Güven(me) Bana

Abone Ol

Yarışmanın ismi “Güven Bana” (atv). Ama aslında

“güvensizlik” üzerine kurgulanmış bir program.

Ne kadar acı ki; yarışmacı, partnerine “Kur’an” üzerine

yemin ediyor. Sonra programın ortasında düğmeye basıyor. Paylaşması gereken

miktarı, tek başına alıyor.

Sonra da “eveliyor/geveliyor.”

Partnerine, “Ama programın formatı böyle” diyor.

Yarışmacı arkadaşı ise, “Ama sen de Kur’an üzerine yemin

etmiştin” diyor.

Ekliyor, “Kur’an üzerine yemin etmesen sana güvenmezdim.”

Merak ettim; kutsal kitabın üstüne yemin edebilecek başka

kutsal mı var… Ki, bundan sonraki hayatında onun üzerine yemin edip, çevresine

güven versin

***

Bir başka yarışmacı daha; Çağdaş Yaşam Derneği ve Atatürkçü

Düşünce Derneği’nin faal üyesi olduğunu söyleyen yaşı hayli geçkin biri...

Torunu yaşındaki partnerine “güven” veriyor.

Sonra yarı yolda onu “satıyor.”

Savunmasına bakar mısınız: “Ama devletler de birbirine

güvenmiyor. Baksana nükleer füze var diyor, ülkeyi işgal ediyor ve bir şey

çıkmıyor. Dolayısıyla, insanların da birbirine güveni azaldı” diyor.

Ekliyor, “Sonuçta materyalist bir dünyada yaşıyoruz.”

Ne tespit ama!

***

Yarışmanın formatına suç atanlar, önce kendi “kusur”larını

gözden geçirmeli.

Elbette bu bir yarışma…

Aslında insanlar bilgiyle değil, “para”yla sınanıyor.

Büyüklerimiz boşuna söylememiş, “İnsan çiğ süt emmiştir”

diye.

İnsan denen muamma, çözülmesi zor bir yaratık.

“Muamma” diyoruz, çünkü muammanın kökü; âmâ!

İnsanı muamma olmaktan çıkaracak “ayna” icat edilmemiş

henüz. Hangi aynaya baksak görüntü puslu olmaya devam edecek, kuşkunuz olmasın.

***

Modern düşüncenin en büyük başarısızlığı bu hayatın insan

üzerindeki anlamsızlığını dünya görüşünün temeli olarak benimsemesidir.

Bunun sonucu: manevi bunalım olmuştur. Yani, anlam kaybı…

Anlam kaybı, aslında eksen kaymasıdır.

Alternatif yaşam biçimleri adına bir yandan ahlâki değerler

ters yüz edildi. Medya bu konuda yangına körükle gitti. Ateşe odun

taşıyıcılığını üstlenmiştir.

Benmerkezci yaşam biçiminin, “biz” kavramını reddederek,

bireyin egosunu öne çıkardı. Birey “ben” derken, “biz” kavramını parçaladı.

Hâlbuki insanın nitelikleri saymakla bitmez. Zayıf, güçsüz

ve sabırsız oluşuna karşın onun diğer varlıklardan çok daha üstün vasıflara

haiz olduğunu bilmeyen yok. Ancak “taatte” Rabbine en yakın dereceye mazhar

olabilen, kâinatın en latif bir semeresi olan insan, yanlış programlandığı an,

Rabbinden uzaklaşıyor ve şeytanın uşağı haline gelebiliyor.

***

Gelelim yarışmanın formatına:

“Güven Bana” programı, insanların zaafı üzerine kurulu.

Paranın miktarı insanın iştahını kabartıyor. Ancak burada insanların baskı

altına alınmış duyguları harekete geçiriliyor. Suça itiliyor. Başkasının

mutsuzluğu üzerine mutluluk inşa ediyor güya.

Yani, bu program misyon olarak “ahlâki” bir aşınmaya

sebebiyet veriyor. Vicdan kirlenmesinin yanı sıra, vicdan katline sebebiyet

veriyor açıkçası.

***

Bu toplumun kabul edebileceği bir format değil. Her şeyi

parayla satın alıp, mutluluğu parada arayanlar için tipik “Amerikan

kapitalizmi”ne uygun bir düşünce yapısına sahip olduğuna şüphemiz yok. Çünkü

kapital dünyada insanlara yaşam hakkı yoktur.

Yani ahlâki bir sonuç çıkmıyor burada.

Programda “insanlar birbirine güvenmiyor.” Ne yazık ki,

bunun topluma yansıması çok daha büyük tahribata sebebiyet verecek gibi

görünüyor.

Bu bakımdan yarışmanın ekrandan uzaklaştırılması isabetli

olacaktır.

Hülasa, ekrandaki “güvensizlik” kelebek etkisinin çok

ötesinde yıkıma sebebiyet verecektir.

Demedi demeyin!