Mustafa Kurdaş: İktidarın söylemleri farklı, icraatları farklı...

Mustafa Kurdaş: İktidarın söylemleri farklı, icraatları farklı...

İşte Mustafa Kurdaş‘ın Haberdar.com‘dan Özlem Akbudak‘a yaptığı o çok özel açıklamalar...

Egemen Bağış ile Metehan Demir arasında geçen ve Kur?an?a hakaret boyutunda olan telefon konuşmasını gazetenizde manşete taşıdınız. İslami argümanları kullanarak insanların duygularını istismar etmesi ne denli doğru? Bu görüşmeyi nasıl yorumluyorsunuz?

Siyasi partilerin İslami referanslardan beslemesi doğal bir durum. Ben bunu istismar olarak görmek istemem ama bir taraftan İslami referansları söylem olarak seçip diğer taraftan da bunun dışındaki birtakım eylemleri yapıyor olmak tezat bir durum. Burada söylem ve eylem uyuşmazlığı var ve İslami söylemlerin tersine icraatlar görüyoruz Türkiye?de, özellikle AKP iktidarı açısından. Sonuçta muhafazakâr bir iktidarı konuşurken bu durum daha farklı olur.

CHP?nin İslami bir ayeti, hadisi, bir sözü ya da ilkeyi dillendirmiş olmasını bir tarafa koyuyorum ama AKP?nin bu sözleri sürekli dillendirmesi, İslamcı bir iktidar Türkiye?yi yönetiyormuş gibi bir algının oluşmasına sebep oluyor. Ama tam tersine iktidarın uygulamalarına baktığımız zaman söylemde referans alınan ilkelerin tam tersi icraatlar yapılıyor.

Peki bu durumu CHP, MHP ya da diğer partiler yapmış olsaydı bunu bu kadar yadırganır mıydı?

Şöyle ki; Bana göre toplum dönüşmüştür ama Türkiye de asıl dönüşmesi gereken Cumhuriyet Halk Partisi?dir. Çünkü toplumun dönüşmesinin tam tersi bir duruş sergilediği takdirde hep bu kaos ve kriz durumu devam edecektir. Ben CHP?nin de dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye?de bir takım hafıza operasyonları ve bu milleti kendi değerlerinden uzaklaştırma çalışmaları yapılmış, sadece batı endeksli ve değerleri çerçevesinde yürütülmüştür. CHP dönüşürse Türkiye hakikaten o zaman daha büyük kazanımlar elde edebilir.

Deniz Baykal dönüşüm noktasında çok önemli adımlar atmıştı. Son dönemde ise politik midir bilmiyorum ama adımlar atılmıyor değil. Mesela seçim otobüslerine başörtülü hanımlarla çıkması, AK Partili vekillerin meclise girmesindeki takındığı suskun tavır vs.

CHP?nin din düşmanlığı ekseninden milletle barışçıl bir pozisyona gelmesi için bu adımları atması gerekiyordu zaten.

SON GÜNLERDE HELAL VE HARAM BİRBİRİNE ÇOK YAKLAŞTI

Sizce bu dönüşümler samimi, kalıcı ve gerçek mi?

Bunu zaman gösterecek. İslam?a ve milletin değerlerine saldırmaktan vazgeçerlerse ve bunu sürekli hale getirirlerse, siyaseti de milletle paralel yürütebilirlerse o zaman ?Evet dönüşüm oldu? diyebiliriz fakat bunu mevsimlik kullanırlarsa o zaman bu istismar olur.Dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer mevzu ise CHP?nin dönüşmesi gerektiğini düşünürken Adalet ve Kalkınma Partisi de toplumu tekrar tersine dönüştürüyor. Yani insanların inandıkları gibi yaşama modelinden ve arzusundan öte, dünyalık yaşama modeline doğru gittiğini, haram ve helalin birbirine çok yaklaştığını görüyoruz ve bu çok tehlikeli bir durumdur.

AKP?nin 12 yıllık iktidar boyunca çok ciddi bir tahribat yaşandı bence. Haram ve helalin birbirine son dönemlerde çok yaklaştığını gözlemliyorum. Örnek vermek gerekirse; süt bankasının kurulması, zinanın suç olmaktan çıkması, gaylere ve lezbiyenlere Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde dernek olma statüsünün tanınması, domuzun et statüsüne getirilme meselesi?

Bunların hiçbirinin bırakın çok bilinçli dindar kesimde onaylanmasını, halk tabanında dahi benimsenebilecek şeyler değildir. Mesela son süreçteki yolsuzluk ve rüşvet şayanları gittikçe artmıştır. Namaz kılan insanlardan bile bu cümleleri duyar olduk: ?Kardeşim çalışıyorlar, o halde çalabilirler de? bu çok tehlikeli bir sözdür. Bir o kadar da tehlikeli bir savunma refleksidir. Yani savunma mekanizmaları haramla helali birbirine karıştırma noktasına gelmiştir. Bence haramla helalin en yaklaştığı dönemi yaşıyoruz.

Önemli olan Müslüman birilerinin iktidarda olması değil, Müslüman zihniyetinin iktidar olmasıdır. Müslüman zihniyet iktidar olabilseydi bu yolsuzluk ve rüşvet şayanları mevzu bahis dahi olmazdı.

Önemli olan ilkeleri esas almaktır. Müslüman bir kişidir diye baştakileri muhafaza etme derdine düşersek onların yanlışını beslemiş oluruz. Zaten şu an Türkiye?de yapılan en büyük sıkıntı da budur. Birileri yanlışları alkışlıyor. Yanlışlar da alkışlandıkça daha büyük bir cesaretle, fütursuzca yapılabiliyor. Kartopu gibi büyüyor. Bu yanlışlıklar manşetlerden ve televizyonlardan alkışlana alkışlana yandaş bir medya oluştu. Ve bu nedenle iktidarın yanlışlarını peşinen kabul eden kitleler oluştu

"AMAN CHP İKTİDARA GELMESİN‘"

Sizce halk sandıkta yanıltır mı iktidarı?

Medya da dâhil olmak üzere çok karartılmış bir süreç yaşıyoruz ne yazık ki. Hatta ekranlar adeta partizanca kullanılıyor. Ambargolar ve sansürler var. Hatta doğrudan talimatla yürütülen sansürler mevcut biliyorsunuz. Böylesi bir baskı ve zihinsel saldırılar karşısında, milletin mukayese gücünün de yıprandığını düşünüyorum. Haram ve helali bile birbirinden ayırt etme kabiliyetinin çalındığını düşünüyorum. Tam da bu süreçte millete bir fener yakmak gerekiyor ancak buna kimse müsaade etmiyor. Bu karartma milletin oylarına da ipotek koymak anlamına geliyor bence.

Müslüman kesimde yıllardır ?Aman, CHP iktidara gelmesin!? gibi bir refleks var. Ancak geçmiş yıllara bakıldığında onların iktidarda kalma süreleri 6 yılı geçmez. O halde bugünkü geldiğimiz noktada bir kaos düzeni varsa, bir huzursuzluk ortamı varsa, zihni yıpranmalar varsa, bu ortamda tek mesul CHP değildir. Daha çok Müslümanların adına iktidara gelip, iktidarın yetkilerini Müslümanlar adına değil de kendileri için kullananları dikkate almalıyız. Bu ülkede CHP karşısındaki merkez sağ partiyi destekleme eğilimi var. Yani CHP ile korkutuluyoruz ve Amerika, Avrupa?yla ve batıyla aynı yatağa girmiş, bir sağ iktidara Türkiye mecbur bırakılmaya çalışılıyor.

FANATİZM VE HOLİGANLIK ÖN PLANDA!

Son günlerde Türkiye gündemini hatta dünya gündemini meşgul eden bir diğer mevzu ise twitter?ın kapanması. Sizce demokratik bir ülke dediğimiz bir yerde bunların yaşanması ve yaşanmaya devem etmesi normal mi sizce?

Sosyal medyanın günümüzün bir gerçeği olduğunu atlamamak lazım. Ve özellikle dekendini ifade edemeyen birçok ideoloji, birçok görüş açısından da önemli bir argüman. Bildiğiniz gibi zaten televizyonlar ve diğer kitle iletişim araçları yasaklı. Bu ortamda sosyal medya da önemli bir fonksiyona sahip oluyor.  İnsanların demokratik paylaşımları için de sağlıklı bir zemindir bence. Ancak tabii ki hakarete varan içeriklerle devleti yıkmaya yönelik bir girişim var ise bu platformda bunlar mutlaka tespit edilmelidir. Ve onlar üzerinde yani o adresler ve kişiler üzerinde birtakım süreçlerin işlemesi doğaldır.

Yasaklanma konusuna gelince; mesela benim on binlerce kişiyle olan iletişimim koptu şuan. Aslında bu benim hakkımdır. Başka bir kişinin yaptığı hatadan dolayı benim cezalandırılmam doğru değildir. Benim gibi yüzbinlerce, milyonlarca twitter kullanıcısı var şuan. Onlar da sadece kendi fikrini ortaya koymak için kullanıyorlar. Bu yasak uygulamasına zaten Sayın Cumhurbaşkanı da tepkisini gösterdi. Hatta yasağa rağmen farklı yollarla twitter?ı kullanmak suretiyle o da tepkisini verdi. Yasaklar her daim yasaklananı büyütür bence. Yasaklanan şeyi daha manalı hale getirir. AKP iktidarı hep özgürlükler ve demokrasi vurgusu yapıyordu. Hatta 28 Şubat döneminin darbeci zihniyetine karşı toplumda oluşan tepkinin oya dönüşmesi 2002?de AKP?yi güçlendirdi.

12 yıl sonra aynı noktaya gelindiğini görmek çok kötü bir durum bizler için. Bugünkü durumun topluma bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Bence twitter?ı kapatmak yerine Sayın Başbakan?ın ve muhalefetteki diğer parti başkanlarının söylemlerini düzeltmelerinin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Spor kulübü Başkanlarının söylemleri gibi fanatizmi ve holiganlığı ön plana çıkaran söylemlerde bulunmak doğru değildir. Twitter?ı kapatmaktansa kendi söylemlerine balans ayarı çekmeleri çok daha hayırlı olacaktır. Şu sıralar olması gereken şey yasaklamalardan ziyade insanları birbirine hakaret edecek zeminlere çekmemektir. Her şey oy değildir. Toplumun sağlığı herkesten ve her şeyden önemlidir. Parti çıkarlarını bir tarafa bırakıp farklı bir söylem düzlemine gelmedikçe twitter?ı kapatmayı bırakın interneti de kesseniz bu bir çözüm değildir.

Sizin de bahsettiğiniz gibi ses kayıtları ile ilgili 25 Mart söylemlerinin önüne geçmek üzere Sayın Başbakan?ın attığı adım zihinlerde ?Acaba mı?? şüphesini uyandırdı. Kitlelerin kafasında büyük bir soru işareti oluştu. Montaj denen şeyleri, insanlar gerçek olarak kabul etmeye başladı. Yasaklamak yerine, montaj olduğunu iddia ettikleri şeylerin gerçekliğini ispatlamak gerekirdi. ?Yapacaklarımızı 30 Mart?tan sonrasına erteliyoruz.? demek yanlıştır. Bu bence millete de tehdittir. Gerek cemaat gerekse muhalefet hedef alınsın?

Başbakan?ın tavrını sağlıklı buluyor musunuz? Çünkü her geçen gün sertleşen bir üslubu var?

Ergenekon davaları sürecinde bu konu seçim kampanyasında kullanıldı. Siyasi söylem olarak savunuldu. Ancak şimdilerde ?Aldatılmışız? diyor. Bir Başbakan?ın böyle bir itirafını kabul etmemiz mümkün değildir. Bir tarafta referandum yapıyor ve HSYK?yı kuruyorsunuz, Türkiye bayram ederek bu sürece sokuyorsunuz. Diğer taraftan da ?Referandumu boşuna yapmışız.? Deniliyor. Bir anda Ergenekon sanıkları salınıyor. Demokrasi için özel yetkili mahkemeleri kuruyoruz ve kaldırıyoruz. Hep birbiriyle tezat şeyler bunlar. Bu konuları irdelediğimizde 12 yıllık sürecin aslında kaybedilmiş yıllar olduğu sonucuna varırsınız. O nedenle Türkiye?ye büyük zararlar veren gerilim politikasına girmek daha avantajlı hükümet için. Cemaat ya da iktidar?

Bu meselenin kazananı ya da kaybedeni yok. Tayyip Bey?e inanmış çok insan var. Şu an onlar psikolojik bir travma yaşıyor. Bazı şeyleri kabullenemeyenler de ilerleyen günlerde yavaş yavaş görecektir. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları gerçekse ? ki ben gerçek olduğuna inanıyorum çünkü iktidar mensubu kişilerin davranışları bunu gösteriyor- şayan çok kötüdür. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

SAYIN ÖCALAN DEMEK MÜBAH ARTIK...

Peki tahliyelere gelecek olursak?

Sayın Başbakan?ın Ergenekon davasının konuşulduğu dönemdeki iddiası davanın savcısı olduğuydu. Ancak şimdilerde avukatı olduğu ortaya çıktı. Hatta o dönemde muhalefeti davanın avukatı olmakla suçlamıştı. Ana hatlardaki büyük politika söylemlerinde hep hata yapan bir Başbakan izledik.

Türkiye çok ilginç bir ülke oldu. Baklava çalan bir çocuk içerideyken bankaları soyan, kutuları boşaltan, milyon dolarları çalanlar da dışarıda şuan.

Bu tahliyeler, Abdullah Öcalan?ın da adım adım tahliye yolunda olduğunu gösterir mi sizce?

Günümüzde kamuoyu çok önemli biliyorsunuz. Örgütle ilgili de yıllardır olumlu bir kamuoyu oluşturma çabası var. Hepimiz izliyoruz bunu. Bir dönem PKK tu kakaydı, Öcalan da bebek katili ve terörist başıydı. Sayın demenin mubah olduğu bir Öcalan var artık günümüzde. Yarın bir gün tamamen serbest bırakılma noktasına da gelebilir. Bunlar ihtimal dâhilindedir. Ben de sürecin bu yöne doğru işletilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Kimsenin adalete bir güveni kalmadı. Güvenimiz sarsıldı çünkü. Bu da Türkiye önündeki önemli bir tehdittir bence. Dış tehditlerden dahi daha büyüktür.

Çözüm süreci vardı bu kaostan önce ? tabi hala var olduğu iddia edilen- şimdi unutuldu mu? Bu süreç etkilenir mi sizce bu olaylardan?

Çözüm süreci aslında hiç başlamadı ki! Çünkü örgüt çekilmedi. Yüzde 5?i bile çıkmamıştır. Bu konu birçok kez de yazıldı biliyorsunuz. Sonra Sayın Başbakan silahlar bırakılacak dedi. Örgüt de onun açıklamalarını yalanladı. Nitekim şu an dağlarda devam ediyorlar. Ben son nevruzda Şırnak?taydım. Örgütün dağlarda fişek attığını kendi gözlerimle gördüm. Bu sessizlik sadece zaman kazandırdı. Biz de milli görüş camiası olarak bu meselenin halledilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Elbetteki, o topraklarda barış ve huzur hâkim olmalı. Diğer taraftan da Akil insanlar projesi de halkın öfkesini dindirmek üzere planlanmıştı. O da bir oyundu yani. Yani bunları sözşörler büyüttü büyüttü durdu.

KAYNAK: HABERDAR.COM

26 Mar 2014 - 12:08 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?