Müslüman toplumlarda, aile hayatın merkezindedir. Bireyler burada, hayata hazırlanırlar ve nerede nasıl davranacaklarını büyüklerden öğrenirler.
İlişkilerin temelinde ise Allah‘ın rızası vardır. Ebeveynler ve çocuklar, her şeyden önce, Allah‘a karşı sorumlu olduklarını bilirler ve birbirlerini kırmamaya özen gösterirler. Eşine ya da çocuklarına karşı yapacağı haksızlığın hesabını mahkemedeki hakimden önce, Cenabı Hakk‘a vermek zorunda olduğunu bilen kimseler, haksızlık yapmaktan ve Allah‘ın rızasını kaybetmekten korkarlar ve hayatlarını kontrol altında tutma ihtiyacı hissederler.
Allah‘ın nimeti ve bereketi olarak bildiğimiz aileyi sadece bireysel faydaya dayalı ilişkiler kurmak için bir araya gelmiş küçük bir grup olarak göremeyiz, görmemeliyiz de. Aksine burada Allahın rahmeti vardır, eşler ise Kur‘an‘ın tabiriyle birbirleri için "Bir rahmet ve meveddet (sevgi)" kaynağıdırlar.
Geleneksel aile yapısında, büyük ebeveynler evdeki eğitmenler gibidir ve manevi değerlerini, kültürel ve geleneksel renklerini genç nesillere aktarırlar. Bu sayede, aile bireyleri birbirleriyle sürekli alışveriş halinde yaşarlar. Bu yönüyle geleneksel aile, zengin ve çok yönlü bir sosyal ilişkiler ağına bağlıdır. Aileyi birbirine kenetleyen bağlar, gençleri ve aileyi korumakta ve dışarıdan gelecek zararlara karşı kalkan olmaktadır.
Atomize olmuş bireylerin oluşturduğu çekirdek aile modelinde ise ailenin içindeki mevcut dayanışma ruhu çözülmüştür ve bireyler birbirinden ayrışmış vaziyette yaşarlar.
Ailenin küçülmesi, ebeveynlerle çocukları birbirine bağlayan dinamikleri zedeleyerek aralarına soğuk duvarlar örmüştür. Geleneksel ailelerin de kendi içinde bazı sorunları vardı ancak buradaki sorunlar hiçbir şekilde, çözülmüş ve birbirinden ayrışmış bireylerden oluşan aileyle kıyaslanamazdı. Her şeye rağmen geniş aile ebeveyn ve çocuk için daha yaşanabilir ve daha koruyucu bir yapıya sahipti.
Modernleşme, bir yenilik hareketinden öte, güç sahiplerinin insanlara lanse ettiği yaşam tarzıydı, insanlar bir şekilde bu yaşam tarzını benimseyerek aileyi bir arada tutan dinamikleri parçaladılar. Çünkü bu süreçte, hakim sınıfın temsil ettiği değerlerle geleneksel ailenin değerleri örtüşmüyordu ve iki kültür arasında sıkışıp kalan bireyler sahip oldukları yüce değerlerden uzaklaşarak tamamen yabancı oldukları bir hayat tarzını benimsiyorladı. Değişen dünya değerlerine rağmen, ailede, Allah, peygamber, ahiret ve hak hukuk değerlerine yaslanan birey, dış dünyada farklı bir hayat tarzıyla karşılaşıyor ve iki kültür arasında kalıyor... Gençler ve çocuklar ise dış dünyada esen bu rüzgara kapılıp kaybolabiliyorlar.
Bilindiği üzere, modernleşme geleneksel aile yapısına karşı desteklendi ve aileler çeşitli şekillerde çekirdek aile olmaya özendirilmeye çalışıldı. Büyük şehirde çalışan anne babalar çekirdek aile olmanın gerekliliğine inandırıldı. Bütün bunların sonucunda, gerek şehirde yaşayan gerek kırsal alandan şehre yine taşınmış olan kimseler burada sadece geleneksel bağlarını yitirmediler aynı zamanda küçülmüş aileler olarak kendilerini yeniden tanımlama ihtiyacı hisssettiler. Ancak burada paradoksal bir şekilde her şey başkalaştı ve ekonomik zorluklar, çarpık şehirlerme, sosyal adaletsizlik, televizyon, internet ve benzer aygıtlar, geleneksel aileyi parçaladı ama diğer taraftan da çekirdek ailenin sorunlarıyla başaçıkılamaz hale gelindi.
Oysa modernleşmenin getirdiği sorunlarla mücadele eden ve aile kurumunu kaybetmekte olan Batılı toplumlar, bu konuda çeşitli çareler aramaktalar. Bu gerçeği gözardı eden bireyler, kendi değerlerini hayatın dışına iterek başkalaşmaya özen gösteriyorlar.
Birkaç söz
Odamıza asmalıyız
"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" ( Mevlana)
Zaman değişti ve bizler artık bu sözü anlamakta zorlanıyoruz. Öfkemize yenik düşüyor, affetmeyi yenilgi olarak görüyor, hataları yüze vurmayı bir üstünlük belliyor kibirli olmayı bir marifet biliyoruz. Bu yazıyı odamıza asmalı ve her sabah okumalıyız... Çünkü artık biz biz olmaktan çıkıyoruz...




