Kısık seslerin toplandığı vadi

Kısık seslerin toplandığı vadi

Her insanın bir hikâyesi var. Hatta her insan, baştan sona anlatılası bir hikâye... Hikâyelerin isimleri ve o hikâyelerin cisimleştiği yurtlar farklı sadece. Kimseye kendi kalbinden öte bir yurt yok yeryüzünde. Her hayatın özeti o yurda yapılan yolculukta saklı. Yazmak kimilerine göre bu yüzden yeryüzünde olmanın mucizevî şifası. O biricik yurda yol açmak için okumanın ardından yapılacak en büyük eylem. Ruhun yaralarına sebep olan büyük yazgıyı kendi yurdunda hissedip, küçüklüğü ve acizliği itiraf edebilme kabiliyeti...  İnsan, olma yolunda kendinden kendine iz sürerken tanıklık görevini ancak harflerle cisimleştirebiliyor. Sevmek ve yazmak; insan ve kader; var oluş denkleminde uzayıp giden, renkten renge giren bir ucu ezelde bir ucu ebedde ipler gibi.

Annesiz kalmayı tarif etmek çok zordur

Kaynak Yayınları tarafından hazırlanan ve Kamil Aydoğan tarafından kaleme alınan Kısık Vadisi isimli eser, gerçek olayların anlatıldığı bir roman. İnsanın annesini erken yaşta kaybetmesi, onun eksikliğini hayatının her anında hissetmesi yaşanabilecek en büyük acılardan biridir. Anneyi tarif etmek ne kadar zorsa, annesiz kalmayı tarif etmek ondan daha zordur. Yazar, Kahramanmaraş‘ın Kısık Vadisi‘nde yaşananları babasının diliyle anlatarak aşmaya çalışmış. Sessizlikle iyileştirmeye çalıştığı anıları 48 yıllık orucunu bozarak dillendirmiş.

Yaşadıklarına, yaşananlara ve onların kendi üzerinde bıraktığı izlere yaklaşmayı başarmış. Zamanın bir yerinde yaşanan yanlış ve doğruları olduğu gibi ortaya sermeye çalışmış. O anlara yeniden katılacak cesareti göstermiş. Seslerin, sözlerin, ölümlerin, yasakların nüfuz edemediği gizli kovuklardan çıkardıklarıyla baş başa kalmaya çalışmış. Derlemiş, toparlamış, kimi zaman duygulanmış, kimi zaman da hayıflanmış. Ama hikâyesinin sesini duyabilmek için sesini kısmamış. Yazar Kısık Vadisi‘ne yarım asırlık bir aradan sonra girerken babasının elini sımsıkı tutan ürkek bir çocuk haline bürünmüş romanında.  Hafızasının mayınlı tarlalarında karşısına çıkan her ismi, her olayı başarıyla resmetmeye çalışmış.

Ezanlar neden Arapça değil?

Çocukluğun yaraları! İşte onlar bazen bir orkestra şefi gibi idare eder insanı. Ömür boyu insanın sırtında bir yük gibi durur. Niçin yapıldığı bilinemeyen bir sürü şey, bir alacakaranlık halinden kurtulamaz bir türlü. Yazar kendi hikâyesinin labirentlerindeki açmazları çözmek için babasının yardımına başvurmuş. Kendi şehirlerinde, kendi köylerinde, kendi evlerinde yaşadıkları esaretin anlamsız hikâyesini de dinlemiş, dillendirmiş.

Vadilerinde neden Arapça ezan okunmadığını, neden Kur‘ân okumanın ve öğretmenin yasaklandığını, neden 20 yıl boyunca köylerinde Cuma kılınmadığını sorgulamış hadiselerin izinde. Karakterlerin gerçek ve anlatılanların yaşanmış olması, romana farklı bir özellik kazandırıyor. Hikâyenin bir otobiyografi değil, anı değil, bir roman biçiminde anlatılması, okurun gerçeklik algısına başka bir boyut kazandırıyor. Aklın almadığı, kaderin düğümlendiği acı hatıraların ve anıların ortasında kalan incinmiş bir çocuğun, babasından miras kalan yarım asırlık acısı Kısık Vadisi‘nde.

30 Ağu 2012 - 22:41 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2022 ne kadar olmalı?