Güvenli eller

Abone Ol

Ülkemizde içeride ve dışarıda pek çok sıkıntı yaşanırken, gün geçmesin ki olumsuzluklar üzerine bir yenisi eklenmesin. Ulaşımdan ekonomiye, iç işlerinden uluslararası ilişkilere, şehirleşmeden hayvancılığa varana kadar türlü sıkıntılarla dert yumağına döndüren, yıl geçtikçe neresinden tutsak elimizde kalan bir ülkenin vatandaşları haline geldik maalesef.

“Sıkıntı yaşadığımız ve gittikçe de kötüleşen kurumların en başında da eğitim vardır!” desek kimsenin itirazı olmaz sanırım. Yap-boz tahtasına dönen, her dönemde yenilenen, her yenilikle daha da geriye giden bir eğitim sistemine sahip olmanın verdiği buruklukla yeni bir eğitim dönemine daha girmiş bulunuyoruz.

Evet, yüzyıllardır şairlerin ilham kaynağı olan, şiirlere başlığını kazandıran bir ay olmasına rağmen, eğitim sisteminde yaşanan sıkıntılardan sonra artık en fazla sıkıntı çekilen, sunulan şıklar arasında en kötüler içinden en iyiyi tercih edebilme ayı olan Eylül ayı ile birlikte pek çok ailelerin kâbus dolu günleri başladı. Özellikle eğitim hayatına ilk adımını atacak çocukları olan ailelerin krizlere girdiği bir dönem daha başladı. İlk krizler, ilk arayışlar, ilk tedirginlikler olmasına rağmen, üniversite tercihinden belki daha da mühim olan bir durumdur bu. “Anaokulu değil mi, nereye giderse gitsin” diyemeyeceğimiz kadar önemli ve üzerinde durulması gereken bir tercihtir.

Çünkü biraz araştırma yaptığımız zaman, bu alanda uzmanlaşmış insanlara biraz kulak verdiğimiz zaman göreceğiz ki üniversitede, lisede ve hatta ilköğretimde yaşanan ve topluma mâl olan tüm sıkıntılar aslında okul öncesi dediğimiz dönemden başlıyor. Aynı şekilde edepli, ahlaklı, toplumda parmakla gösterilen çocuklar ve gençlerin de mutlaka ama mutlaka temelinde iyi bir aile terbiyesi ve onu doğru yönlendirmiş bir öğretmen-hoca ilişkisi vardır. Çocuklar okula gitsin ya da gitmesin, kreşlerde eğitim görsün veya görmesin, kişiliklerinin büyük bir bölümü 0-6 yaş arasında oturuyor. Anne babaların veya gittikleri okullardaki öğretmenlerinin, arkadaşlarının ve belki de hepsinin telkinleriyle çocukların kişiliği, huyu, nitelik ve nicelikleri fıtratlarından çok farklı bir şekilde ilerleyebiliyor. Hele ki bu çocuklar tam da o kritik yaşlarda, eğitim adına hiçbir şey verilmeyen, aklı fikri yalnızca alacağı maaşta olan öğretmenlerle dolu kurumlarda okul macerasını adım atmışlarsa. Veya görüş ve uygulama olarak güya daha modern, daha çağdaş bir okula denk gelmişlerse!..

Öyle bir çağdaşlık ve bu akıma kendini kaptırmış öyle kurumlar var ki, bale eğitimi verilen, dans dersleri yapılan ve çağdaşlık adı altında, kız erkek karışık etkinlikler düzenlenen. Yapılan faaliyetlerde daha fazla kaynaşsınlar diye kız ve erkeklerin bir gruba konulduğu, sıralarda özellikle yan yana oturtulduğu, düzenlenen gösterilerde mutlaka el ele, göz göze kreasyonların tercih edildiği...

En mahrem yer olan tuvaletlerde bile kapıların olmadığı, kız ve erkeklerin mecbur kalınması durumunda birlikte hacetlerini giderdiği... Öğretmenlerinin hep başları açık, yüzleri makyajlı olduğu, toplumda yerini bulmuş, kariyer yapmış, altına çektiği arabası ve fiyakası ile çocuklara rol model olan...

Tavsiyeli, tanınmış, yetiştirdiği çocukların bir yerlere gelmesi ile kendini topluma kanıtlamış kurumlarca verilen “Çocuğunuz ilk eğitimine okulumuzda başlarsa ileride kariyeri açısından çok faydalı olacaktır” garantisi ile zaten her şeyleri maddiyat ve dünyalık olan insanların tavlandığı, maneviyat konusunu akıllarına bile getirmeden çocuklarının geleceği için küçücük tavizlerin verildiği... Verilen düzen, disiplin, el becerileri, sanat ve hatta İngilizce eğitimleri yanında bir tek ahlakî kuralın ve inceliğin öğretilmediği...

Bunların haricinde özellikle dini eğitim veren, cüz okutup sure ve dualar ezberleten ismini duyurmuş kurumların ise geliri iyi insanlarca dahi karşılanamayacak derecede afakî fiyat tablolarının olduğu... Verilen dini eğitimlerin yanında, Kur’an’a geçmesi ile üzerinde Mushaf resmi olan pastaların kesilerek kutlama yapıldığı... Ne kadar muhafazakâr kurumlar olursa olsun doğum günleri ve hatta yılbaşının bile kutlandığı... Kurumlarda verilen kahvaltı ve yemeklerde helal haram boyutuna veya sağlık olarak yararlı zararlı ölçüsüne dikkat edilmediği...

Materyallerin özenli seçilmediği, boyama kitaplarında uygunsuz resimlerin, bilinçaltı mesajların olduğu, oynatılan oyuncaklarda Barbi bebeklerin, Noel baba karakterlerinin bulunduğu...

Bunlar gibi saymakla bitiremeyeceğimiz yığınla uygulama mevcutken ve neredeyse adım başı denecek sıklıkta bu kurumlar çoğalıp kendine öğrenci bulurken, maddeten ve manen çocuklarının ve dolayısıyla da toplumun, ümmetin geleceğini düşünen ailelerin işleri çok çok zorlaşmıştır. Elbette tüm öğrenim dönemi boyunca da üstlenecek çok fazla sorumluluk vardır. Fakat en başında yapmamız gereken şey, yavrularımızı teslim edebileceğimiz, onları geleceğe hazırlayacak, onlara kul olma şuurunu, ümmet olma bilincini aşılayacak güvenli elleri bulmak, bunun için gerekirse gece gündüz arayıp kılı kırk yarmak olmalıdır.