Güzel ülkeyi yaşanmaz kılmanın mantığı olur mu?

Abone Ol

Ramazan ın son gününe geldik. Allah nasip ederse yarın Bayramı idrak edeceğiz. Ne mutlu Ramazan ı hakkıyla yaşayabilen ve Bayramı hak edenlere. Allah cümlemizin ibadetlerini ve dualarını kabul buyursun.

Ramazan ciddi bir imtihan. Nefsini tüm arzularından belli bir süre alıkoymak, uykunun en tatlı yerinde bölerek gece sahura kalkıp, aile fertlerini sofra etrafında bir araya getirmek hem güzel hem de kolay olmayan bir ibadet. Sevginin ve yardımlaşmanın hakim olduğu, özellikle de ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşulduğu bu Ramazan ayının da sonuna geldik. Aslında insan düşündüğünde bu ülkenin güzellikler ve mutluluklar ülkesi olmaması için hiçbir sebep yok. Güzellikler için sebeplerimiz daha çok. Çünkü, bizler inanan insanlarız. Kardeşlerimizin derdini yüreğimizde duymamız, komşumuz açken tok olarak rahat yatağımızda yatamamamız gereken bir inancın sahipleriyiz. Ne var ki, oluşturulan kamplaşmalar ve toplumun belli bir kesiminin oluşturduğu dayatmacı ve diktacı anlayış sebebiyle ülkemizde hoşgörü giderek yerini zıtlaşmaya bırakırken, dayanışma da gerektiği kadar gerçekleşmiyor.

Bu ülkede inanca sınır getirmek sanki birilerini tatmin ediyor. Onlar belki tatmin oluyorlar ama inancını yaşamak isteyen milyonlar mutsuz ve huzursuzluğa itiliyor. Öylesine bir çıkmaza sürükleniyoruz ki, toplum kesimleri birbirlerinin acısına ve sevincine karşı zorla ilgisizliğe itiliyor. Bir yazarımızın ifadesiyle, "Birbirinin ölümüne oh çeken bir ülkede yaşıyoruz." Böyle bir ülkede huzuru, barışı yakalamak mümkün olabilir mi Sevgi ve saygı hakim kılınabilir mi

Bir başka yazarın ifadesiyle memleketimiz,  "Saçmalamanın serbest, mantıklı düşünmenin yasak olduğu" bir ülke haline getirildi.

Halbuki herkesin birbirine tahammül edebilmesi halinde bu ülke hem maddi hem de manevi bakımdan dünyanın en ileri ülkeleri arasında kısa zamanda yerini alabilecek. Özellikle de devlet-millet kaynaşmasının gerçekleşmesi için çok fazla çabaya bile gerek yok. Sadece dayatmacılar, baskıcılar, bir takım korkuların esiri olmuşlar bu korkularından kurtulabilseler ülkemizin güzelliklerini hep birlikte paylaşabileceğiz. Ne yazık ki, bu güzel ülkeyi yaşanmaz hale getirmek için birileri bilerek ya da bilmeyerek ellerinden geleni yapıyorlar. Adeta  bir kan davası güdücülüğünün ısrarlı takipçisi oluyorlar.

Bunun ötesinde tek sıkıntımız elbette sadece bazı çevrelerin dayatmacılığının yol açtığı mutsuzluk değil.

Ülkemiz yeryüzünün en güzel parçalarından biri olmasına karşılık bundan yeteri kadar istifade edemiyoruz... Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri itibariyle maddi açıdan refah ülkesi olmamız gerektiği halde  yanlış ve kötü yönetimler sebebiyle gırtlağına kadar borca batmış bir ülkenin fertleri olmak elbette insanımızı mutlu etmiyor. Çünkü, milli gelirden insanımız hak ettiği payı alamıyor. Alması engelleniyor. Bunun da ana sebebini dışa bağımlı, teslimiyetçi yönetimler oluşturuyor.

Özellikle Batı hayranlığı mutsuzluğumuz ve felaketimizin ana sebebi olarak karşımıza çıkıyor.

Halbuki, kucaklaşmak, inatlaşmaktan çok daha kolay ve sonuçları  çok daha güzel olacakken birileri bu kolaylık ve güzellik yerine zıtlaşmayı, baskıyı, herkesin kendileri gibi olması isteğini topluma sürekli olarak dayatmaya kalkıştığı için, ne ülkemizin zenginliklerinden yeterince faydalanabiliyoruz ne de bayramların gerektiği gibi tadına varabiliyoruz.

Ramazan ayının bu son gününde Bayram arefesinde Allah tan ülkemizde ve tüm İslâm aleminde barışın; huzurun ve kardeşliğin hakim olmasını, artık Müslüman kanı akmasının son bulmasını niyaz ediyorum.