İnsan, kendisine moral kaynağı olabilecek imkanlara sahip olsa da, bocaladığı ve zorlandığı bazı duraklar vardır. Özellikle üç durak vardır ki, her üçünde de mahrumiyet ve yalnızlaşma kaçınılmaz olur. Bunlardan birincisi, gücün doruk noktaya ulaştığı gençlik dönemi, ikincisi acziyetin yoğun yaşandığı yaşlılık dönemi, üçüncüsü ise kişinin amansız hastalığa yakalandığı andır.
Gençlik döneminde kişi büyük bir yarış ve rekabet ortamına sürüklenir. En yakınındakilerden en uzağındakilere kadar herkesle bir güç yarışı içerisindedir. Artık çocuk değildir, gençliğin ve zihinsel gücün doruk noktasındadır. Genç yoğun beklentilerle hayatın yükünü omuzlarında taşımaktadır. Birey bu dönemlerde geçmişinden koptuğunda ya da elindeki güç kendisi için yetersiz kaldığında yalnızlaşır. Gençler arasındaki intiharların ve zararlı alışkanlıkların yaygın olması buna açık bir örnektir.
İlerleyen zamanlarda, eski dostluklarını yeniden kazanmaya ve bu dönemi çevre desteği alarak atlatmaya çalışanlar, nispeten yalnızlığı daha az yaşarlar. Ancak gençliğinde elindeki gücü hoyratça kullanıp, gelecek için bir yatırım yapamayanlar bir süre sonra yoksullaşırlar. Ne yazık ki, global kültür bu kritik dönemde gençleri tüketim ve tektipleşme ağına çekerek kendi havzasında hapsediyor.
Yaşlılıkta ise, insan artık gücünün kuvvetinin elinden gittiğini ve o güce bu dünyada bir daha erişemeyeceğini düşündüğünde yalnızlaşıyor. Hastalık anlarında ise kişi etrafındaki sosyal ve duygusal desteğin hastalığına çare olamadığını görünce kendisini yalnız ve çaresiz hissediyor.
İnsan içindeki yaşam enerjisini neyin peşinde harcamışsa çaresiz kaldığında o noktaya bakıyor. Günümüzde, küresel etkinin yoğun kuşatması altındaki toplumlar yaşam enerjilerini tüketim ağı içinde harcayarak yoksullaşıyorlar. Hayatın üç durak noktası olan gençlik, yaşlılık ve hastalık durumlarında ise bu yoksulluk hat safhaya ulaşıyor. Bunun için birikimlerimizi sadece dışarıya değil içeriye de yatırmalı ve yoksun kaldığımız durumlarda buradan beslenmeliyiz.