Reklamı Kapat

Üstad Mehmed Akif in vefatı - I

Üstad Mehmed Akif'in vefatı - I

27 Aralık Üstad Mehmed Akif in vefatının 68. yıldönümü. Bu vesileyle merhum Üstad ın aziz ruhunu bir nebze olsun tebcil etmek için damadı Ömer Rıza Doğrul un bazı intibalarını aktarmak istiyorum.Hastalığı ve aile üzüntüleri:Üstad Mehmed Akif in karaciğer hastalığı mütemadiyen ilerliyor, pehlivan yapılı adam günden güne eriyordu. Gerçi geziyor, dolaşıyordu. Fakat canlı bir cenazeye dönmüştü. Bu sıralarda yazdığı bir mektupta artık kalemi de ele alamayacak derecede zayıfladığını, hiç bir şeyle meşgul olamayacak hâle geldiğini bildiriyordu.Refikasının geçirdiği sinir buhranları onu büsbütün üzüyor. Velisi olmak itibariyle hayatlarına dürüst bir istikamet vermekle mükellef olduğu bazı kimselerin aykırı bir yol tutmaları yüzünden sarsılıyor? En aziz dostlarının, bilhassa Abbas Halim Paşa nın, Babanzâde Ahmed Naîm in ölümleri yüzünden çöküyor. Yapmak istediği işleri başaramamak endişesi ise kendisini büsbütün düşürüyordu. Bütün bu üzüntülere karşı biricik teselli, memlekete dönmek, memlekete kavuşarak ıstıraplarını dindirmek, bütün bu gaileleri bir tarafa bırakarak dinlenmekti.Memlekete avdeti:Kararını hemen tatbik etti. Günün birinde İstanbul a döndü. Kendini üzen her şeyden uzak yaşamak, mümkünse yapayalnız yaşamak istiyordu. Belki bu sayede geçen yılların ıstıraplarını unutur, belki yeniden hayat ve sıhhate kavuşur, belki de yazmak istediği eserleri yazar, kim bilir, belki bu mühlik hastalığı yenerdi.Onun için kararını peşinden vermişti: Alemdağı na gidecek, Prens Halim oradaki [Baltacı Çiftliği] köşkünü ona tahsis edecek, o da bu köşkte yaşayacak, orada tedavi olunacak, senelerden beri mahrum olduğu memleket havasını orada bol bol koklayacak, hulâsa bütün yakın maziyi unutacak, yeni bir istikbâle kavuşacaktı. İstanbul a geldiği gün hakikaten bir harabe hâlinde idi. Kendisini görüp de ümidi kesmemeye imkân yoktu. Fakat kendi ümitli idi. Çünkü Allah ın rahmetinden ümidini kesmemek, her Müslüman ın en esaslı itikatlarından biridir.Alemdağı na kavuşması:İstanbul da bir evlad muhabbeti ile bağlı olduğu Prenses Emine Abbas Halim e bir kaç gün misafir kaldıktan sonra [Nişantaşı] Sıhhat Yurdu ndatedaviye başlanıldı ve daha sonra Alemdağı na kavuştu. Orası onun için yeryüzünün cenneti idi. Orada yeşillikler ortasında, tabiatın bütün gürbüzlüğü ve canlılığı, bütün velvelesi ve nağmesi içinde, bir ağacın altında dinlenecek, kendini dinleyecek. Orada kendine gelecek, kendinden geçecek, belki de yeniden kaleme sarılacak ve çalışacaktı. İlkönce vaziyeti ümitli idi, iyileşeceğine inanıyordu. Fakat hastalığın yenilmez soydan olduğu besbelli idi. Tedavi, tagaddi, hava tebdili, bin bir itina, iskeletten farksız vücuduna bir damla kan vermiyordu. Diğer taraftan dostlarını sık sık kabul etmek de onu hayli yoruyor, mecalsizliğini artırıyordu. Memlekete döndüğünü işiten binlerce arkadaşlar, münevverler, gençler akın akın hastahaneye koşuyor, sıhhati ile alâkadar oluyor, o da onları seve seve kabul ediyor, hastalığını bile unutuyordu. Fakat onlarla konuşmaktan yoruluyor, bitap düşüyordu. Alemdağı na gitmesi bu yorgunluğu da tahfif etmiş olacaktı. Orada münzevî bir surette yaşayacak, doktora görünmek için ancak bir kaç haftada İstanbul a inecek, Beyoğlu ndaki Mısır Apartmanı nda bir kaç gece kalacak, sonra hemen Alemdağı na gidecekti.İlk dönüşünde karşılaştığım zaman anlattı:Ben eskiden Alemdağı na yaya giderdim. Hiç bir nakil vasıtasına boyun eğmezdim. En süratli, en emin vasıtam kendi bacaklarımdı. Bugün ayağım yere değmeden gidiyorum. Apartmanın önünde arabaya biniyor, Alemdağı nda köşkün önünde arabadan iniyorum. Görünüşe göre refah içindeyim. Belki de hâlime gıpta edenler var. Fakat ben hoşnut değilim. Bilakis mustaribim. Keşke sıhhatim yerinde olsaydı da yaya yürüseydim!..İlâçtan tiksinmesi:Alemdağı ndan fevkalâde memnundu. Her şey emrine âmade idi. Hasta bakıcısı, eşsiz bir fedakârlık ve merbutiyetle kendisine hizmet ediyordu. Köşkteki bütün memurlar onun hizmetine bakmayı canlarına minnet biliyordu. Prens Halim hususî aşçısını ona tahsis etmişti. Eş dost da eksik olmuyordu. Birçok aziz arkadaşları Alemdağı na kadar giderek onu ziyaret ediyor, onu neşelendirmek için her şeyi yapıyorlardı.  Elhasıl her şey iyi idi. Fakat o melun ilâç! Aman yâ Rabbi o ilâçtan ne şikâyet ediyordu. İçilir şey değildi. Zehir mi zehirdi. Üstelik sık sık da içiliyor, ve bir içişin acılığı, verdiği istikrah geçmeden ikinci defaya nöbet geliyor, bu nöbetler tekerrür edip gidiyordu. Bu ilâç her ne ise merhumun Alemdağı nda geçirdiği günlerin bütün tadını bozdu, bütün zevkini alt üst etti.Hastalığının günden güne artması:Fakat göze çarpan bir hakikat, Üstad bütün itinaya rağmen, her gün biraz daha eriyor, çöküyordu. Git gide otomobil içinde oturamayacak hâle gelmişti. Fakat gene Alemdağı na gitmeyi istiyor, ve bu arzusu yerine getiriliyordu. Seferler bir kaç defa tekerrür ettikten sonra kış mevsimi de bütün şiddetiyle çattığından Alemdağı seferinden vazgeçilmesi takarrür etti. Fakat mevsim de mâni olmasaydı bu seferlerin tekerrürüne imkân kalmamıştı. Çünkü artık yerinden zor kımıldayacak hale gelmişti. Bahusus son zamanlarda asabî buhranlar da geçirmeye, hırçınlaşmaya başlamıştı. Fakat bu asabî buhranlar süratle geçiyor, o da mukadderata boyun eğerek akıbeti bekliyordu*.* Eşref Edib, Mehmed Âkif, Hayatı - Eserleri Ve Yetmiş Muharririn Yazıları, İstanbul 1998.

15 Aralık 2006 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?