Reklamı Kapat

Dilipak "buraya kadar" dedi: KADEM cinsiyetsizliği Kuran'a bağladı

AKP'nin Papatyası KADEM öncülüğünde “Toplumsal Cinsiyet Adaleti” Kongresi düzenlendi. Kongre'de cinsiyetsizlik Kur'an ve Sünnet'e bağlandı. Abdurrahman Dilipak, "Buraya kadar" dedi.

Büyütmek için resme tıklayın

Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak bugünkü köşe yazısında AKP'nin Papatyası KADEM öncülüğünde 12-13 Mayıs’ta düzenlenen “Toplumsal Cinsiyet Adaleti” Kongresinde yaşananlara değindi. 

KADEM tarafından düzenlenen kongrede İstanbul Sözleşmesiyle dayatılan toplumsal cinsiyet konusunun Kur'an ve Sünnet'e bağlandığını belirten Dilipak, "Allah hidayet versin”. “Çoğulculuk” buraya kadar." dedi.

"Twitter’de gördüm, KADEM’in, “Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi”nde “Toplumsal cinsiyet adaletini Kur’an-Sünnet bağlamında düşünmek” diye bir sunum yapmış" diyen Dilipak, "Prof. Dr. Huriye Martı, 2019’da Sakarya Üniversitesi’nde “Toplumsal cinsiyet adaletini”(!?) anlatmış. Keşke bu işe İlahiyat, Akademi ve Diyanet’i karıştırmasalar. “Toplumsal cinsiyetin, kadınlar ve erkekler arasında toplumsal ilişkileri düzenlemek için kullanılan bir kavram olduğunu” anlatmaya çalışıyor konuşmalarında. O öyle değil. Aslında o da bunun farkında." ifadelerini kullandı.

Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak yazısını şu şekilde sürdürdü:

"Bakın, kim kendisi ya da başkası için bir kural koyar ve o kuralı dayatırsa, o kural önce kendini bağlar. “Toplumsal cinsiyet”, “Birey”, “Gender”, “Kadın cinayeti”, “Varoluş” gibi kavramlar ilk duyuşta kulağa, ilk bakışta göze hoş gelebilir. Ama kelimenin köküne indiğinizde, konu “şirk”e kadar uzanan dini, ahlaki ve beşeri anlamda bir ifsadın, Fıtrat’a karşı şeytani bir meydan okumanın şifreli kelimeleri olabilir bunlar. Ve gün gelir, sahibini vurur, hem bu dünyada, hem de ahirette.

Birilerine göre “Dine karşı din, hukuka karşı hukuk” konuşulmalı. Bunun anlamı şu mu; din ekonomik, sosyal ve siyasal alandan çekilmeli mi! O meseleyi dindarlar kendi arasında konuşsun, siyasiler de siyasi kararı kendi aralarında konuşsunlar, öyle mi! “Allah hidayet versin”. “Çoğulculuk” buraya kadar. 

Yasa ile bir uygulamaya meşruiyet kazandırıyorsanız o yasa gün gelir size de uygulanır. İnsanları kendimize değil Hakk’a çağıralım. Prof. Dr. Huriye Martı, 2019’da Sakarya Üniversitesi’nde “Toplumsal cinsiyet adaletini”(!?) anlatmış. Keşke bu işe İlahiyat, Akademi ve Diyanet’i karıştırmasalar. Twitter’de gördüm, KADEM’in, “Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi”nde “Toplumsal cinsiyet adaletini Kur’an-Sünnet bağlamında düşünmek” diye bir sunum yapmış. “Toplumsal cinsiyetin, kadınlar ve erkekler arasında toplumsal ilişkileri düzenlemek için kullanılan bir kavram olduğunu” anlatmaya çalışıyor konuşmalarında. O öyle değil. Aslında o da bunun farkında, eski konuşmalarında “Eğer toplumsal cinsiyet, ‘cinsiyetimizi sadece toplum belirler’ noktasında algılanır ve biyolojik cinsiyetimiz yok sayılırsa ciddi anlamda hataya düşeriz. Çünkü cinsiyetimizi Cenab-ı Hakk belirler ve bizi kadın ya da erkek olarak yaratması ilahi bir nimet ve hikmete mebnidir” diyor. Evet, “Cinsiyet insanın kendi karar verebileceği, arzu ettiğinde değiştirebileceği bir vasıf değildir”. O zaman dikkat etmek gerek, kim ne söylüyor, birileri bunu nasıl anlıyor ve nasıl kullanıyor.

Burada bir kez daha tekrarlayalım: BİREY uluslararası sözleşmelerdeki tanımına göre, biyolojik cinsiyeti, din, ahlak ve gelenekten bağımsız bir GENOM’u ifade eder. Bu akıl, YARATILIŞ’ı reddeder, VAROLUŞ’çudur. “Cinsel aidiyet”i, değişken ve akışkandır. LGBT’nin varlık ve meşruiyeti bu kavramsallaştırma temelinde anlam kazanmaktadır. Cinsel aidiyet, Birey’in eğilim, deneyim ve tercihine göre şekillenir. Ve bu durum GENDER olarak tanımlanır. Bu çerçevede TOPLUMSAL CİNSİYET, toplumun kadın ve erkekten oluşan biyolojik cinsiyetine, ya da bu cinslere toplumun yüklediği anlam ve sorumlulukları değil, BİYOLOJİK CİNSİYET’in alternatifi olarak, Din, Ahlak ve Gelenek’ten bağımsız, toplumsal ilişkiler içinde BİREY’in tercihine göre şekillenir. Yani toplumsal cinsiyet kadın ve erkeğe toplumun yüklediği anlamı ifade etmez. Bu komployu üretenler kafa ve kavram karışıklığı ile maskeledikleri emellerini, biyolojik insan ve Tanrı kavramını tedavülden kaldırmak için kullanmaktadırlar. Eğer konu kadın-erkek cinsiyeti üzerinden toplumun bu cinsiyete yüklediği anlama ilişkinse, neden “kadın-erkek rol ve ilişkisinde adalet” demiyorsunuz. “Gender” nereden, nasıl, niçin kimliklere yazıldı. Ayrıca, bugünlerde bir KADIN CİNAYETİ tartışmasıdır gidiyor. Bu cinsiyetçi hukuk dili, aslında dine, ahlaka, hukuka karşı bir tuzaktır. Bakın, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, erkeklerin cinayetle öldürülmeleri kadınlardan 4 kat daha fazla, kadın cinayeti derken, herhangi bir kişinin bir kadını taksir ya da taammüden öldürülmesi değil, aile içinde ya da “partneri”(!?) tarafından işlenen cinayet kastediliyor. Hatta gelin-kaynana kavgası sonunda işlenen cinayet de bu kapsamda. Bunu yasaya çakıyorlar. Madem adaletten söz ediyorsunuz, neden “erkek cinayeti” diye bir başlık açılmıyor! Erkekleri öldürme çağrısı yapan yok mu? Bu cinsiyetçi akılın ürettiği cinsiyetçi yasa düzeni, hukuka karşı işlenmiş bir cürümdür aslında. Çünkü hukuka uygun olmayan yasa suç aletidir.

15 May 2022 - 13:34 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Ahmet Ali - Ağzına sağlık sayın Dilipak.

Erkek cinayetleri dört kat fazla iken, kadın cinayetlerini öne çıkarmanın amaçlı toplum mühendisliğidir.

Yanıtla . 6Beğen . 0Beğenme 15 Mayıs 14:41