Güzel Bakmak

Abone Ol

Bir mevzuyu anlatmaktan zordur yazmak. Çünkü dil akıldan

gelenleri söyler. Bunu bazen rahatlıkla bazen de güçlükle yapar. Ama yazmak

fiili öyle değil. Yazmak düşünmeyi gerektirir. Ayrıca yazılan metin ilgi çekici

veya bilgi verici olmalıdır. Ancak her iki durumunda zorluk ve yerine göre

belalı yanları vardır. Tasarlamadan konuşmak suçlu duruma düşülmesine sebep

olur. Apansız konuşmak kadar eylemlere katılmak da insanın başına türlü belalar

açar. Yazmak belki de konuşmadan daha fazla bir yol göstericidir. Doğru söz yol

göstericidir. Doğru olmayan söz ise yanıltıcı, yoldan çıkartıcıdır.

İnsan çoğunlukla gençlikte bulaşır belalara. Çünkü

atiktir, cevvaldir. Kanı kaynamaktadır. Fazla düşünmez. Fevri olur. Hızla

harekete eder. Sonuca aniden varmak ister. Acelecidir. Sabırsızdır. En önemlisi

de metaneti güçlü değildir. Feraseti azdır. Bilgisi yetersizdir.

Gençlik deli dolu akar. Bir pınar gibidir. Nerede ne

yapacağı belli olmaz. Az düşünüp çok iş yapmak ister. Ancak hayatın

gerekliliğinde çok düşünmek, iyi düşünmek vardır. Yapılan işin kapsamı ve

süresi ne kadar olursa olsun.

Gençliğin de, orta yaşlılığında, ihtiyarlığında, artı ve

eksileri vardır. Önemli olan hayatın her evresinde düzgün bir hayat

sürebilmektir. Bu bakımdan gençlik güneş gibidir. Her ne kadar fazla hatalar

yapsa da mutludur. Çünkü hayatın güzelliklerini görür. Yaşar. Haz alır.

Güzellik gençlikte daha çok hayat bulur. Sevilir. Ya yaşlılık öyle mi bütün bu

pırıltılar yok olu, gider. Yani gençlik yeteneği, estetiği elden çıkıp gitti mi

avuntu başlar. Güç yetirilmez olur. Önce yavaş yavaş çöküntüler sonra da

mutsuzluklar gelip bulur.

Hakikat yaşlılıkta da mutluluklar olur. Ama gençlik gibi

asla olamaz. Gittikçe azalır o mutluluklar. Sevgiler. Etrafındakiler de bir bir

azalmaya başlar. Çekilirler. Yaşlılık arttıkça da Ümitsizlikler peyda olur.

İlerleyen yaşlılıklar mutluluğa yer vermez. Dışlar. Kafka nın da dediği gibi,

Her kim güzelliği görebilme yeteneğini korur, elden çıkarmazsa, o yaşlanmaz.

Sevginin gücü dile bağlıdır. Dil ruhun hissiyatıdır.

Tercümanıdır. Yüzlerde o vardır. Pırıldayan gözlerin kaynağı odur. Çehre ne

kadar güleç ve aydınlıksa ruhtaki güzelliğin membaı odur. Söylemek kadar

yaşamak gerekir ki hayat rengini bulsun. Sadece dille gelen güzellik yarım

kalır. Sathi olur.

Her insanın kendine göre bir yaşam biçimi vardır. Bu

hayat kişinin Yaratıcıya olan bağlılığı mikyasında biçim alır. Kim ne kadar

anlarsa, anlayabilirse, kavrarsa o kadardır dünyası. Ve o dünya kendine ya

güzel bir bahçe olur ya da bir zindan. Güzeller güzeli bir bahçe. Her rengi

olmasa da kanmış ve iştiyak içindeki gönül huzur bulur. Çokla yetinen azla da

idare edebilmelidir. O sevgiyi az veya çok her nesnede görebilmelidir.

İnsanoğlu aza akıl yetirmediğinden dara düşüyor. Çok basit sebeplerden kendini

bitiriyor. Çevresine de hasar veriyor. Ruh aynasından güzel bakan güzel görür.

Mutmain olur. Bizatihi çok şey istemek meseledir. Problemdir. İçinden çıkılmaz

hal alır. Onca şeyi edinmek isteyen arzulara gem vurabilmek güçtür. Bu bakımdan

doyumsuzluk baş gösteriyor. Çok basit şeyler içinden çıkılmaz yumaklara

dönüşüyor. Labirentlere düşmek pek fenadır. Çıkmak sabır ister, güç ister.

Yücelmelidir insan. Hayata genişlik ve enginlik

kazandırmalıdır. Bu sayede derinlik ve yüksekliklere taşımaktır hayatı. Böyle

bir hayatın tek bir tarifi vardır. O da sevgidir. Her türlü sorunsallıktan

uzaktır. Sıcaktır. İçtendir. Samimimidir. Sevecendir. Hayatı gül bahçesine

böyle bir yaşam çevirebilir ancak. Bütün iyilikleri görmek, yaşamak, yerine

getirmeye çalışmaktır. Elbette bu bir sorumluluktur da Eğer siz mutlu

oluyorsanız çevrenize de katkınız olacaktır. Güzel bir dünyada kim yaşamak

istemez!.. Herkes öyle bir dünya özlüyor. Güzel bir dünya! Sevgiyle ve barışla

kurulan bir dünya! Ancak bunun mücadelesini verenlerin sayıları oldukça azdır.

Kendi düşüncesine paralel bir sevgi kurmak daraltıyor yaşam alanını.

Başkalarının düşüncesi ve yaşamından rahatsız oluyor. Başkaları da ondan

rahatsız olmaz mı peki Nasıl olacak bu Daraltılmak istenen bir yaşam alanı

Hoşgörüden beslenmeyen bir bakış açısı. Tahammül edilemeyen hayatlar. İnsanın

beni setler kuruyor. Şuuru da bu bende hapsolunuyor.  Bilinç benden kurtulamadığı sürece

kaprisleri, kıskaçları çoğaltır. Sevgi kendi iradesini göstermelidir. Pislikle,

kötülükle beslenen sevgi hasisliği de içinde barındırır. Engin denizlere kulaç

atamaz. Olgunluğu kavuşamama, bozguna uğramada ilk durak halis sevgiden uzak

olmaktır. Ayrı kalmaktır. Bir insanın yüzündeki acı ve soğuk çizgiler geniş bir

sevgi yelpazesinden mahrum kalmanın izlerini taşır.

Yüreklerimizde sevgiyi yaşatmalıyız.

Her sanık hakkında verilecek mahkûmiyet kararını

ertelemeye çalışır. Biz sevgide bunu yapmayalım. Hayat bütün çetrefilliğine

rağmen güzeller güzeline gidilecek bir yol vardır. Mutlaka. O yaldan gitmek

bizleri saadete götürür.

Ölüm tatlı yaşamın bir parçasıdır. Ondan önce acıya

dönüşmesin hayat! O pencereden gülerek bakalım. Bizlere muhteşem ve mükemmel

güzel kokular gelsin.

Rahmet ve bereketiyle!..