Reklamı Kapat

Yumuşak NATO

Yumuşak NATO

Son yazımızda başta İslam dünyası olmak üzere dünyadaki dönüşümün nasıl toplumsal hareketler üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldığını anlatmaya çalışmıştık. Ancak yazımıza net bir rezerv koyarak, tabandan gelen toplumsal hareketlerin dönüşümü sağlayamadığı durumlarda uluslararası çapta müdahalelerin gerçekleşebileceğini de ekledik. Bizi kırmak istememiş olacaklar ki, son haftadaki gelişmeler düşüncelerimizin doğruluğunu fazlasıyla ortaya koydu.

Hani hep öğretirler ya, Soğuk Savaş sonrasında SSCB‘nin ortadan kaldırılmasıyla misyonunu tamamlayan NATO, yeni güvenlik konsepti ile kendini Soğuk Savaş sonrası döneme göre yeniden konumlandırmıştır diye. İşte bugünlerde de NATO adeta kendisini Arap Baharı sonrasındaki yeni dönemin şartlarına göre yeniden tanımlamakta ve yeni stratejisini şekillendirmektedir.

Yeni dönemde hazır olalım NATO dünyanın en şirin örgütü olarak sunulacaktır. Eski güç ittifakları günümüzde artık antipatik geldiğinden ve demode olduğundan dolayıdır ki, artık NATO‘nun bir üyesi için dünyayı yakma dönemi de bitmiştir. Nitekim Ankara‘nın Suriye sınırındaki hatalar 5. maddeyi devreye sokar gibi söylemleri kimseyi harekete geçirmemiştir. Çünkü artık Batı için gün dünyayı kurtarma, kötüleri de siyasi arenadan tasfiye etme günüdür. Öyle küçük işler için koskoca NATO seferber mi edilirmiş!

Bu sebeple NATO her şeyden önce daha evrensel bir örgüt haline getirilecektir. Sadece üye ülkelerin güvenlikleri değil, evrensel değerlerin güvenliği sağlanacaktır. Başka deyişle NATO artık moral değerlerin savunuculuğunu yapacak, insan haklarını koruyacak, halklara demokrasi, eşitlik ve özgürlük götürecektir. Tıpkı ABD‘nin 11 Eylül sonrasında yaptığı gibi. Tabii bütün bunlar orada bulunan halkların dönüşümü kendi elleriyle gerçekleştiremediği durumda olacaktır.

Stratejik amaçlardan ziyade insani gerekçeler için mücadele eden bu yeni yumuşak NATO‘yu belki de ilk defa Suriye‘de görür ve helal olsun nasıl da halkı zulümden kurtardı deriz. Öyle ya Balkanlar‘da binlerce insan katledilip, zorla göç ettirildikten sonra oraya da barış getirilmişti.

Bu seferki NATO‘nun yeni yol haritasındaki en önemli uğrak nokta ise Türkiye görünüyor. Yıllarca Avrupa Birliği‘nin size ihtiyacı var söylemleri ile oyalanan Türkiye, nedense bugünlerde NATO‘nun size ihtiyacı var söylemleri ile karşı karşıya kalmış durumda. Batı‘nın Türkiye‘den bir şey isteyip de Türkiye‘nin kazançlı çıktığı örneklere pek fazla rastlamadığımız için, insan ister istemez buna da şüpheyle yaklaşıyor.

Türkiye için söylenenlere baktığımız zaman, Türkiye bir kere artık örgütün kilit ülkesi konumuna yükseltilmiş durumda. NATO Kara Ordusu‘nun tamamen İzmir‘e taşınması, general sayısının arttırılması, Füze Kalkanı‘nın Kürecik‘e kurulması son 1 yılda gündemi fazlasıyla işgal etmişti. Son bomba ise Genel Sekreterin bir Türk olabileceği üzerinden patlatıldı. Bütün bu gelişmelerin politik bir hesaptan yoksun olduğunu söylemek ise herhalde çok anlamsız olacaktır.

Türkiye daha önce yükselen demokrasi kültürü, laik yapısı ve küreselleşmeye entegre oluşu ile Batı‘nın bölgedeki model ülkesi konumundaydı. Bunun hâlâ devam etmesini isteyen Batı, ikinci olarak 2002‘den bu yana takip edilen dış politikanın bir kenara bırakılarak Türkiye‘nin tekrar Batı müttefiki olan İsrail ve Ermenistan gibi ülkelerle iyi ilişkiler içerisine girmesini talep ediyor.

Bu şartları tanzim eden Türkiye‘den ise, eğer bölgedeki en büyük güç olmak istiyorsa bölgede devam eden dönüşümün her seviyedeki öncüsü olması isteniyor. Yani model ülke olarak toplumsal dönüşümün en güzel örneği olmanın yanında, bu dönüşümün gerçekleşemediği durumlarda da taşın altına elini koyması bekleniyor. Bu şekilde Batının bölgedeki bir yerde yumuşak gücü olan Türkiye‘nin ilk defa kaba kuvvet alanında da rol oynaması isteniyor.

Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye‘nin NATO içerisindeki bu artan rolünün, onun örgütte en fazla sözü geçen ülke olma idealini tam olarak yansıtmadığını görüyoruz. Afganistan‘da büyük bir çıkmaz içerisinde bulunan NATO‘nun yeni dönem stratejilerinin hiçbiri Türkiye‘nin geçmişten gelen idealleri ile uyuşmamaktadır. Batı, Türkiye‘nin bu bölgede var olan kredisinden yararlanmak istemektedir. Bu durum ise Türkiye‘nin bölgedeki köklü ilişkilerine ciddi zarar verebilme potansiyelini taşımaktadır.

30 May 2012 - 01:36 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?