Ha gayret, biraz da hayret!

Abone Ol

Yaşadığımız zaman dilimi her şeyi ile tanımlanmış bir paket program gibi. Görece yoğunluğu, hızı ve aslında bütün tanımlanmış hali ile bize bir yaşam biçimi ve bunun kullanım kılavuzunu veriyor. Bu biçimlendirilmiş roller aracılığıyla hayatımızın sınırları tayin edilmiş ve o sınırların etrafında ne kadar ruhumuzu duyabilirsek, kendimizi o kadar şanslı addedilebileceğimizi telkin ediyoruz. Ruhumuzu, kendimizi geliştirme kılavuzlarına göre geliştirebilir, bir geçmiş veya bir gelecek satın alabiliriz. Geleceği anladık da geçmiş niye, sorusu haklı olarak aklımıza gelebilir, cevabı basit çünkü gelecek kadar iyi kotarılmış bir geçmişi de satın almak bugünün dünyasında kişinin rolleri açısından kişinin konumunu destekleyici bir adımdır. İnsanı bir biçime indirgeme çabası modern dünyanın en büyük icadı oldu. Çünkü insanı bir biçime sıkıştırma arzusu, ruhun, sınırlamalar dışında kalan bölümünü zayi ediyor.

Bu zayiatın temelinde iletişim enstrümanlarının çokluğuna rağmen eksiliğinin neden olduğunu ifade edebiliriz. Bütün bu bileşkenin açığa çıkardığı psikolojik yıkımlar, sosyal vakalar bugünün toplumsal yapısını oluşturuyor. Oluşan bu yapının açığa çıkardığı korku ve güvensizlik iletişim makasını açarak soğuk bir boşlukta ahlaki tahribatın eşliğinde umudu da beraberinde tüketiyor. Bu tüketim ile birlikte geçmiş sürekli değişirken hakikat de her geçen gün yeniden üretiliyor. Öyle ki bu üretim, hakikatin kadim anlamını yitirdiği bu dünyada; neyin sahte, neyin hakiki olduğunu ayırt etmeyi, bilmeyi imkânsız kılıyor. Sahtelerin hakikinin yerini işgal ettiği ve her türlü manipülasyonun, malumatın, enformasyonun da buna katkı sağladığını söyleyebiliriz. Ki bugün insanlar için her gördüğü, her duyduğu bir hakikat haline getirilmiştir. Bu kadar çok “bilgi!” kirliliğinin içinde insan elbette yolunu bir türlü doğrultamaz. Çünkü bugünün dünyasını tasarlayanlar için bu dünya , okuduğu her şeyi bilgi sayanların dünyası haline getirilmiştir.

Aslında bu durum, her şeye erişimi kolaylaştırılmış bir dünyada bu yoğun yanılgı hali içerisinde herkes kendi yalnızlığı içerisine sıkıştırılmış bir şekilde yaşıyor. Bu sıkışmanın dışına taşabilmek için çaba gösteren herkes bir şekilde toplumun ötekisi olarak dışlanıyor ya da yabancılaştırılıyor. Issız bir kuyuya değil de kalabalığın içinde soluksuzluğa, muhatapsızlığa terk edilerek cezalandırılıyor. Bütün geçmiş boyunca batıl’ın izlediği ve sürekli biçim değiştirerek insanlık tarihi boyunca farklı isimlerle insanın karşısına çıkan bu durum belki de en gelişmiş halini temsil ederek yaşıyor. Her şey karanlık gibi görünüyor, umutsuzluk, çaresizlik yüklenmiş insanı bu çıkmazdan yine insanın fıtri olana doğru hareketi çıkaracaktır. Sadece insanın içinde olan dip vicdanı duyacak, derinine sondaj yapacak bir harekete/aksiyona ihtiyacı var. İnsanın sürekli olumsuzu olumladığından başka bir yol görmüyor oluşu, yolun olmayışı anlamına gelmiyor. Az bir gayret çok hayrete vesile olacaktır. Ha gayret, biraz da hayret! Hoşça bakın zatınıza…

Taziye: Ne mutlu! Güzel gelip, güzel yaşayıp ve güzelce çekilenlere… Güzel insan, Lütfi Kibiroğlu ağabey hakkın rahmetine kavuştu. Allah rahmet eylesin. Allah makamını âli eylesin. Ailesine de sabrı cemil nasip etsin. Başımız sağ olsun.

Tebrik:

1-Zeynep Çetinkaya’nın Elif isminde bir kız kardeşi dünyaya geldi. Allah bahtını güzel etsin. Ana-babasına göz aydınlığı olacak hayırlı bir evlat etsin. Ve gözün aydın sevgili Remzi.

2-Gökhan Kızıltunç hayatını Arzu Kocakaya ile birleştiriyor. Allah mutlu ve mesut etsin. Ağız tadı ile geçen bir evlilik nasip etsin. Hayırlı Olsun.

3-Mehmet Ayık, Hümeyra Soysal ile hayatını birleştiriyor. Allah ağız tadı ile geçen bir evlilik nasip etsin ve mutluluk, huzur ve bereket diliyorum. Hayırlı olsun.

TAŞ GEMİ

“Soruyordun

İlkyaz işte

Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz

Tenhalık böyle”

(Edip Cansever)

Not: Bu hafta Fatih Çalışkan’dan türkümüz. Neşet Ertaş söyler, “Zülüf Dökmüş Yüze.” Taze ekmeği güzel bilmeye devam ettiğimiz günlerdeyiz çünkü türküler var.

Bize Kadar:

1- Hazreti Ali’den önemli bir uyarı: “Sözün, dünyadan el çekmiş insanların sözü gibi görünürken, İşin dünyaya tapanların işi olmasın.”

2- Hacı Bektaş Velî, “Kıyamın hizmet ile sükunetin hürmet ile, kavlin hikmet ile, hulâsa hayatın edeb ile olsun” der.

3- Bergman, “Kişi yazgısını içinde taşır” der.

4- Bu hafta LucFerry’nin “Homoesteticus/Demokrasi Çağında Beğeninin İcadı” kitabı var. Kitap, Pinhan Yayınları’ndan.

Dağarcık

“Hristiyan ahlâkı sevgi üzerine yoğunlaşır, öte yandan İslam ahlakı ise iyi amel üzerine yoğunlaşır. İncil Şöyle der: “Başkasını sev.” Kur’an ise şöyle der: “Başkalarına iyilik et.” İlki bir duygudur. İkincisi bir fiil. İncil’in sevgiden bahsetmesi kadar sık bir şekilde Kur’an da Salih ameller işlemekten bahseder. Hem Hristiyanlık hem de İslâm âlemin ikiliğini tanır. Fakat Hristiyanlık âlemdeki tezada dair son derece keskin bir idrak iken, İslâm bu tezadın çözümüne dair bir öğretidir.” (Vefatının seneyi devriyesinde hürmet ve dua ile rahmetli Aliya’dan tadımlık)

TEKKE

“Hürmet öyle bir cevherdir ki, biz istesek de, istemesek de layık olduğu yerde mutlaka doğacaktır. Biz onu dış yüzünden göstermesek bile, içimizde onun varlığını hissetmekten kendimizi alamayız. Hürmet, ahlak kanunun inkârı imkânsız olan biricik idare edicisidir ve yalnız ahlak kanunun prensibine tatbik edilir. Hürmet, bir elem duygusu değildir.” (Nurettin Topçu’dan tadımlık)

Bir Lahza:

“Geride bıraktıklarına odaklanırsan, önünde seni bekleyenleri göremezsin.” (Ratatouille’den)