Hayat nerede biter

Hayat nerede biter

Mayısa yayılan sadece bahar değildir.

Sevdiklerimizi koluna takıp götüren ölüm.

Geride kalanların çenelerini titreten.

Gideni, geçmişi anımsayıp; hayırla gülümsediğimiz.

Ya da yakın bir komşusunun, daha dün beraberdik, güldük söyledik, çocukları konuştuk.

Hiçbir şeyi yoktu.

Nereden çıktı bu acı sürpriz, diye yanarak şaştığı.

Anılara doluşan güzel kareler.

İncecik bir gelindir, elli yıl önceki fotoğraflarda.

Albümlerde güzel bir gelin resmi.

Alımlı, devrine göre hayli albenili giysiler içerisinde.

Orta yaşlılığının şahitleri, cömertliğini aktarmaktalar.

Güler yüzünü.

En önemlisi de kayınvalidesine nasıl içten baktığını.

Zamane gelinlerin şimdi evlerine bile sokmadığı, yaşlı bir kayınvalide ile.

Ömür boyu beraber yaşamaya itiraz etmediğini.

İyi günde, dar günde o yaşlıyı evinin direği bilip, çocuklarından önce onun ihtiyaçlarını gördüğünü.

Surat asmadığını, söylenmediğini aktarıyorlar.

İyilik kareleri eşlik ediyor, hıçkırıklar arasına.

Yine de yenilip içiliyor.

Gülünüp söyleniyor.

Hayat devam ediyor.

Ölüm denen o çizgiyi geçse de, yâd edilen.

Artık başka bir diyardan dinlese de kendisi ile ilgili anlatılanları.

Yan odaya uzatılsa da cansız bedeni.

Yakınları için dağ gibi olsa da acı.

Yıllardır birbirlerini görmeyen akraba ve dostları için bir buluşma olanağıdır da aynı zamanda.

Ya da ölünün son düğünü.

Son toplantısı.

Evlatlar, modern zamanın rutini olan anne ya da babayı kaldırıp morga koymamışlardır.

"Evinde vefat etti.

Çok severdi yuvasını, kimselerde kalamaz.

Koşarak dönerdi evine.

Her yanı temizletmiş.

Sanki misafirlerini bekler gibi.

Son toplantıyı kararlar gibi".

Dostları toplanmış bazen ağlayıp, bazen gülerek sohbeti koyulaştırsa da.

O, yan odada iştirak edemediği bir meclisin yine de başkahramanıdır.

Dünyeviliğin gereği, bir gecelik son ev saltanatında, bozulmaması için doktor gelip, ölü bedenine ilaçlı iğnelerini de yapmıştır.

Yine tecrübeli komşulardan biri, karnına bir bıçak koymuştur.

Soğuk havalandırmanın çalıştığı o odanın önünden her geçen, biraz da kendi ölümüne bakar.

Düşünür, ağlar, silkinir.

Yeni bir yol haritası tasarlar.

Ertesi gün iş vardır gerçi.

Yeniden trafik, ödenecek borçlar, geçim sıkıntısı yeterince belleri bükmektedir.

Bir başka ölüm sahnesine kadar, yol haritası zihnin kuytu karanlıklarına atılır.

Gidenin hayatı, kendilerine önemli bir yön çizse de.

Bu zamanda, yoğun iş koşullarında kayınvalide bakmak, artık geçmiş zaman gelenekleri arasındadır.

Cömertlik, yedirip, içirmek, insanlara kapıları açıp, ikramlarda bulunmak.

Artık fazlasıyla zahmetli bulunmaktadır.

Akrabaları, eş dostları, ölmeden hayatta iken sorup sual eylemek, hayli zaman savurganlığıdır.

Ahir zaman boynumuza bir kement geçirmiş.

Koşuyoruz, dünyevi telaşlara.

Sessiz ölülerimizi gömüp, kendi karanlığımıza gömülüyoruz.

Sıranın hızla kendimize geldiğinin farkındayızdır.

Hatta gidenler kadar bile belki ömür biçilmediğinin soru işaretlerine de vakıfızdır.

Ama kollarımızdan kıskıvrak yakalayan hayat.

Çocukların okulları, imtihanları, iş görüşmeleri.

Alınacak mülklerin taksitleri.

Ölüm ülkesini yok sayan engeller olarak dikilmekte karşımıza.

27 May 2012 - 01:30 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?