İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, Osmanlı bilgini Kâtip Çelebi‘nin ‘‘coğrafyada çığır açan kitap‘‘ olarak kabul edilen ve 279 yıldır kütüphanelerin tozlu raflarında ilgi bekleyen ‘‘Cihannüma‘‘yı Kâtip Çelebi 1654 yılında kaleme almaya başladı.
‘‘Cihannüma‘‘ Kültür A.Ş. Genel Müdürü Nevzat Bayhan‘ın Genel Yayın Yönetmenliği‘nde Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Komitesi Başkanı ve Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAM) Başkanı Prof. Dr. Bekir Karlığa ile Prof. Dr. Sait Öztürk‘ün başında olduğu heyet tarafından Türkçeye çevrildi. İçeride ve dışarıda büyük bir alaka uyandıran Kâtip Çelebi‘nin eserlerinin birçoğu erken sayılacak tarihlerde Batı dillerine tercüme edildi. İslam dünyasında sayıları gittikçe azalmaya başlayan araştırmacı bilim adamı tipinin son parlak örneklerinden biri olan Kâtip Çelebi‘nin, özellikle imparatorluk coğrafyasına dağılan ilmi eserleri bizzat görüp gözden geçirerek meydana getirdiği ‘‘Keşfü‘z-Zunun‘‘ isimli şaheseri eşi bulunmaz bir hazine niteliği taşıyor.
Kâtip Çelebi‘nin fazlasıyla ilgilendiği alanlardan biri de coğrafya oldu. Coğrafya kitaplarını okudukça batılıların bu ilimi dalında nasıl ilerlediklerini, Müslümanlarınsa etkiyi tekrarlamaktan öte yeni çalışmalar yapamadıklarını gördü. Bu eksikliği gidermek için gecesini gündüzüne katarak çalışan çabalayan Kâtip Çelebi, ‘‘Cihannüma‘‘ adlı eserini kaleme aldı. İki kere kaleme alınan ‘‘Cihannüma‘‘ coğrafya konusunda Osmanlı Devleti‘nde çığır açan bir eser kabul edildi. Birinci kitap, İslam müelliflerinin meydana getirdiği ‘‘Mesalikü‘l-Memalik‘‘ ve coğrafya kitaplarından faydalanarak yazıldı. İkinci kitap, bundan 6 yıl sonra 1654‘te kaleme alınmaya başlandı. İkinci Cihannüma‘nın muhtevası ve üslubu, birincisinden oldukça farklı oldu. Kâtip Çelebi, ikinci kitapta, yeryüzünü kıtalara ayırarak inceledi. Aksay-ı Garb‘tan yani Endülüs‘ten değil, Aksay‘ı Şark‘tan yani Japonya ve Asya coğrafyasının tasviri ile başlayan ikinci kitapta Kâtip Çelebi, daha sonra Afrika, Avrupa ve Amerika kıtalarını tasvir etti. Kâtip Çelebi, bir memleketin tasvirinde idare merkezinin mevki, coğrafi konumu, idari taksimatı, saltanat ve riyasetinin ahvali, başlıca beldeleri, havası, suyu, nehirleri, gölleri, dağları, ovaları, bitki örtüsü, toprak mahsulleri, mesafeleri, dini ve ilmi hayatı, sanatı, ticareti, örfü, adeti, ahlakı gibi pek çok konulara değindi. Erken yaşta vefat ettiği için bu önemli eseri tamamlayamayan Kâtip Çelebi, kitap için son yazılarını Van‘da kaleme aldı. İbrahim Müteferrika, eseri neşrederken 422. sayfadan itibaren Ebu Bekir İbn Behram ed-Dımeşki‘nin ‘‘Coğrafya‘‘ kitabından eklemeler yaptı. Bu bölümde, Erzurum‘dan başlayarak, Anadolu, El-Cezire, Irak, Arap Yarımadası, Şam (Suriye-Filistin), Halep, Adana, Maraş, İçel, Sivas, Karaman başta olmak üzere Üsküdar‘a kadar bütün Anadolu eyaletleri tasvir edildi.
İslâm dünyasının aydınlanma hareketi
Eserin yayın danışmanı Prof. Dr. Bekir Karlığa, eserin, Türkçe basımına yazdığı önsözde ise, Kâtip Çelebi‘nin Türk, Osmanlı, İslam bilim ve düşüncesinin son asırlarda yetişen en seçkin isimlerinden birisi olduğunu vurguladı. Karlığa, 13. yüzyıldan sonra İslam dünyasının dışında ve özellikle Rönesans dönemi boyunca Avrupa‘da ortaya çıkan ilmi ve fikri gelişmeler hakkında genişçe bilgi veren ilk ve tek Müslüman bilginin Kâtip Çelebi olduğunu kaydederek, nitekim onun ve öğrencilerinin büyük gayretleri sonucunda 18. yüzyıl açılımının gerçekleştiğini ve Osmanlı modernleşmesinin ortaya çıkmasına zemin hazırladığını anlattı.
Kâtip Çelebi‘nin bu yönüyle adeta İslam dünyasında yeni bir aydınlanma hareketinin yılmaz destekçisi ve dur durak bilmez emekçisi gibi olduğunu kaydeden Karlığa, Kâtip Çelebi‘nin devleti yönetenlerin mutlaka coğrafya bilmesi gerektiğini düşündüğünü ifade etti.
Karlığa, Kâtip Çelebi‘nin dünyayı bir bütün olarak algılamaya çalışmanın ötesinde yeryüzünde cereyan eden olayları da bütün halinde algılamaya çalışan bir düşünce adamı olduğunu belirterek, önsüzde ‘‘Bu amaçla öteki İslam düşünür ve yazarlarının aksine, dünya tarihinin gerek kronolojik olarak gerekse vakalar bazında tam ve doğru tanıyabilmek için elinden gelen bütün çabayı sarf etmiş ve bu amaçla tanışma imkanı bulduğu İhlasi Mehmet Efendi‘nin Latince ve batı dilleri bilgisinden azami ölçüde yararlanmaya çalışmıştır‘‘ ifadesini kullandı.
Yayın editörü Prof. Dr. Sait Öztürk de, kitabın Türkçe basımına yazdığı yazıda, Kâtip Çelebi‘nin, batının bilimsel ürünlerini kullanan ilk Osmanlı aydınlarından olduğunu ifade ederek, Kâtip Çelebi‘nin bu yönüyle ilk Osmanlı oksidantalistlerinden sayıldığını kaydetti.





