Yayınladığı, raporla "Türkiye‘de yükseköğretime devam etmek isteyen öğrenci sayısı ile yükseköğretim kurumlarının mevcut kontenjanları arasında büyük bir uçurum olduğunu" vurgulayan SETA Vakfı, öğrencilerin bu denge içinde defalarca sınavlara girdiğini ve en verimli yıllarını sınavlarla heba ettiğini vurguladı.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı, Türkiye‘de yükseköğretime erişim sorunun incelendiği ve buna ilişkin politika önerilerinin yer aldığı raporu yayımladı.

Raporda, ‘‘Göstergeler ülkemizde yükseköğretimde genişleme sürecinin plansız bir şekilde yönetildiğini ve yönlendirildiğini, yükseköğretim talebinin yarattığı toplumsal baskı karşısında yeni üniversitelerin gerekli beşeri altyapı hazır olmadan kurulduğunu ortaya koymaktadır‘‘ denildi.

Önemli bir açık var

Planlama Uzmanı Duygu Tanrıkulu tarafından hazırlanan raporda yetişmiş insan gücünün ülkelerin ekonomik ve sosyal refahının artırılmasında büyük rol oynadığı belirtilerek, bu çerçevede bireylerin gerekli bilgi, beceri ve yeterliliklerle donatılarak topluma ve ekonomiye kazandırılmasında en etkili araç olan eğitimin, özellikle de yükseköğretimin öneminin giderek artamaya başladığı vurgulandı.

Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye‘nin yüzde 35.6 örgün yükseköğretim okullaşma oranı ile kitlesel yükseköğretime geçiş süreci içinde olduğu ifade edilen raporda, üniversitelerin bilgiye dayalı ekonomide ortaya çıkan yeni mesleklere insan gücü yetiştirme konusunda sorumlu hale geldiği kaydedildi.

2010 yılı itibarıyla öğretim üyesi başına 46.8 öğrenci, öğretim elemanı başına ise 18.7 öğrencinin düştüğü belirtilerek, Türkiye‘de bir yandan yükseköğretime erişim diğer yandan da eğitimin kalitesi açısından önem teşkil edenin insan kaynağı ihtiyacı ve öğretim üyesi açığı olduğu kaydedildi.

3 veya 4 dönemli sisteme geçilmelidir

Gelişmiş ülkelerde genişlemenin en önemli araçlarından birisi olan öğrenim ücretlerinin, Türkiye‘de bugüne kadar süregelen yükseköğretimde genişleme sürecinde çok etkin bir rol oynamadığına dikkat çekilerek, vakıf üniversitelerinde öğrenim ücretlerinin aşırı yüksek olmasının vakıf üniversitelerinin kontenjanlarının yüksek oranlarda boş kalmasına neden olduğu kaydedildi. Yükseköğretime Giriş Sınavı‘na başvuran sayısının 1983-2010 döneminde çok hızlı bir artış gösterdiği ifade edilerek, 1983‘te 361 bin 158 olan başvuran sayısının 2010 yılında 1 milyon 588 bin 624‘e yükseldiği bilgisi aktarıldı.

Raporda, ‘‘Türkiye‘de yükseköğretime devam etmek isteyen öğrenci sayısı ile yükseköğretim kurumlarının mevcut kontenjanları arasında hala büyük bir uçurum bulunmaktadır. Bu arz-talep dengesizliğine bağlı olarak öğrenciler defalarca üniversite giriş sınavına girmekte ve en verimli gençlik yıllarını sınava hazırlanarak heba etmektedirler‘‘ yorumunda bulunuldu.

Raporda, şu önerilere yer verildi: "Vakıf üniversitelerinin haricinde özel yükseköğretim kurumu kurulmasına yönelik anayasal ve yasal düzenlemeler gerçekleştirilmeli ve YÖK tarafından özel yükseköğretim kurulması için gerekli asgari standartlar belirlenmelidir. Üniversitelerde lisans ve yüksek lisans düzeyindeki eğitim programları gözden geçirilmeli ve bazı programların süresi kısaltılmalıdır. Bazı lisans programlarında eğitim süresinin 3 yıla indirilmesi için halihazırda güz ve bahar dönemi olmak üzere 2 dönemden oluşan eğitim-öğretimde 3 veya 4 dönemli sisteme geçilmelidir. Yükseköğretime erişimin artırılması için öğretim elemanı sayısı artırılmalıdır. Yükseköğretim kurumlarının yeniden yapılandırılmasının yanı sıra, belli alanlarda ihtisaslaşmış, yükseköğretim kurumları ve teknoloji enstitüleri gibi birçok ilde erişimi artıracak farklı yükseköğretim kurumlarının açılması imkanı sağlanmalıdır.

Muhabir: Haber Merkezi