Reklamı Kapat

Ateşe su

Ateşe su

Belki de çocukluk dönemlerimden başlayarak izlediğim o filmlerin etkisinden, hep çekip gitmek istedim. Nereye mi, neresi olursa gibi bir bilinmezdi cevabım. Belki o yalnızlık şarkılarından, belki Samanyolu filminin yalnız ve mutsuz jönünün etkisinden. Karamsarlığım çocukluğumdaki filmlerden, okuduğum romanlardan belki. Nereden kaynaklandığını çözemesem de, içimdeki gitmek duygusundan vazgeçemedim. Ama bu güne kadar kimseyi bırakmadım geride, geride kalan oldum; kimseyi peşimden söyletmedim, özletmedim (en azından inancım bu). Peşlerinden özlemle yad ettiğim çok insan oldu. Hep orada, yeri belli, adresi belli ve her şeyi bilinen bir adam olarak bulundum aynı çevrelerde. Ailem dışında kimseye ne ihanetim ne kasıtlı kötülüğüm oldu. Aileme ihanetim ise beklediklerini yerine getiremememden kaynaklanan, onların istediği gibi normal bir hayat kuramamadan dolayı gerçekleşti. İhanet, çünkü haklılardı. Gitmek duygusunun yine sardığı bir zamandayım. Öyle kaybolup, bir ormanda denize nazır bir kulübede yaşayamayacağım, bunu biliyorum. O yaşantının gerektirdiği el becerileri, doğa barışıklığı, köyde yetişmiş olmama rağmen, bende yok. Bu komik beceriksizlikler beni şehre yani mekanik yaşama ve bu yaşamın sonucu olan mekanik dayanışmaya mahkûm kılacak. Bunlar, belki de insanlar ve mekân bağımlılığına kolay kapılmamdan kaynaklanıyor da olabilir. Yazmak işine başladığımda (1998: tam yirmi yaşında) amaçsız bir haldeydim, uzun zaman yazmak-yaşamak "sorunsalı" üzerinde düşündüm. Faulkner den Sezai Karakoç ve İsmet Özel dizelerine kadar bir dizi söylemi deşelemekle uğraştım. Aslolan yaşamaktı elbette. Aslolan yaşamak, yazmak ise bir keşifti belki. Başkaları başka hikâyelerde başka şekillerde nitelendirirler, doğrudur da nitekim. Oysa ben bu keşif işinden sonra keşfin bir görev ve sorumluluk olduğunu öğrendim. Yaklaşık on yıl önce keşfettiğim Nietzcshe nin çığlıkları ile darmadağın olan belleğim, sorumluluktan kaytarmanın türlü yolunu aradı. Yazmak, mesela şiir yazıyor olmak, bir şeyleri meşrulaştırmıyordu, anlamıştım. Şairlerin aşklarından bahsedenler, onların düştüğü hali kutsayanlar kendi hayatlarına yazık ediyorlar önce. Ahlâkın soy kütüğünden bihaber olanlar kalemle nefslerine esir hale gelirler. "Yazmak ebediyet karşısında soyunmaktır" diyen Cemil Meriç ti galiba; işte bu yazmak işi ruhunu ve beynini ortaya koymak demek. Peki, söylediklerinin/yazdıklarının arkasına ruhunu ve yaşantısını koymamak ne demektir? Yıllar önce yine bir yerde okuduğum ve etkisinden uzun zaman kurtulamadığım geleneksel algının uzantısı olan bir söz işte burada yer bulmalıdır kendine: "Her harfin ardında bir melek vardır." Meleğe ihanet affedilmez günah olsa gerektir.Yazmak, yazma fiili olmadığı zamanda da süren bir meşgale. Sık yazı yayınlamak olayının karşısında yer alan bu hale göre, belli zaman aralığında yazılar yazan birinin yazmadığı zamanlar da, onun hanesine yazı olarak kaydedilmelidir. Bu denklemi elbette, kendim için, kendime çıkaracağım paylar için kurdum. Yapmak istediklerini yapamamış, yazacaklarını yazamamış biri olarak, değişik hesaplara da girmedim. Aksine yazan çevrelerden uzaklaştım gittikçe. Kalemin haysiyetine inandım. Bir iki yılda ne yazdıysa hepsini iki kitap kapağı arasına sığıştıran insanlar gibi olmak istemedim. Yazarım demeye edebim müsaade etmez ve etmedi. Bu iddia için hala yolun başında, hayatın başındayım. İnandıklarımın, samimiyetini taşımakta sebat etmeye çalıştım. İnanmadığım, beğenmediğim, sevmediğim hiçbir şeyi hiçbir zaman paylaşmadım. Yazmak işinin vazife olduğu kadar vazifeyi yerine getirenlerin bir delilikten uzaklaşması da söz konusu. Sait Faik "Haritada Bir Noktada" mı diyordu ne, "yazmasam çıldıracaktım" diye. Birçok konu belki böyle idi, yazmasam çıldırırdım diye düşündüm. Yazmasam dünya batar, tufan çıkar, İbrahim yanar ateşte, diye. Ne bir tufanı bitirecek yeni tufan çıktı, ne dünya battı, ne de ateş ateş olarak kaldı. İbrahim güle dönüştürdü ateşi, ulaşsa da ulaşmasa da suyu karıncanın. Büyük şeyler yaptığıma inandım hep. Ama netice de, yaptıklarımın, benden ve şartlardan kaynaklanan sebeplere dayalı olarak, sıradanlığın kurbanı olduğu inancını taşıyorum. Şimdi insan düşünüyor ciddi bir tezle okurun karşısındasın, sadece okurun mu yazarın da, ne yazık ki olay farklı yönlerden işliyor. Yaz aylarında bir dergide (Anadolu Gençlik-Haziran 2006) yaptığım bir haber gündeme öyle bir düştü ki, gülmekten kırıldım desem yerdir. Bir şov programında, şovmenin figüranlardan birine yaptığı bir muamele gündemi işgal etmişti. Kader işte, mağdur edilen kişiyi tanıyordum. Önceki yıl, bu medyatiklik hastalığına yakalanan kişi ile ilgimi çektiği için bir söyleşi yaptım. Derginin o dönemdeki başarılı editörü ile konuşmalarımızda, bu söyleşinin yayınlanmasının bir medya kritiği olacağı düşüncesine inandığımız için yayınladık söyleşiyi.Ey okuyucu inanır mısın, aynı dönemde yayınlanan ve çok önemli olarak gördüğüm iki yazı (Hece: Edebiyatın Yeri Yurdu; Milli Gazete: Sosyal Şiddetin Anlamı) bu haber kritiğinin yanında bir hiç hükmünde kaldı. Sonradan taradığımda dokuz haber sitesinde alıntılandığını ve elli bini aşkın bir kitle tarafından giriş yapıldığını, çok ciddi haber sitelerinin en çok okunan haberler kısmında en üstlerde olduğunu hayretle gördüm. Güler misin, ağlar mısın! Ciddi emekler verdiğimiz yazılar görülmezken, gündeme dair küçük bir kritik bu kadar büyütüldü. İndirilen bir dondan daha değersiz fikir... Türkiye bu, evet karamsarım. Şaşırmıyorum elbette. Hatta yazdığım çoğu yazının bir yerlerde bir şeyler doğuracağını bütün hayal kırıklıklarına rağmen her yazıya başlarken düşündüm. Komik elbette, yazdığım yazıların ardından tufan kopmadı. Ateşe su taşımak derecesinde olmasını o kadar diliyorum ki Allah tan, o karınca kadar bir varlık göstermek yetmiş olacak bana. Yazmak bir terk olarak anlamını kavileştirdi. Evet, terk dünyanın kargaşasından, dolambaçlı oyunlardan kaçmak niyeti taşıyan, dünyanın bu yönünü terk... Yazmak işinin vardığı nokta bu. İşte, söyleyecek sözlerin çokluğunu rağmen, dünyayı an an terk olmasına rağmen, "terki terk" ediyorum.

14 Aralık 2006 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?