Gerilim Siyaseti Prim Yapıyor, Sandıkları Patlatıyor

Gerilim Siyaseti Prim Yapıyor, Sandıkları Patlatıyor?

Türkiye normal şartlarda gidilen, yönlendirme, manipülasyon, yanıltmanın olmadığı, milletin gerçek düşünce ve durumunun sandığa yansıdığı seçimlere bir türlü kavuşamıyor. Her seçim  öncesi suni olarak, siyasi bir mühendislik projesi çerçevesinde siyasi ve sosyal olaylar çıkarılıyor.  Tırmandırılan kamplaşma, kutuplaşma ve gerginlik ortamı ile seçmenler iki kutuptan birine mecburi olarak yönlendiriliyor. İşte 2007 ve 2011 Genel ve 2009 ve 2014 Yerel gerilim seçimleri öncesi yaşananlardan kısa kesitler?

Ahmet Yavuz

Türkiye?de siyaset gerilim ve düşman ideoloji üzerinden yürütülüyor. Önce bir rakip bulunuyor, ardından o rakip yavaş yavaş ?düşman? haline getiriliyor. Adeta, ?Düşmansız ideoloji ve parti yaşayamaz? diye düşünülüyor. Seçmen, ?Düşman ülke, ideoloji, parti veya derin yapılardan dolayı varlığının tehdit altında olduğuna? inandırılıyor.  Bu düşmana karşı gördüğü kanat veya partiye doğru adeta itiliyor. Oylar başarıyla sandıklara doldurulduktan sonra, gerginlik rafa kaldırılıyor. Sözde düşmanlar, yeni müttefikler haline geliyor? Al gülüm, ver gülüm sorunsuz bir iktidar dönemi başlıyor? Osmanlı?dan sonra, geçtiğimiz asır boyunca Siyonizm adına Komünist ve Kapitalist bloklar şeklinde ülkeler arasında, sağ ve sol olarak da ülkelerde uygulanan toplumları yönetme metoduna ilişkin Türkiye?nin son 10 yılından birkaç kesit?

28 Şubat Postmodern darbesiyle oluşturulan antidemokratik ortamda, Milli Görüşün partileri Refah ve Fazilet kapatıldı. Sonrasında da hareket bölünerek AKP ortaya çıktı. ?Erbakan Hocamızı cumhurbaşkanı yapacağız, Refahyol?un icraatlarını devam ettireceğiz? deyip milletin yüzde 34?ünü ikna ederek, dış güçlerin de büyük desteğiyle 2002?de iktidar oldu. Başta büyükşehirler olmak üzere Milli Görüşteyken seçimi kazanan birçok belediye 2004 seçiminde, iktidar partisiyle yoluna devam etti. Meclis?te sadece iki parti vardı. AKP ve CHP.

367 Olayı, 27 Nisan E-Muhtırası Ve Cumhuriyet Mitingleri?

Türkiye bu minvalde 2007 seçimlerine giderken, bir anda siyasi ortam gerildi. Ahmet Necdet Sezer?den sonra Cumhurbaşkanlığı?na 27 Nisan 2007?de AKP?nin adayı olarak giren Abdullah Gül, Meclis?te 361 oy aldı. Ancak CHP, Yargıtay Eski Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu?nun uyarısıyla Meclis?te 367 Vekil bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi?ne başvurdu. Mahkeme, başvuruyu haklı gördü ve Gül seçilemedi. Aynı günün gecesi Genelkurmay?ın internet sitesine Yaşar Büyükanıt imzasıyla koyduğu, ancak sahip çıkmadığı ?Sözde değil, özde laik? vurgulu 27 Nisan E-Muhtırası da seçmeni kızdırdı. Muhtıra, darbe deyince 28 Şubat?ın zulüm günlerini hatırlayan seçmen adım adım AKP?ye doğru meyletmeye başladı.

Aynı dönemde, Başbakan Tayyip Erdoğan veya Milli Görüş kökenli başka bir ismin Cumhurbaşkanı olmaması için Ankara, İstanbul, İzmir, Çanakkale ve Manisa illerinde yapılan 5 adet milyonluk Cumhuriyet mitingleri de sol seçmeni CHP?ye kilitlerken, bütün sağ seçmeni de AKP?ye doğru yönlendirdi. 28 Şubat korkusu, sağ seçmeni AKP?ye adeta kilitledi. Bu gerilim siyaseti ile gidilen 22 Temmuz 2007 Genel Seçiminde AKP yüzde 47 oy ile sandıktan birinci çıktı. CHP ise yüzde 21 oy almıştı.

Patronlara veryansın, tv?leri canlı yayınlasın!

Başbakan Erdoğan?ın seçim dönemi boyunca milleti yönlendirme metotlarından biri de sürekli medyaya çatması, medya patronlarına kahve ağzıyla yüklenmesi. O kadar ki, İstanbul mitinginde Aydın Doğan ve Turgay Ciner?e veryansın etmişti. Zannedersiniz ki bu iki patronun televizyon kanalları  Başbakan?ın haberlerine ve kendisine ekranlarını yasaklamış. İşin en ilginci ise iki medya patronunun kanalları olan CNN Türk ve Habertürk, Başbakan Tayyip Erdoğan?ın kendilerine çattığı mitingini olabildiğince alayı vala ile canlı yayınlıyor olmasıydı. Başbakan Erdoğan, 2009 ve 2011 de olduğu gibi Aydın Doğan?a, ?Bu sefer kurtulamayacak? diyor. Ama seçim bitiyor, Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan?ın vergi borçlarını affediyor, AVM?lerini açıyor. Hatta, AKP?nin seçim ilanları Hürriyet Gazetesi?nin sayfalarından hiçbir gün eksik olmuyor? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Tam bir danışıklı dövüş?

2011 Seçimleri Ve Ergenekon

Kavga ve gerilim siyaseti 2011 seçimlerinde de devam ettirildi. Ergenekon yapılanması ve her gün bir yerden çıkarılan gömülü silahlar, 2008?den itibaren başlatılan Ergenekon, Balyoz darbe davaları gündemi meşgul etti. Başbakan Erdoğan, ?Ergenekon davasının savcısıyım? dedi.  İktidarına karşı  Balyoz, Ayışığı ve Sarıkız Darbe girişimleri seçmeni ürküttü. Bu seçimlerde AKP, aynı zamanda ?istikrar, yola devam, haydi bir daha? gibi birlik ve istikrar unsurlarını da kullanarak, seçimlerde iki seçmenden birinin oyunu almayı başardı. Oysa Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan?ın cenaze törenine 3 milyon insan katılmıştı. On yıl boyunca Saadet?in üç adet meşhur Çağlayan mitinglerine bir milyon insan katılmıştı. Milletin gönlü Milli Görüşte, Saadet?teydi, ama oyları nedense AKP?ye veriyordu. Think-tank, manipülasyon, mühendislik, demokratur bu olsa gerekti.

Seçmen mi civciv mi?

2009 ve 2011 seçimlerinde, ?Ergenekon Derin Yapılanması Hükümete darbe yapmasın, Türkiye?yi eski günlere döndürmesin, AKP kapatılmasın ve istikrar sürsün? diye sağ seçmen bu partiye yüklenmişti. Ancak şimdi 2014 seçimlerinde Başbakan Erdoğan, ne olduysa ?Ergenekon Davasının avukatıyım? demeye başladı. Partisine kapatma davası açan, Ergenekon?da müebbet alan isim ve kesimlerin birer birer serbest bırakılmasını ve Ergenekon Davalarının yeniden görülmesini dillendirir noktaya gelmişti. Peki seçmen, 2009 ve 2011?de bütün bu gerekçelerle oy vermemiş miydi AKP?ye? Kamuoyu mühendisleri seçmeni civciv gibi mi görüyordu?  Öte taraftan Ergenekon, İsrail, Darbe, Kapatma denerek kışı kışı yapılacak, beri taraftan ?Muhafazakar Demokrat İstikrar sürsün? diye bili bili yapılarak bir partinin sandıklarına mı yönlendirilecekti?

Davos, İsrail, One Minut Ve AKP?ye Kapatma Davası

Yıl 2009?u gösteriyordu ve yerel seçimlerde belediye başkanı seçilecekti. Başbakan Tayyip Erdoğan?ın AKP?si ile Deniz Baykal?ın CHP?si ise, 2007?deki gerilim siyasetinden bir hayli memnun kalmıştı. Türkiye 2009 yerel seçimlerine, belediye başkan adaylarının öne çıkmadığı, genel seçim havasında yine tam bir gerilim ortamında girdi. Seçmeni yönlendirmek hayli işe yarıyordu. Bu sefer, İsrail?in Gazze ve Lübnan?daki taşkınlıklarına karşı Türk seçmeni, Başbakan Erdoğan?ın Davos?taki One Minute çıkışının havasıyla yerel seçimlere götürüldü. Oysa seçim öncesi İsrail ile yapılan bu restleşme, seçim sonrası İsrail ile ticari ilişkilerin artırılması şeklinde devam edecekti. İçte ise AKP?ye açılan kapatma davası medyada olabildiğince abartıldı ve seçmen, AKP İktidarına karşı organize bir hareket olduğu düşüncesiyle sandıklara koştu. AKP, oyların yüzde 38?ini, CHP, yüzde 23?ünü almıştı. Belki bir kısım seçmen, oy verdiği belediye başkanını bile tanımıyordu.

Bu Sefer Cemaat-Hükümet Kavgasıyla Seçmeni Geriyor?

2014 Yerel Seçimlerinde ise Türkiye bambaşka bir süreci yaşıyor. Eski dostlar düşman olmuş gibi adeta. Türkiye tarihinde hiç görülmedik bir şekilde, İktidar partisi ve Başbakanı, günde beş vakit bir cemaati hedef almaya başladı. Eskinin Ergenekon derin yapılanmasının yerini, şimdi paralel devlet yapılanması, Pensilvanya aldı. Ergenekon yapılanması, darbe girişimleri ve kapatma davaları yalanmış gibi, Hükümete bağlanan yargı eliyle aklanmaya çalışılırken, şimdi meydanlar paralel yapılanma, devletin ele geçirilmesi korkusuyla AKP?den yana dolduruluyor. Kimse, kutu kutu trilyonluk yolsuzlukları, Kur?an ayetleri ile haşa dalgaya yeltenen kripto tavırları sorgulamıyor. Kimse, ?Madem bu paralel yapılanma bu kadar ülke ve millet için tehlikeli idiyse, Başbakan Erdoğan 10 yıl boyunca ne istedilerse, niye verdi?? diye sormuyor. Varsa yoksa gerilim, kavga, ?kışı kışı, bili bili? metodu?  Dikkat çeken bir hususta, bu gerilim ortamlarını tek başına iktidar partisinin oluşturmaması.  Çoğunlukla dış güçler ile içerideki uzantıları veya Türkiye içindeki karşıt derin odaklar baş aktörde görünüyor. Ne hikmetse sonuçta hep iktidar partisinin yüksek oy alması sonucunu doğuran, sosyal ve siyasal olayların çıkarılması sonucu Türkiye seçim öncesi mecburi kutuplaşmaya itiliyor. Cumhuriyet Mitingleri ve Gezi Parkı eylemleri ve kalkışmaları gibi. Ya da buram buram kokan yolsuzluk şayialarının, 17 Aralık Dış Güç Operasyonu şeklinde cereyan ettirilmesi gibi? İşin en zor yanı da ?Neler Oluyor?? sorusuna cevap aramak. Çünkü kimin eli kimin cebinde, dünkü eski düşmanlar, şimdi neden dost, ya da tersi.. belli değil.

26 Mar 2014 - 22:01 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?