Reklamı Kapat

Türk şiiri

Türk şiiri

Türkiye nin köklü bir geleneğin devamı olarak kurulduğunu siyasî, dinî, edebî hayatın ve bütün bunların ortak inşaası olan kültür hayatının büyük bir geleneğe yaslandığını söylemek yanlış olmaz. Osmanlı, imparatorluk olarak Söğüt te doğup Bursa, Edirne ve İstanbul da yükselirken aynı zamanda Anadolu toprakları Seçukluların sahneden çekilmesi ile doğan bir kimlik buhranını da sona erdirmiş, başta Anadolu olmak üzere impatorluk bünyesinde her yeni fetihte ortak bir inancı temsil eden kültürel ve edebî zemin de teşekkül etmişti. Bugün pek çok adla anılan Osmanlı (Türk) şiirine bakışlar ve yaklaşımlardaki çarpıklıklar, şüphesiz bir türlü benimsenmek istenmeyen İslâm medeniyet dairesine bu toprakların kattığı ve tarihimiz açısından imparatorluk ile onun var kıldığı imparatorluk şiiri, dili ve edebiyatının meydana getirdiği yüksek anlayışı görmek imkânından mahrum kör bir görüşün mahsülüdür.Bir dönem "okulllarda failatün failatün?" devri bitiyor diyen başlıklarla çıkanlar ve bu tarihî çıkışı heyecanla karşılayanlar, hâlâ imparatorluk devrinin yerine koyacak bir dil, edebiyat ve şiir zevkini oluşturamadıklarının elbette farkındadır.Eskileri yüceltmek ya da kötülemek ne bizim işimiz ne de mesleğimizdir. Yalnız, 1453 yılından beri İstanbul da inşaa edilen ve vatanın her yanına cümle cümle yayılan dil, edebiyat ve şiir zevkini anlamaya muhtacız. Yeniden bir Türk edebiyatı bu topraklarda ve bilhassa İstanbul da doğacak, büyüyecek ve yaşayacaksa Eski Türk edebiyatının içtiği tastan içmek, milletin kültür ve medeniyet telakkisini yükseltmek ve yüceltmek gayretini elden bırakmayacaktır. Tanzimat ile girdiğimiz Batı kültür dairesi bugün kritik bir noktaya gelmiş, Batı nın sadece teknik değil din bakımından da Türklere cazip görünmeye başladığı şu fırtınalı günlerde bir sahili ve selameti işaret edecek şiirin güçlü bir biçimde doğması zarureti hâsıl olmuştur artık.  Şiirimizde sosyal mesele veya sosyal problem denilince şüphesiz akla işçi, memur, patron, varoş meselesinden daha farklı bir anlayış dile getirilmedikçe, bayrak milletin rengini, ruhunu, dilini yansıtmadıkça böyle bir ideoloji savaşı sürüp gidecektir.İmparatorluk olmanın bütün siyasî ve insanî vasıflarını yerine getiren Osmanlı şüphesiz, bürokrasiden, yönetimden, saraydan, kanundan daha etkili, daha kalıcı, daha kuşatıcı bir dili keşfetmiş, ortak zevk ve güzellik anlayışını emri altındaki her coğrafyada oluşturmasını bilmiştir. İslâm kültür ve medeniyeti İstanbul un gözünden ve sözünden her coğrafyada farklı bir söyleyiş ancak aynı ortak anlayış ile yükselmiştir.Osmanlının dilini, şiirini, edebiyatını anlamak ne bir kimsenin tekelinde ne de himayesindedir. Girmek isteyen için kapılarının sonuna kadar açık olduğu Klâsik Türk şiiri belirli bir kültür ve eğitim seviyesinden sonra görülebilecek son derece manalı bir şiirdir. Bizim üniversitelerimizde Klâsik Türk şiiri üzerine onlarca kürsü bulunmasına karşılık hâlâ zihinlerde bu şiirin derununun berraklaşmamış ve bilinemiyor olması ne acıdır. Yanlış yerleşen bir kanaat maalesef yıkıcı tesirini yıllar boyu sürdürebilmekte, bu şiiri, dili ve edebiyatı ders kitaplarından çıkarmayı başaranlar büyük sevinçlerini topluma gösterebilmektedir.Divan şiiri, bir anlamda bizim tarihimiz boyunca eriştiğimiz ve ulaştığımız dinî, millî, edebî zevklerin İslâm medeniyeti dairesindeki en üstün söyleyişleri ile doludur.Yalnız bunu görmek, kavramak ve anlamak için doğru yoldan ve doğru kapıdan girmek zaruridir. Tıpkı günümüz Türk şiirinin başına gelen hadisede olduğu gibi. Bugünün şiirini "anlamsız" bulan grubun anlamayışındaki açıklık Klâsik Türk şiiri için de geçerli değil midir? Maalasef bu ülkede "kültür ortamının" şartlarından habersizler için anlamlı olan ne vardır ki?Akademisyenlerin kendi dünyalarında kalan düşünce, açıklama ve yorumları aslında kültür ortamımızdaki kopukluğun da bir göstergesi değil midir? Günümüzde edebiyat dergilerinde gürül gürül akmakta olan edebiyatı, şiiri, sanatı bir türlü göremeyen tabiatıyla edebiyatın da Yahya Kemal ile öldüğünü sanan akademisyenler olduğu gibi maalesef bugün için Klâsik Türk şiirine ait formu doldurduğunda bunun geçerli bir şiir olduğunu sanan şairler de vardır. Her devir kendi hususi şartları içinde yaşatılmalı, görülmeli ve anlaşılmalıdır. Bugünün edebiyatını takip etmek isteyenler bugünün dergilerine, kitaplarına, şairlerine, yazarlarına müracaat etmeli, Klâsik Türk şiirini anlamak ve onun dünyasını yakından tanımak isteyenler de ehl-i namus kalemlere kulak vermelidir. Kendi adıma bilhassa belirteyim ki, bu alandaki gayretli ve dikkatli akademisyenlerden Hayati Develi nin Osmanlı nın Dili ile Yekta Saraç ın Osmanlı nın Şiiri adlı çalışmalarından çok faydalandım. Her iki eseri de neşreden 3F yayınevi bundan böyle akademik dünyanın bakışını genel okura yansıtacak, bilhassa Klâsik Türk şiiri ve edebiyatı ile genel okurun da sağlıklı bağlar kurmasına vesile olacaktır.Her iki eser de inceledikleri alanda daha şimdiden temel bir başacu kitabı olmuş, Osmanlı nın şiirine ve diline sağlıklı bir yaklaşım ve bakış getirerek bugüne kadar süren çarpık kanaatlerin de önüne geçmeyi başarmıştır.Yaşadığımız ülkenin varlık sebebi, şartları ve medeniyet dairesi yaşadığımız toprakların (vatanın) sesinden müteşekkildir. Yalnız bu sese kulak vermek, birtakım siyasî ve ideolojik hesapların kurbanı olmaktan kurtulup şiirin ve edebiyatın ahengine katılmakla mümkün olacaktır.

04 Aralık 2006 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?