Fransa‘daki cumhurbaşkanlığı seçimini anketlerin işaret ettiği gibi Sosyalist aday François Hollande kazanırsa kaybedenlerden biri de Almanya Başbakanı Angela Merkel olacak.
Merkel, AB içindeki Alman-Fransız eksenini, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy‘le yakaladığı uyumla güçledirdi ve Avrupa‘daki borç kriziyle mücadelede öne çıkarak Birliğin gayriresmi lideri haline geldi. Alman ekolünün güçlü bir temsilcisi olarak krizde AB‘deki ortaklarını kemer sıkmaya zorlayan ve bu konuda Sarkozy‘nin tam desteğini alan Merkel‘in bütçe disiplini konusundaki tavizsiz tutumu ve Merkez Bankası imkânlarını kullanmaya mesafeli duruşu Euro Bölgesi‘nde borç krizini büyütürken, sonuncusu Hollanda‘da olmak üzere birçok hükümetin sonunu hazırladı.
Fransa‘daki seçim kampanyası, Sosyalist aday Hollande‘a Sarkozy üzerinden Alman hegemonyasını sorgulama fırsatını sundu. Böylece Fransa‘da ve Avrupa genelinde geniş kesimleri rahatsız eden krizle mücadele politikalarını tartışmaya açan Hollande, bir yandan içerde destek toplarken diğer taraftan kurduğu dış ittifaklarla Merkel‘i kısmen izole edebildi. Öyle ki Hollanda‘da hükümetin düşmesiyle Finlandiya ve Slovenya haricinde AB‘de Merkel‘in kemer sıkma politikalarını destekleyen ülke kalmadı.
SARKOZY 11 EYLÜL‘DE KALDI
İmzaladığı bütçe anlaşması nedeniyle bu konuda söyleyebilecek fazla sözü olmayan Sarkozy ise seçim kampanyasını kimlik tartışması, güvenlik ve korkular üzerine inşa etti. Sarkozy, seçim kampanyasının başlangıcında helal et tartışmasına yoğunlaşarak ve Toulouse saldırılarının ardından "Fransa‘nın 11 Eylülü‘nden" bahsederek zamanın ruhunu ıskaladı ve yeniden seçilme şansını mucizelere bıraktı. "Avrupa göçmenlerle İslamlaşacak ve siyahlaşacak" söylemiyle Avrupa‘daki aşırı sağ çevrelerin en büyük referanslarından biri haline gelen Kaddafi‘nin yıkılışında oynadığı rolle Sarkozy, kendi siyasi kariyerini riske attı.
HOLLANDE‘DAN BEKLENTİLER
Hollande seçilirse öncelikli olarak kampanya döneminde hedef haline getirdiği Merkel‘le beyaz bir sayfa açıp Euro Bölgesi‘ndeki krizin aşılmasına odaklanacak. Hollande, seçilmesi halinde bir süredir tartışılsa da Almanya‘nın itirazı nedeniyle ilerleme sağlanamayan Euro Bölgesi‘nde ortak tahvil (Eurobond) çıkarılmasında öncülük yapabilir. Hollande‘ın, dış politikada geleneksel Fransız çizgisinden saparak ABD-İsrail eksenine kayan Sarkozy‘nin aksine, daha dengeli dış politika yürütme çabasına gireceği bekleniyor. Merkel ve Hollande öncülüğünde derinleşme çabalarına hız vermesi beklenen AB‘de genişleme yine ikinci planda kalacak.
Bu dönemde Türkiye‘nin üyeliğinin klişe ve kalıplardan kısmen kurtarılarak daha somut şekilde tartışılabilmesi, ticari konular başta olmak üzere birçok alanda karşılıklı işbirliğinin ilerletilmesi ve vize gibi gerçek sorunların çözümünde mesafe alınması beklenebilir.




