Kişi varlığını ve kul olarak sorumluluklarını inkar etse de eylemleriyle bir sonsuzluğu arıyor. Ahireti ve sonsuz olabileceği bir diyarı... Diliyle bunu inkar etse de ruhuyla "Sen sonlu bir varlık değilsin" diye uyarıyor...
Kendisi ateist, hiçbir dine inanmıyor. Yaşı kırk beş filan...
Ekonomik olarak iyi durumda ve vaktinin tamamını resim yaparak geçiriyor. En büyük hayali insanlara nasihat etmek ve "zamanı verimli bir şekilde değerlendirmenin gerekliliğini anlatabilmek... Bunun için yaptığı resimleri sergileyerek, mesajını sanatsal ürünleriyle insanlara ulaştırmayı hedefliyor... Ölümünden sonra ardında değerli bir tablo bırakmayı düşünüyor ve bu tablo aracılığıyla bütün dünyanın kendisinden söz etmesini istiyor...
"Madem ki, ahirete inanmıyorsun, madem ki, öldükten sonra yok olacağını düşünüyorsun öyleyse geride böyle bir tablo bırakmanın ne anlamı var? Dedim... Olmaz dedi, yok olmayı kabul edemem, hiç olmazsa eserlerimle yaşamak isterim..."
Onunla konuştuğumda, gözlerindeki belirsizliği fark ettim ve Allahım Müslüman olduğum için sana hamd ve senalar olsun dedim. Bizler Müslüman bir toplumda ve yol gösterici bir peygamberin ümmetleri olarak dünyaya geldik. Allah‘a teslim olduk, Rabbimiz müminlere Kitabıyla ve Peygamberiyle yol göstererek sadece bu hayatta değil, ahiret yurdunda da neler yaşayabileceğimizi ve sorumluluklarımızın neler olduğunu öğretiyor ve bizleri aydınlatıyor.... Bizler inanıyoruz ve bu türden anlam boşluğuna düşmüyoruz... Hamdolsun Allah‘ım!
O gün anladım ki, imanın penceresinden uzaklaştığınızda ruhunuz derin bir boşluğa düşüyor ve yok olmayı kabul edemiyor. Böyle durumlarda kişi bir arayış içinde oluyor varlığını sürdürebileceği bir arayış... Müslüman bu türden anlam boşluğuna düşmediği gibi, şimdi ve gelecekte bir kul olarak nasıl ve ne şekilde yaşayacağını da biliyor...
Hepimiz iyi bir iz bırakmak, bir şeyler üretmek isteriz... Ama bizler bunu inancımız ekseninde yaparız ve niyetimiz Allah‘ın rızasıdır... Yapıtlarımızla da uzun soluklu hizmet etmeyi arzu ederiz... Çünkü sonlu bir dünyada sonsuz bir diyarın insanıyız.
Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi, kişi varlığını ve kul olarak sorumluluklarını inkar etse de eylemleriyle bir sonsuzluğu arıyor. Ahireti ve sonsuz olabileceği bir diyarı... Diliyle bunu inkar etse de ruhuyla "Sen sonlu bir varlık değilsin" diye uyarıyor...
Erzak dolabıİlim, insanı dünyada ve ahirette korur
Hazreti Ali, "İlme tabi olursan ilim seni korur ama dünya malına tabi olursan sen malı korumak için mücadele edersin" diyor. İlim, insanı dünyada ve ahirette korur ancak gerçek ilim olduğunda...
Ebu Derda (ra) Efendimizin şöyle dediğini rivayet eder:
"Kim ilim tahsili için yola koyulursa, Allah onun için cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler yaptığı işten dolayı duydukları hoşnutluğu belirtmek üzere ilim öğrenenin üzerine kanatlarını gererler. Göktekiler ve sudaki balıklara kadar yeryüzünde yaşayan tüm canlılar ilim öğrenen kimse için mağfiret dilerler. Alimin ibadetle meşgul olan kimseye üstünlüğü ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakmazlar. Peygamberler miras olarak sadece ilim bırakırlar. Kim ilim elde ederse büyük pay ele geçirmiş olur."
Portre
Kadın şairlerden Makbule Leman
Makbule Leman, 1865 yılında İstanbul‘da doğmuştur. Asıl adı Fatma Makbule‘dir. Babası beşinci Murat‘ın Kahvecibaşısı Hacı İbrahim Efendi‘dir. Özel bir öğrenim gören Makbule Leman Hanım, yalnızca kız rüştiyesinde okumuş ondan sonra, özel dersler almış ve kendini yetiştirmiştir. Bir sabır ve tevekkül örneği olan bu değerli şahsiyet ömrünün en verimli yıllarını ağır bir hastalıkla geçirmiştir. Nazım ve nesirdeki başarısı herkesçe kabul edilmiş ve zamanında önemli şairleri arasında yerini almıştır.
Makbule Leman Hanım, İslam ahlakına tam manasıyla uygun kıymetli eserler neşrederek bu konuda örnek olmuştur. Ahlak ile ilgili yazdığı etkileyici yazıları neticesinde sadrazam Said Paşa tarafından takdir edilmiş ve kendisine şefkat nişanı verilmiştir. On altı sene matbuatta yazıları çıkmıştır. Önce Hazine-i Fünun‘da yazmış lakin yazılarının çoğu hanımlara mahsus gazetede neşredilmiştir. Kadınlık adlı manzumesinden alınmış şu değerli mısradan onun hayat felsefesi hakkında bilgi edinmek mümkündür.
Ederse ilim ile eşara rağbet
Kadınlara olur bir başka ziynet
Dirayetten alır nur‘ı Melahat
Yürür bir intizam üzre maişet
Biçilmiş camedir nisaya tahsil
Verir Hüsn_i idare hüse kıymet
Fakat yazmak gerek ahlaka dair
Kalem tutmaklığa kim olsa kadir
Makbule Leman Hanım, kendisi gibi şair olan Mehmet Fuat Beyle evlenmiştir. Bir yandan evliliğini sürdürmeye çalışırken diğer yandan ağır sağlık sorunlarıyla başaçıkmaya çalışmıştır. Çok hassas İçli ve samimi bir kişi olan Mehmet Fuat Bey ise eşine bu zor günlerde her zaman destek olmuş ve hatta ona moral vermek için şiirler yazmıştır:
Şair Tevfik Fikret‘in eşine yazdığı bir mersiye şu mısralarla başlar.
Bir Rüh-i ziheda bir cism-ina Tüvan
Çektin bu kahr kaç seneler ey edibe sen
Yıllarca ıstırap-ı maraz sonra terk-ı can
Buymuş nasibin öyle mi dehr-i sefilde
Çalışmalarıyla insanlığa faydalı olan ve yaşadığı dönemde aydın bir kadın olarak hizmet veren Makbule Leman Hanım 1898 yılında İstanbul‘da vefat etmiştir.



