Reklamı Kapat

Elif Çakır: "Osman Kavala ülkemizin Dreyfus’udur"

Elif Çakır, Gezi Davası’nda çıkan kararları eleştirerek "Açık ve net olarak söylemeliyim ki, Osman Kavala ülkemizin Dreyfus’udur" dedi.

Karar gazetesi yazarlarından Elif Çakır, Gezi Davası’nda çıkan kararları eleştirdi. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş adamı Osman Kavala’nın “Ellerinde ip olsa beni asacaklardı…” ifadesini yazısının başlığına taşıyan Çakır, “Açık ve net olarak söylemeliyim ki, Osman Kavala ülkemizin Dreyfus’udur” yorumu yaptı.

Çakır, bugünkü köşe yazısında Kavala’nın davada karar çıkmasının ardından kullandığı “Beni bu kadar içeride tuttuktan sonra beraat ettireceklerini beklemiyordum, ama bu kadarını da beklemiyordum. Bir zamanlar birbirine ip atanlar ellerinde ip olsa beni asacaklardı” ifadeleri okurlarıyla paylaştı.

“Açık ve net olarak söylemeliyim ki, Osman Kavala ülkemizin Dreyfus’udur” diyerek yazısına devam eden Çakır, şunları yazdı:

1894 yılında eski Fransız yargısı masum Binbaşı Alfred Dreyfus’a ne yaptıysa bugün bizde de 4,5 yıldır Osman Kavala’ya aynısını yapılıyor. Dreyfus Davası on dokuzuncu yüzyıl sonunda Fransız toplumunu nasıl sert bir şekilde iki ayrı kampa böldüyse yüz yıllar sonra bizim ülkemizde aynısı yaşanıyor.
Alfred Dreyfus, Yahudi asıllı bir Fransız yüzbaşıydı. Almanlara bazı gizli devlet belgelerini vermekle suçlandı, gizli devlet belgelerini Almanlara verdiğini gösteren belge sahteydi. Sahte belgeyi üreten kişi, ‘ordunun onurunu kurtarmak’ isteyen bir albaydı. Belgenin sahte olduğu ortaya çıkmıştı ancak bu kez de Fransız Genelkurmay’ı bunu onur meselesi yaptı, mahkemeye baskı kurdu ve Dreyfus hakkında vatana ihanet ve casusluktan dava açtırdı, yargılattı ve mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermesini sağladı.
Eski Fransız yargısı Dreyfus’u ömür boyu müebbete mahkum etti ve Şeytan Adası’na gönderdi. Dreyfus’un ailesinden başka açıkça savunacak kimsesi neredeyse kalmadı. Çünkü Dreyfus’u savunmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Dreyfus suçsuz, masum diyenler anında “vatan haini” ilan ediliyordu.
Tam 4 yıl sonra ünlü yazar Emile Zola çıktı ve L’Aurore gazetesine yazdığı “Suçluyorum!” başlıklı makale ile Dreyfus’un masum olduğunu yazdı. Aslında makale Genelkurmay ve Cumhurbaşkanı’na yazılmış açık bir mektuptu. Zola mektubunda mahkemeye yaptığı baskı ile müebbet hapis kararı verdirten Genelkurmay’ı suçluyor ve şöyle haykırıyordu: “Cumhuriyetin şerefi, onun adaletidir.”

Çakır, şöyle devam etti:

1898 yılında Emile Zola’nın Dreyfus hakkında yazdığı şu sözler sanki Osman Kavala için yazılmış gibi. Yüz yıllar öncesinden bugüne… “Ah.! Birkaç rütbelinin, Devlet’in güvenliğini saygısızca bahane ederek, çizmeleriyle ulusun üstüne basarak gerçek ve adalet çığlığını gırtlağına tıkamaları, bütün bu çılgınlıklar ve saçmalıklar, yoz polis uygulamaları, engizisyon ve zorba uygulamalar…” Sonra şu sözleri Zola’nın: “Ağızları kapatıyorlar, kafaları saptırıyorlar. Ben bundan daha ağır bir suç bilmiyorum. Evet! Bu utanç verici gösteriyi izliyoruz, borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir.”
Zola, yazmasına imkan tanıyan gazetelerde Dreyfus Davasının yeniden görülmesi gerektiği konusunda oldukça sert yazılar yazdı. Yazdığı mektuplar karşılık buldu. Dreyfus yeniden yargılandı. Mahkeme Dreyfus’un masum olduğuna hükmetti. Bütün rütbeleri, nişanları iade edildi. Birinci Dünya Savaşı sırasında, yarbay rütbesiyle emekliye ayrıldı. Sahte belge üreten albay intihar etti. Fransa bu adaletsizliği tamir etti. Dreyfus Davası bütün Fransız halkı için yargının kendisine ve egemen güçlere göre değil, adalete, hukuka göre karar vermesi gerektiğini öğreten büyük ders oldu. Ama yüzyıllar öncesinde yaşadı Fransa bu acı tecrübeyi ve oradan ders aldı.

2022 yılında Türkiye’de de bir Dreyfus olayı yaşandığını söyleyen Çakır, şu yorumu yaptı:

İktidar bütün gücünü kullanarak bir işadamını yaşayan ölü haline gelmesi için elinden geleni yapıyor. Yargıçlar da önündeki adalet terazini kenara atıp, siyasi iktidarın yönettiği suçlamaya göre karar verdiler. Ve bu haksız mahkumiyet kararı ile ülkemizin hukuk devleti olmadığı bütün dünyaya ilan edilmiş oldu. Ve hepimizin adalete, hukuka olan azıcık umudumuzu yok ettiler. Osman Kavala ve arkadaşları hakkında verdikleri karar bir karabasan gibi çöktü üzerimize. Çok üzgünüm, ülkem adına. Bu ülke hepimizin ve bu ülke bunu hak etmiyor…

29 Nis 2022 - 11:52 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.