Reklamı Kapat

Muasır medeniyetler seviyesi ya da "gülü seven dikenine" mi -2

Muasır medeniyetler seviyesi ya da "gülü seven dikenine" mi?-2

Modern çağ gözlüğü ile bakılınca görünenler farklılaşıyor. İlahi vahyin emir ve yasakları, ilke ve değerleri etrafında korunması beklenen hassasiyetler, yerini her yeni tartışmayla bulanıklaşarak ona göre buna göre izafiliğine yol veren bir belirsizlik ve kafa karışıklığına ya da modern zamanların koşulları, güç dengeleri ve yapılarını merkeze alan anlayışlara bırakıyor. İslam anlayışımız ve meselelere bakışımızda "vahyin sabiteleri" dahi zaman zaman tartışma konusu haline gelebiliyor ne yazık ki.

Muhafazakarlık kavramı etrafında bu ülkede sağ siyaset çevrelerinin yıllardan bu yana ürettiği hasıla, geleneksel, tarihisel ve kültürel mirasımıza vurgu yaparak müslümanların verili dünya düzenine katılmasına katkı sunmaktadır. Bu arada dinin tüm toplumsal alana dair kuşatıcı dil ve etkisini bir "manevi değerler" alanına daraltmak suretiyle dönüştüren bu muhafazakar anlayış, genellikle kabul ve destek görmektedir. Verili dünya düzeniyle çatışma alanlarına yaklaşmamakta özenli olan muhafazkar anlayış, yer yer egemen işleyişe entegre olarak dolaylı destekler de sunmaktan geri duramamaktadır. Neleri ve hangi maliyetleri göze alarak muhafaza ettiği ise kavramın kendisi kadar belirsiz görünüyor.

Batı dünyasının "medeniyet göstergeleri", muhafazakar aydının gözünü kamaştırmakta ama aynı zamanda gelenek ve kültüründen de vazgeçmeyerek, bu konudaki hassasiyetini sürdürmektedir. Süleymaniye, bedestenler, Osmanlı mahallesinin güzelim yapıları muhteşemdir ama kentsel dönüşümün icapları, dünya ticaretinin gösterişli yapı ve kurumlarından da mahrum kalamayız artık. Sorun bizden değil sistemden kaynaklanıyor yollu savunmalar...

Modernitenin bize hediyelerinden biri de servet ve iktidar odaklı din yaklaşımı.

İktidar ele geçince ve yeterince zenginleşince "muttaki mü‘minler" olacağımızı zannetmek derin bir yanılgı. Oysa iman, güzel ahlak ve salih amellerle temayüz edemedikçe ne ticaretimiz, ne siyasetimiz, ne de kültür ve sanat hayatımız istikamet üzere olamayacak.

Servet ve iktidarı anlamın ve amacın merkezine taşıyanlar, bitmek tükenmek bilmeyen çelişki ve çatışmaların kucağına düşmekten kurtulamazlar.

İnsanın ve toplumun müslümanlaşması, vahyin ve onun kutlu Peygamberinin ((SAV) sabitelerini merkeze almak ve bu yönde eylemler çabasında olup duyarlılıklar geliştirmekle mümkün olabilecektir. Samimiyet ve hüsn-ü niyetle ortaya konan gayretler, ferdi, ailesi, idaresiyle makbul bir cemiyet inşasına yol verecektir. Aksi halde iyi niyetli kimi çabalara rağmen kimileri servet ve iktidar mücadelesinin aletleri durumuna düşebilecek,  mücadelenin amaçları ile araçları yer değiştirebilecektir.

İslam dünyasına yönelik batılı ilginin -ki çoğu kere sömürü ve işgaller biçiminde tezahür etmiştir- dünden bugüne artarak devam ettiğini görüyoruz. Bu ilginin İslam dünyasının din algısına yönelmemesi düşünülemez. Bu itibarla müslümanların küresel ekonomi-politik egemenliğin kırmızı çizgilerini ihlale yönelmeyen bir din anlayışı ve pratiği üretmelerinde bir beis görülmediği gibi, bu düzeyde bir müslüman dindarlık makbul sayılabilmektedir.

Tümüyle militarize edilen, dili ve üslubuyla modern-ideolojiler düzeyinde din algısına sahip salt politik bir dindarlık yönelimi de bundan farklı değildir. Zira bu imaj üzerinden sözde İslam ve müslümanları hizaya getirmek üzere batılı saldırganlığın doz ve şiddeti artmıştır. Bu arada hırsızı gözden kaçırmaya ve ülkeleri işgal edilen müslümanların direniş mücadelelerini tenkid etme insafsızlığına da mesafeli olmak gerek diye düşünürüz.

İslam inancının sabitelerini izafileştirmeye (buharlaştırmaya) yönelen "yorum" alanının bizzat müslümanlarca bu denli genişletilmesi, müslüman ilim ve siyaset adamlarının hukuk, siyaset, iktisat ve idarede batılı dil ve referanslara yönelimleri düşündürücüdür.

Sözgelimi (sosyal) adalet ve ümmet kavrayışımızda oluşan bulanıklaşma ve kafa karışıklığı dikkat çekicidir. Sorun teorik düzeyde kalmayıp filli alana da sirayet etmekte; Suriye olayı-ve İran üzerinden (dıştan-içten) tırmandırılan mezhebi tartışma örneğinde olduğu gibi.

Devrimci islamcılıktan uzlaşmacı islamcılığa evrildiği söylenedursun, bu süreçte biz müslümanlar için değişmeyen soru hala karşımızda duruyor: İman ve adalet merkezli bir anlayış ve yaşam biçimine talip isek şayet, önce kendi idrakimize sonra da asrın idrakine nasıl, hangi yol ve yöntemlerle söyleteceğiz onu?

İnşallah haftaya devam edelim.

04 May 2012 - 02:05 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?