Ha Sağ Tekerlek Ha Sol Tekerlek

Abone Ol

II. Dünya Savaşı sonrası dünya siyasi açıdan tekrardan dizayn edildi. Hepimiz biliyoruz; başını ABD’nin çektiği Batı bloğu; karşısına başını SSCB’nin (bugünün Rusya’sı)  çektiği bir siyaset alanı oluşturuldu. Bu dizayn edilen siyasanın ülkelere yansıması sağ-sol şeklinde yansıdı. Bu tarihten de sonra ülkemizdeki siyaset dünyası bunun üzerine kuruldu. Evet, mesele bu kadar basit değil bu yapının daha öncesi var ama yaşadığımız dönemi de etkileyen sistematik Yalta Konferansı’nda şekillendirilen yapıda kuruldu.

Ülkemiz de bu süreçten sonra çok partili yapıya, demokrasiye geçiş yaptı. Dünyada şekillendirilmiş kodlar üzerinden. Bundan sonra sağcılar-solcular kavramları neredeyse çok partili hayatımızın en başat konusu oldu. Oysa ülkemizde birilerine “sen sağcısın” diğerlerine de “sen solcusun” denilecekti. Dünyada oluşturulan çatışma hattı ülkemizde de böyle kurulacaktı. Ülkemizdeki sağcılık da solculuk da Batı’nın ortaya koyduğu sistematiği temsil ediyordu. Ülke yönetme meselesini millet olarak kendimizin halledemeyeceği bunun için Batı’dan ithal edilen görüşler, kurallarla yönetme işinin becerebileceği iddiasındaydılar.

Tarihe sağcı olarak geçen ülkemizdeki seçim sisteminde ilk defa CHP’den farklı olarak sandıktan çıkan Demokrat Parti’dir. 1950’lilerden sonra siyaset kavgası bu iki parti üzerinden yürütüldü. Birisine sağ diğerine sol denildi. Kimse de şunu demedi: “Yahu bu Demokrat Parti’nin kurucu kadrosu eski CHP milletvekilleri, CHP’de siyaset yapan kişiler. Bunların arasında ne fark var ki?” Bu soru sorulamazdı. Çünkü doğru soruları sormak dünyayı dizayn eden sömürücü kadroların işini bozar. Bu doğru sorular sorulmasın diye de bugün olduğu gibi o zamanlarda da medya üzerine düşeni yapıyordu. Yani kısaca bizim ne solcumuz kendi solcu oldu, ne sağcımız kendi sağcı oldu.

Yakın siyasi tarihimize baktığımızda sağcılığın yine de toplum nazarında kabul gördüğüne şahitlik ediyoruz. Oysa sağcılık ile solculuk arasında hiçbir fark yoktur. Neşet ettiği kök aynıdır. Ülkemizde sağcılığın makbul görülüp solcuğun “tu kaka” ilan edilmesi de tamamen uygulamalar ile ilgili bir tutumdur. Solcular milletle kavga ederek milletimizi kökeninden koparmaya çalışırken sağcılar renkli, janjanlı ambalaja sarılmış zehirli şekerle milletimizin kanına işleyerek Batı’ya köle yapmaya çalışır. Erbakan Hoca’mız bunu, “Biri arabanın sağ tekerliği diğeri sol tekerliği. İkisi de aynı arabanın tekeri” şeklinde anlatıyordu. Yani arabanın yönü aynı, hedefi aynı ne fark var aynı yolun yolcusu olduktan sonra ha sağ teker olmuşsunuz ha sol teker olmuşsunuz. Ama kitle haline getirilen insanlara bunu anlatmak kolay olmadı. Yalta Konferansı’ndan sonra yaşanan Soğuk Savaş dönemi bitmiş olmasına rağmen toplumumuzda Soğuk Savaş dönemi refleksleri hâlâ devam ediyor.

Ülkemizdeki sağ siyasetinin neler yaptıklarını iyi anlatmak gerekiyor. Zira solcuların yaptıklarına destan yazanlar solcuların yaptıklarından mahiyet olarak farklı olmayan sağcıların yaptıklarına alkış tutmaktan geri durmadılar. Gerçi bu iki gruba insanımızı yönlendirenlerin tek merkezden eğitilip, plan dâhilinde çalıştıklarını biz biliyoruz da… Yine de insanımıza sağcıların yaptıklarını anlatmak zorundayız.

Demokrat Parti iktidara gelir gelmez Amerika’nın yanında Kore Savaşı’na asker gönderdi. Mahallemizde, akrabalarımızda “Kore şehidi, Kore gazisi” vardır. Hikâyelerini dinlemişsinizdir. Eğer yoksa da “Ayla” filmi ile öğrenmişsinizdir. Yine kimse sormadı: “Kore kim? Amerika kim? Bizim adını haritada gösteremediğimiz Kore’de bizim ne işimiz var? Amerika Müslümanların ve insanlığın yararına mı Kore’de savaştı? Nasıl şehit olunuyor? Nasıl gazi olunuyor?” Sağ iktidar olunca kimse soramamış galiba! “Bizim Kore’de ne işimi var?” diye.

Türkiye’nin Batı bloğunun bir parçası olduğunu itiraf etmek, kendine dünyada yer edinmek için yaptığı Kore meselesinin artısını-eksisini konuşamadan birçok olay da yaşanıyor.

Demokrat Parti’nin halkla ilişkiler çalışmaları olumlu imgeler üzerinden devam etmesine rağmen ülke kamuoyunun çok çok sonradan öğrendiği, 1958 yılında Demokrat Parti’nin Lübnan iç savaşında Hıristiyanlara uçak uçak silah yardımı yaptığı ortaya çıkıyor. Lübnan iç savaşında Hıristiyanların karşısında olanlar Yahudiler ya da başka unsurlar değil, din kardeşimiz Müslümanlar. Sağcı partilerin Amerika ve Siyonizm’in unsurları ile iş birliği hep gözlerden kaçırılır. DP’nin Hıristiyanlara silah yardımını ülkemiz Lübnan’a silah götüren pilot sayesinde öğrenir. İşin acı tarafı da pilotlar da götürdükleri silahları Müslümanlara götürdüklerini sanırlar. Pilotlar taşıdıkları silahları Müslümanlara değil de Lübnanlı Hıristiyanlara götürdüklerini, Müslümanların Beyrut Havaalanı’nı ele geçirdiğinde esir edildiklerinde anlarlar.

Ülkemizde sağcı siyasetin böyle bir geleneği vardır. Milletimize karşı değerler siyaseti pazarlaması yaparken masalarda milletimizin değerleri ile savaşmayı hayat gayesi olarak belirlemiş kadrolarla iş birliği yapmak. Günümüzdeki sağcı AKP’nin de 2003 Amerika’nın Irak işgalinde ülkemizin havaalanlarını ve deniz limanlarını Amerika’nın emrine verdiğini unutmayalım. Çünkü eskiden gelen bir gelenek bu gerçek yandaş, candaş basın aracılığıyla unutturulup üstü örtülüyor.

Bir yaz gününde böyle konular girmek de nereden aklımıza geliyorsa? Herkes bir tatil telaşesi içindeyken?

Yine en temiz ve sarih açıklamayı Erbakan Hoca’mız yapmış: “Sol hükümet ameliyata narkozsuz alır, en azından hangi organınızı söktüğünü anlarsınız; sağ hükümet ameliyata narkozla alır da, nerenizi kaybettiğinizi dahi anlayamazsınız!”

Yaşadıklarımız gösterdi ki; Saadet Partisi’nden başka parti ülke meselesini çözemeyecek. Arabanın tekerleri ile uğraşmak arabaya sadece kaza yaptırır.