetle Çiçek Çocuklar hareketi, yerleşik değerlere başkaldırma rolünü üstlenecek gibi bir tavırla ayağa kalktı, ancak ya uyuşturucu ve seksin dumura uğrattığı bir kişiliğe büründü ya da başkaldırdığını ima ettiği yerleşik değerlerin kucağına kendisini bırakıverdi. Güneş altında alaflanmış çöl kumuna dökülen bir tas suyun bıraktığı kadarcık bir nem dalgası etkisi bırakarak geçip gitti.

Tabii, bu arada dipten gelecek dalgayı sezen "kapitalist düzen", beklenen tepkiyi vermekte gecikmedi. Yerleşik değerlerine karşı oluşacak başkaldırı enerjisini, ‘68 öğrenci hareketleri kıpırdanmaları formatında su yüzüne adeta çıkmasını sağladı ya da bekledi. Habermas bile, o dönemlerde yazdığı yazılarında, "öğrenci olayları" ve bu olaylara neden olanı da "üniversite" yapısı çerçevesinde ortaya koyar, irdeler, eleştirir ve değerlendirir. Son çözümlemede de sorunun bir özgürlük sorunu olduğu hükmüne bağlar. Zaten "kapitalist düzenin" ya da yerleşik değerler mantığının istediği de, daha doğrusu can attığı da budur. Bir başka ifadeyle, kendi bulunduğu yerden ve baktığı pencereden, dış dünyada olup bitenleri belirleme, tanımlama, biçimlendirme ve kendi değer yargılarını üstü örtük, zımnen kabul ettirme yöntemidir bu. Daha açığı "modernizm"in yerleşik değer olarak "kapitalist düzen" olarak kurumlaşmış kimliğinin kendini onaylatma ustalığıdır veya kurnazlığıdır. Nasıl ki Çiçek Çocuklar hareketi, daha doğrusu "nakıs teşebbüsü", kapitalist düzence sosyalist hareketlere bir şekilde iliştirilmişse, ‘80‘li yıllarda, bu defa modernizme karşı başkaldırı ilan eden postmodernizm dikotomisi bağlamında aynı mantık işletilecektir. Çiçek Çocuklar, sosyalizm durağında, ilk gelen kapitalist katarın yakaladıkları vagon kolundan kendilerini içeriye nasıl atmışlarsa, postmodernistler de "küreselleşme" yazılı yeni-kapitalist vagonlara öylece hücum ettiler. Kimileri de kapıları kilitli vagonun pencerelerinden salkım saçak bodoslamadan dalıverdi veya garın taşlarıyla basamaklar arasında, biletsiz kaçak yolcular gibi, sıvanarak menzile ulaşamaya çalışıyor. Merdiven basamağında dengesini sağlamaya çalışan da, kapı kolundan içeri girmek için çırpınan da, pencereden bodoslamadan içeri kendini atan da, arkadan itilerek içeri tıkılan da, ha babam gömlek değiştiriyor. Ola ki koridora, oradan kompartımanın birine, daha sonra yataklı vagona ve restorana ulaşarak, "kurşun yüklü tren" (x) ile kendisine, benliğine, dünyasına, değerlerine, geçmişine ve tarihine bir veda selamı çakabilsin.

İlerisi mi, meçhul!

(x) Bu ibare S. Zweig‘in "Yıldızın Parladığı Anlar" isimli eserinde Ekim Devrimi (1917 Devrimi, Bolşevik Devrimi) esnasında İsviçre‘den Baltık ülkesine Lenin‘in Alman istihbaratınca götürülüşünü anlatan yazının başlığıdır.

02 May 2012 - 01:26 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?