Öfkenin şöhreti (Bir Tatlıses okuması)

Öfkenin şöhreti (Bir Tatlıses okuması)

Gelenekselleşen Kral TV Ödüllerinin dağıtıldığı gecede bir zamanların "İmparator"u İbrahim Tatlıses‘e "Yaşam Boyu Onur Ödülü" verilmiş, Tatlıses de, vurulmasının üzerinden bir yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra ilk defa medya karşısına çıkmış, ödülünü alırken vücut diliyle öfkeli ve sert, konuşmasıyla yumuşak üslubu gözden kaçmıyordu. Yüzlerce sanatçının ayakta alkışladığı bir zamanların "İmparatoru" başkalarının yardımıyla, aksayarak, alkışlar arasında sahneye çıkarken sergilediği vücut dili; her şöhretli insanın mutlaka yaşayacağı "yükselişten" sonraki "düşüşü" işaret ediyor gibiydi. Ki büyük bir yaşama azmi ve yükseliş hırsı olan Tatlıses, kalleş bir kurşunun kendisinde açtığı tahribatı kabullenmemiş olmalı ki, karmaşık bir ruh haliyle elindeki bastonu fırlatarak öfkesini göstermiştir. Ödülünü alırken ise; "Allah beni size sizi de bana bağışladı" içli sözlerinden sonra "siz ödül verin bakın biz neler yapacağız" diyerek meydan okuyan ifadeleri ruhunun derinliklerindeki fırtınaları, dahası son bir yılda yaşadığı trajediyi işaret ediyordu. Öyle ki, davranışıyla kendisini zirveye taşıyan hem hırsını/azmini ortaya koyarken, sözleriyle de hırsı/azmi besleyen ödül ve alkışların gücüne sığınıyordu. Konuşmasının devamında daha da güçlü geleceğini müjdeliyordu herkese.

Aslında "Yaşam Boyu Onur ödülü" hangi sanat dalında alınıyorsa, o dalın duayenlerine/aksakallarına/bilge kişilerine verilir. Ödül ile "siz artık dönemini doldurmuş, bilge bir kişiniz, gelebileceğiniz yere gelmişsiniz" demek istenmiştir. Tıpkı Yeşilçam‘ın emektar oyuncularına verilen yaşam Boyu sanat ödülleri gibi... Bir zamanlar stadyumlarda, meydanlarda fırtına gibi esen, sahnelere sığmayan bu büyük sanatçının hayatında, gerek sanat dünyası, gerekse popüler kültürün kurbanı olmuş herkes için ibretlik dersler vardır. Kur‘an-ı Kerim‘de başınıza bir musibet geldiği zaman "biz Allah‘tan geldik ve O‘na döneceğiz" deyin bağlamında bir tavsiye vardır. Bir başka ayette de başlarına bir musibet gelende bu kimden geldi diye sormazlar, "bu başımıza gelen kendimizdendir" derler ifadesi geçer. Tatlıses de başına gelen musibeti böyle karşılamış, hatta kendisine kurşun sıkanların dahi bu durumu yaşamaması için dua ederek olgunluk göstermiştir. Onun sahnedeki sınırlı hareketleri dolayısıyla ileri geri konuşanlar ahlaki olmadıkları gibi insani de değildir.

Tatlıses bir kalleş kurşunla vurulanadeğin, yalnız sanat dünyasının değil, entelektüel dünyanın ve toplumun büyük bir kesiminin etkileyici objesi olmuştur. Onun otuz-otuz beş yılı aşkın sanat hayatı, Türkiye‘nin siyasal, sosyal ve popüler kültürüyle birlikte okunmalıdır. Varoşların büyük şehirlerdeki çilesini ve varoluş mücadelesini hayatından ilham alarak arabesk türküler ve filmlerle ortaya koymuştur. Anadolu‘nun kadim değerlerinden olan türkü ve uzun havalarını çığırarak halkın gönül diline tercüman olmuştur. Aşağılanan ve horlanan Anadolu‘nun mutfağını Beyoğlu‘nda Tatlıses Lahmacun ve kebabıyla sosyeteye kabul ettirmiştir.

Şöhretinin ilk günlerinden bugüne kadar beyaz camın eskitemediği bir yüz olarak Tatlıses, yakın dönem sosyal ve popüler kültür tarihimiz içinde üzerinde durulması gereken bir sanatçıdır. Türkiye‘nin son otuz-otuz beş yıllık toplumsal değişim ve dönüşümünü Tatlıses üzerinden okumak mümkündür. Mağarada doğmuş bir Anadolu çocuğu olarak tartışmasız en büyük "talihi" olan o müthiş sesi, kendisine İstanbul‘un renkli hayatının kapılarını açmış ve bir Fatih edası kazandırmıştır. Ona "talih" olan aynı ses, bugün gelmiş olduğu noktada "trajedi"si olmuştur. Sahnelere çıktığında sesiyle insanları mest eden, sahnedeki figürleriyle seyredenleri hayran bırakan bu adam için, sahneler artık varoluşunu bulduğu yer olmaktan çıkmış, trajedisinin yaşandığı yer olmuştur. Zira Tatlıses, bir zamanlar türkü söylerken yaptığı figürlerle adeta şiir yazmıştır. Öyle inanıyorum ki, dünyada sahne hareketleriyle ve türkü söylerken yaptığı figürlerle sesi ve vücudu bu denli ahenkli ve kendine yakışan ikinci bir kişi yoktur.

Tatlıses kalleş bir kurşunla sesini kaybetmedi ama otuz yılı aşkındır süredir müzikle uyumlu ritimlerini kaybetti. Onun hayranları için belki de en hazin olan şey, artık onun sahnedeki hareketlerini görememektir. Zira Tatlıses‘i, Tatlıses yapan ses ve figürdür...

Sesinden aldığı güç, nasıl ki kendisini zirveye taşımışsa, aynı ses vardığı sonuç itibariyle trajedi olmuştur. Gücünü ve varoluşunu sesinden olan Tatlıses; ne yazık ki, sesinin güzelliğinin kendisine kazandırdığı şöhreti, olgunluk çağında kontrol edilememiş ve öfkeye dönüştürmüştür. Kontrol edilmeyen güç tehlike olduğunu unutmuştur. Çocukluğumdan bu yana kendisini hayranlıkla izlediğim Tatlıses‘in son zamanlarda özellikle Show‘larında "hırçınlaşması", ekranlardan parmağını uzatarak birilerini tehdit etmesi, şöhretin sınır tanımazlığının gelip dayandığı "öfke"yle sonuçlanmıştır. İçimden keşke onu uyaran birileri olsaydı demiştim. Sanat tarihinin en büyük şöhretleri güçlü ruhları/yetenekleri sayesinde zirveye çıkmış, adlarını altın harflerle yazmışlardır. Aynı zamanda şöhretlerini besleyen yetenek onların tükenmelerine de neden olmuştur. Nietzsche‘nin ruhu ve zekâsı, onun büyüklüğü olduğu kadar, zaafıdır da. Onu yükseklere taşıyan ruh ve zekâ daha sonra çıldırmasına neden olmuştur. Türk sinemasının güzel yıldızı Cahide Sonku şöhretini güzelliği ve hırsından almış, aynı zamanda bu güzellik ve hırs onun hazin şekilde sokaklarda ispirto içerek ölmesine neden olmuştur.

Andre Suarez, "Üç Ölümsüz" adlı kitabında, Tolstoy‘u tanımlarken; "Yumuşaklığın Şöhreti" başlığını kullanır ve ardından; "Büyük ve öfkeli adamlar aslında çok yumuşaktırlar. Onları diğerlerinden ayıran da budur. İştahlarının peşinden sürüklenen insanlar, şiddete boyun eğerler. Eğer onlar kendilerini şiddete teslim ederler ve korkuya meydan okuyacak gücü bulamazlarsa, hatta bu korku onlara zarar verirse, nefret etseler dahi, bu şiddeti başkasına yansıtırlar. Zira onlar, gücün marazi, batıl inancına sahiptirler. Böyle olanların kadınları da kendileri gibidir, erkekleri de hemen böyledir zaten. Şiddeti reddetmeyenler, şiddetin içindeki güce taparlar... Çünkü güç onları kamçılar ve onlar da bunun kurbanı olurlar. Öfkelerinden oluşan büyük kalabalık, taş yürekli insanlardan onlara hayranlık duyan kadınlara kadar, adaletsizlik arzusu gizliden gizliye pohpohlar ve yumuşaklıktan utanır. İşte böylesine büyük ve öfkeli adamların bu konuda ne kadar farklı oldukları ortadır."  diye yazar.

Bu bağlamda Tatlıses‘e baktığımızda, Tatlıses; sanat ve düşünce tarihinin büyük adamlarının entelektüel birikimine sahip olmayan okur-yazar, hatta kendi tabiriyle diplomasını askerden sonra almış biridir. Sanırım sesini bilgiyle birleştirmiş olsaydı yalnızca sesiyle değil, müzik üzerine düşünceleriyle dünya müzik tarihinde adından söz ettirebilirdi. Bu halkın gönlüne girmesinde, halka inmesinde bir avantaj iken, sanatsal ve entelektüel anlamda onun en büyük handikabıdır. Allah vergisi sesi ve yeteneğini bilgi ve kültürle desteklemiş olsaydı sanırım, daha farklı bir Tatlıses portresiyle karşılaşırdık.

Zira O büyük yeteneğiyle sinemacı, yönetmen, artist olmuş ama felsefesini yapamamıştır. O muhteşem melez sesiyle Ortadoğu‘dan Balkanlar‘a, hatta Amerika‘ya kadar uzanmış, büyük bir şöhretin sahibi olmuş ama o sesin ve müziğin sanat felsefesini yapamamıştır. O büyük bir girişimcidir; Tatlıses lahmacunları, lokantalar zinciri, otobüs firmaları, mağazalar zincirinin sahibidir ama sahip olduğu servetin muhasebesini yapamamıştır. O Oxford‘da okumamış, kenar mahalleli biri olarak büyük adımlar atmış, büyük işler yapmış ama sonunu güzel bitirememiştir. O sesiyle efsaneleşmiş ama hayatının şiirini güzel bitirememiştir.

Her şeye rağmen iyi bir ses sanatçısıdır. Tipik bir Anadolu çocuğudur. Güzel ve naif bir ruhu vardır, bir uzun hava veya türkü sözüyle ağlayabilen bir insandır. Yufka yürekli ve merhametlidir. Gazze olayları sırasında yüreği Filistinli kardeşleri için çarpmış ve ardından İbo Show‘da milyarlarca bağış toplayarak zor durumdaki Müslümanlara yardım gitmesini sağlamıştır. İçinde bulunduğu "Kurtlar Sofrası" onun naif yüreğinin katılaşmasına zaman zaman da öfkesine neden olmuştur. Telefonla katıldığı bir programda Saba Tümer ve Yaşar Nuri Öztürk‘ün dini sohbetlerini kaçırmamaya özen gösterdiğini belirtiyordu. Örneğin kalleş bir kurşunla vurulmadan önce, daha çok dini programlar izlemiş olsaydı, öyle sanıyorum ki, özellikle son dönemlerdeki Show‘larında kullandığı öfkeli üslubun yerini daha yumuşak bir dil alabilirdi. Sahip olacağı bu gönül din dili, kendisini öldürmeye gelenleri bile etkileyebilir, belki de onların da kurtuluşuna vesile olurdu. Kim bilir bu sanat dünyasının acımasız şartları içinde nice yufka yürekli insanlar gaddarlaşmıştır...

Tatlıses‘in tatlı sesinden mahrum bırakan kalleş kurşun, sanat dünyasının İmparator‘unu öldürememiş ama sakat bırakmıştır. Tatlıses sahnede yalnızca sesiyle değil, fiziği, vücut dili, figürleri, Urfa ağzıyla konuşmaları, öfkesi, gözyaşlarıyla vardır. Şimdi sahneler onsuz yetim, hayranları ise derin bir sessizlik içinde sesinin özlemini çekiyorlar. Öyle inanıyorum ki, sahne ve meydanlar ona kapalı olsa da gönüllerin meydanı açıktır. Gönüller onun sesinin yankısı bekliyor çünkü...

12 May 2012 - 00:25 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?