Karmaşık dönemin insanı hayatı karmaşık hâle getirir. Dönem ile insanlar birbirinin özdeşi. Biri diğerinden soyutlanamaz ve ayrı tutulamaz.
İnsan teki bir başkasına ne kadar güvenir, güvenebilir? Önemli bir sorudur bu. Bir insan birine kuşkuyla ya da bir çıkar için bakıyorsa; bu, sağlıklı bir durum olamaz. Toplumun önünde yer alanlar sorumluluk sahibi kimselerdir. Onlar sadece kendilerinden değil peşinden gelenlerden de sorumludurlar. Entelektüeller, yöneticiler, bilgeler her halükârda toplumun önünde yer alanlar örnek kimseler konumundadırlar.
Aile içi ortam, okul ve eğitim etkileyen dönemler. Kişilik oluşumu bu yapılardan oluşur.
Hayatın güzelliklerini ve erdemi için yaşama bilinci gerek. Hayatı anlamlandırmanın tek seçeneği bu: Güven duygusu ve itimat.
Ortamın karmaşası, bunalımı, giderek yiten güzelliklerin olduğu bir dünyadayız. Arzu edemeyeceğimiz bulantılı bir durum var. Bazen böyle bir ortamın dışında olduğumuz mümkün olduğunca sakındığımız için kendimizi şanslı buluyoruz.
İnsanın itibarsızlaşması, giderek bir kişilik yitimine dönüşüyor. Toplumun önünde yer alanların davranış biçimleri insanları etkiliyor doğal olarak.
Müslümanların geçmişleri ve deneyimleri hayatın geleceğini anlamlandırma zorunlu. Üzerinde bulunan yol istikameti ve sürekliliği, kararlılığı kişi ve toplumu güvenli kılar.
Güvensizlik, insanın itibarsızlaştırılmaması güvensizlikte kaynaklı.
İnsanın kendini üstün görmesi, nimet veren olarak görmesi kibre götürür. İnsanı kendi altında görme büyüklenmeye neden olur.
Rezzak olan Allah, rızık veren ve sunandır.
İnsan ancak bir aracı. Allah’ın kendisine bağışladığı yetenek ve imkân bir lütuf. Bunun hakkını teslim etmek kadar kadrini bilmek de önemli. Bu gibi şeyler insana üstünlük sağlamaya neden olamaz. Hizmet aracı olduğundan şükre neden olması için yeterli.
Hayat hep aynı ritim üzere yürümez. İnsan gücü ve enerjisi her zaman aynı kalmaz. İnsan yaşlandıkça güç ve kimi özellikleri azalır, yiter. Bunların kıymetini zamanında bilmek ona göre davranmak onu hem anlamlandırır hem de güçlü kılar.
Hayatın terse döneceği zamanları hesaba katmak insanı daha dikkatli olmaya neden olur. Her şeyin tam tersi bir durumu hesaba katılır. Bu, ancak bir paranoyaya dönüştürülmez, dönüştürülmemeli. Bu da kişinin bir başka bunalım gerekçesi olur.
Zaman hızlı akıyor. Yaşanan hayat baş döndürücü. İnsan; bu karmaşada var olma bilincini ve denetimini yitiriyor.
Bir Müslümanın hayatı doğaldır. İbadetlerin sürekliliği hayatın denetimini, zamanın önemini sağlar. Mekân anlam kazanır. Davranış biçimleri bir kendindenlik gösterir. Allah’ın huzurunda el bağlamak, secdeye varmak kişinin güç gösterisini kırar, kibirden uzaklaştırır. İnsanın kendisini zalim konumuna iten davranışlardan uzaklaştırır.
Batı düşüncesi bu tür denetimlerden yoksun olduğundan insanı, özellikle yönetenleri tanrı konumuna götürür. Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olması düşüncesi, tanrıyı kişiselleştirir, somutlar, zamanla da tanrı konumuna çıkarır. Pozitif felsefî düşüncesinin vardığı sonuç bu.
İnsan ölümlü bir varlık, gücü bir yere kadar. İnsana hükmeden insan olunca bu zamanla zulme döner. Kendini bu konumda gören Rezzak konumuna iter. İnsanı kendisine mecbur ve borçlu düşünür. O zaman da yönetiminde bulunanları istediği gibi çekip çevirir ve kişiliksizleştirir. İnsana inisiyatif bırakmaz, seçme özgürlüğünden mahrum kılar.
Müslümanların temel sorunu batılılar gibi düşünmeleri, öz değer ve düşüncelerinden uzaklaşmalarıdır.
Kendileri gibi düşünmedikleri sürece sağlıklı bir yol istikameti üzere olamazlar. Kul olma bilinci bunların en başında gelir.