Bu şehir 22 milyonu aşan nüfusuyla ve birbirinden ilginç gökdelenleriyle tıpkı ABD şehirlerini andırıyor.
Şehirdeki gökdelenler arasında yol alırken, geniş caddeler, üstgeçitler ve kavşaklardaki düzen dikkat çekiyor. Hemen hemen her yeri yeşillendirmeye özen göstermişler. Şehirde Avrupa mimarisiyle ilgili yapılara da rastlıyorsunuz. Geleneksel Çin‘i ancak turistik birkaç mekanda ve dini yapılarda bulabiliyorsunuz...
Çin hakkında bu bilgilerden sonra şimdi de kendi gözlemlerimizi aktarmaya çalışalım. Öncelikle aktarmaya çalıştığımız bilgiler Çin‘in en büyük şehri olan Şangay‘a ait olacak. Biz buraya Şangay diyoruz, fakat diğer dünya milletleri Shanghai diye biliyor ve okurken de ‘g‘ harfini yutuyorlar. Yani Şanhay diye telaffuz ediyorlar.
Yazımızın başlığını Çin‘deki ABD Şangay diye verdik. Çünkü bu şehir 22 milyonu aşan nüfusuyla ve birbirinden ilginç gökdelenleriyle tıpkı ABD şehirlerini andırıyor. Şehirdeki gökdelenler arasında yol alırken, geniş caddeler, üstgeçitler ve kavşaklardaki düzen dikkat çekiyor. Hemen hemen her yeri yeşillendirmeye özen göstermişler. Şehirde Avrupa mimarisiyle ilgili yapılara da rastlıyorsunuz.
Çinlileri çekik gözlü ve genelde kısa boylu diye biliyorduk. Oysa bize göre boyda aşağı yukarı aynı özellikleri gösteriyorlar. Yalnız halk arasında bizdeki gibi fazla kilolu insanlara rastlamak zor. Çoğunluğu zayıf diyebileceğimiz tipteler.
Taksilerin bolluğu dikkat çekiyor
Şangay‘da ilk dikkat çeken özellik Türkiye‘ye göre yüksek katlı gökdelenler oluyor. Daha sonra 22 milyonluk nüfusu dikkate aldığınızda trafiğin çok da fazla tıkanmadığına hayret ediyorsunuz. Trafikte İstanbul‘da olduğu gibi taksilerin çokluğu dikkat çekiyor. Fakat buradaki taksilerin özelliği farklı farklı renklerde oluşu. Bu da bizdeki gibi ferdi taksilerden değil, özel taksi şirketlerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Taksiler genelde aynı marka araçtan oluşuyor. Volkswagen Santana Vista denilen bir model taksi aracı olarak seçilmiş.
Benzin fiyatı Türkiye‘ye göre 3‘te 1 fiyat olduğu için taksiler ulaşımda tercih ediliyor. Toplu taşımada ise metro bütün çalışanların tercihi oluyor. Maglev Trenle 5-10 dakikada şehre gelebiliyorsunuz ya da şehir dışındaki evinize gidebiliyorsunuz. Bu yüzden şöyle aman aman bir kalabalık göremiyorsunuz. Şehriçi otobüslerde ise ayakta yolcu göremezsiniz, bırakın ayakta yolcuyu koltukların tam olarak dolu olduğu otobüs bile neredeyse göremedik.
Bisiklet yerini yavaş yavaş otomobile bırakıyor
Şangay, dümdüz bir arazi üzerinde kurulu, ortasından Huangpu Nehri yılan gibi kıvrılarak denize kadar gider. Alüvyonlu suyu nedeniyle bulanık akar ve denizi de bu alüvyonlar nedeniyle bulanık bir görüntü içindedir. Düz bir alan üzerinde kurulu bu şehirde bisiklet kullanımı epey azalsa da hala kullanılıyor. Yerini hızla motosikletlere ve gelir düzeyi yükselen kesimde ise hemen otomobillere terk ediyor. Şehirde sık sık bisiklet parkları görebilirsiniz. Bunların çoğu da korumasız bir şekilde bırakılıyor. Çünkü, bisiklet neredeyse en ucuz ve en bol araç. Bu yüzden kimse bisiklet hırsızlığına yeltenmiyor. Ama bu bisikletler bakımsız ve hurda görünümlü ve temiz de değiller. Bir arıza olduğunda ya da lastik patladığında seyyar tamirciler vasıtasıyla anında onarılıp yolunuza gidiyorsunuz.
Yemeklerinden uzak durun
Yemek kültürüne gelirsek, bize çok uzak bir kültür. Neredeyse yiyecek bir şey bulamıyorsunuz. Etli yiyeceklerden aman aman uzak durun derim. Çünkü burada et denince akla hemen domuz geliyor. Ayrıca kurbağa, fare ve daha akla ne gelirse normal yiyeceklerden sayılıyorlar. Sebze ve meyveleri yemekte bir sakınca yok, fakat bunları da soslayınca bize çok ağır gelen bir koku ve tadı yüzünden yiyemezsiniz. Su ürünleri içinde de kabuklu olanlarından yine uzak durun derim. Elbette Müslümanlar için de uygun lokanta ve yemek yenecek yerler var. Ama buraları her yerde bulamıyorsunuz. Bu arada şehir turu atarken sadece bir tane cami gördüğümüzü de belirteyim. Pudong Camii idi yanılmıyorsam. Çin‘de hoşuma giden bir şey ise çaylarıydı. Bizim bildiğimiz kara çaydan başka bir sürü bitki çayları bulunuyor. Farklı farklı hastalıklara iyi gelen ya da önleyici özellikleri bulunan çayları vardı. Bu konuda biz de onlardan aşağı kalmayız aslında ama biz de bunlara bir kısım insanlar kocakarı ilacı diyerek küçümsüyorlardı. Artık aktarlarda bu tür çayları rahatlıkla bulmak mümkün.
Putlar ticari meta olmuş
Dinlerle ilgi bilgiler vermiştim. Bir Budha Tapınağı‘na gittik. Hakikaten bu Çinliler putlara tapıyorlar. Dileklerini bir kağıda yazıp onu da bir kutuya koyduktan sonra ateşe atıyorlar. Güya bu dilekleri yandıktan sonra dumanı göğe ulaşıp tanrıları tarafından görülüp yerine getirilecekmiş. Ayrıca bir sürü putları ticari kazanç haline getirmişler. Çok güzel işçilikle yapılmış putlar değişik boylarda satışa sunuluyor. Böylece tapınak için iyi de bir rant kapısı oluyor. Bunların yanında süsler falan da satılıyor.
Şangay‘da gece nehir gezintisi yapmadan gelmek olmazdı. Işıklı nehir tekneleriyle, rengarenk ışıklandırılmış, adeta bir görsel şölen haline getirilmiş gökdelenleri seyretmek çok hoştu. Saat 22.30‘a kadar süren bu ışıklı gökdelenlerin seramonisi daha sonra kendini karanlığa bırakmak zorunda kalıyor. Çünkü bu saatten sonra tasarruf nedeniyle bütün ışıklar söndürülmek zorunda.
Turist demek alışveriş demek
Çin‘e gidenlerin bir tutkusu da alışveriş oluyor. Malum "orada her şey daha ucuzdur anlayışı" insanları alışverişe itiyor. Neredeyse dünyada üretilen her malın sahtesi, benzeri, eşi, taklidi, çakması, ne derseniz deyin Çin‘de üretiliyor. Hatta bu üretilenlerin içinde orjinaline yakınlığına göre sahtenin de değişik kalitede olanları yapılıyor. Bu yüzden Çin‘de alışveriş yapacaksanız, alacağınız malı, ürünü çok iyi tanımalısınız. Mutlaka bir yamukluk çıkıyor. Bilgisayardan, cep telefonuna, elektronik çocuk oyuncağından, diğer herhangi bir ürünü alacaksanız fiyatını da iyi bileceksiniz. Ya alacağınız ürünü orijinal satış mağazasından alacaksınız (ki dünyanın neresine giderseniz gidin aşağı yukarı aynı fiyata bulacaksınız), ya da kopyasını alacaksanız söylenen fiyata hemen inanmayacaksınız. Çünkü burada pazarlık çok önemli. 5-10 misli fiyat söylenerek daha sonra, siz ne verirsiniz denilerek tuzağa düşmeniz işten bile değil. Fiyatta anlaştıysanız bile aldığınız malı mutlaka kontrol edin, hem de orada, yerinde.
Şangay‘da tarihi bir bahçe:
Şangay‘a gidenler Yu Garden‘i gezmeden gelmezler. 400 yıllık bir tarihe sahip olan Yu Garden Çin peyzaj mimarlığının en güzel örneklerinden biri olarak sunuluyor. Ayrıca gökdelenlerin arasında bunalan, biraz da nostaljik bir Çin havası almak isteyenler için turistik bir mekan hemen yanı başında bulunuyor. Çin‘e özgü çatılarıyla, bizdeki Kapalıçarşı benzeri bir çarşı gezenleri cezbediyor.
Aslında Şanghayíın turistik mekanları denildiğinde akla ilk gelen üç mekandan biri. Yuyuan Garden (veya Yu Garden, veya Yu Bahçeleri). Yuyuan Garden aslında müze olarak hizmet veren bir alan. İçerisinde çok güzel Çin bahçeleri barındırıyor.. 16. yyída inşa edilmiş olan bu bahçeler günümüzde 2 hektarlık bir alana yayılmış durumda.. Altı temel bölüme ayrılmış ve bu bölümlerin herbirinde birbirinden farklı yapılar, köprüler, kuleler, bahçeler, minik göller görmek mümkün.. Fotoğraf çekmeyi sevenler için özellikle biçilmiş kaftan diyebilirim.. Epeyce güzel poz çıkar buralardan.
Gökdelenden şehri seyretmek
Gökdelenleri şehir turu boyunca gece ve gündüz seyrediyorsunuz, fakat bir de şehre bu gökdelenlerin tepesinden bakmalıydık. Bunun için de Oriental Pearl Tower denilen televizyon kulesine çıkmak gerekiyor. Kulenin boyu toplam 468 metre. 350 metresinde çok özel misafirler için bulunan bir mekan, haricinde 267 metreden şehre bakılabilen bir bölüm tüm ziyaretçilere açık. 360 derecelik bu mekandan Şangay‘ı ve gökdelenleri, Huangpu Nehri‘ni seyretmeye doyum olmuyor. Bu mekanın hemen 4 metre altında ise insanın içini ürperten bir seyir alanı daha var. Burada şeffaf zeminden aşağılara bakmaya yürek istiyor. Adeta havada yürüyormuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Cesareti olanlar, ya da cesaretini toplayanlar burada adrenaline doyuyorlar.




