Belki de ilk defa bu yerel seçimlerde, sonuçlara yapılan itirazlar ve bu itirazlar sonrasında yapılan yeniden sayımlar dolayısıyla değişen tabloların, zihinleri karmakarışık ettiği bir süreç yaşıyoruz. Bir oyla kazanılan seçim, yapılan itiraz sonrasında diğer partiye geçen başkanlık koltuğu… Türkiye’nin her yerinde, illerde, ilçelerde yapılan itirazlar, defalarca sayılan oylar, el değiştiren başkanlık makamları. Bu nasıl bir seçim tablosudur anlayan beri gelsin! Ankara’da CHP, tüm itiraz noktalarını tüketti, şimdi yüksek seçim kuruluna seçimlerin yenilenmesiyle ilgili itirazını iletti. Aradan bir hafta geçti, mazbatasını alanlar bile diken üstünde…
Güvenmiyoruz… Birbirimize güvenmiyoruz… Yapılan seçimlere güvenmiyoruz… Kurumlara güvenmiyoruz… Bu nasıl bir ülkedir İnsanlar, yanı başındaki şahsın bile kendisine kazık atabileceği endişesiyle yaşıyorlar. Birbirlerine sonsuz güven duyan hiç kimse yok… Sosyolojik olarak, çok büyük bir travmanın en küçük eşiğinden en büyük eşiğine doğru hızla yol alıyoruz. Yaşadığımız travma, medeniyet değerlerimizin birer birer ortadan kaldırıldığı, içimizdeki vicdan duygusunun yok olduğu, birbirimize sevgimizin ve saygımızın yok olduğu bir “aforizmayı” beraberinde getiriyor.
Toplumsal olarak bu noktaya gelişimizi çok iyi analiz edip, neden birbirimize ve kurumlarımıza olan güvenin sarsıldığını ortaya koymamız gerekiyor. Zaman zaman farklı makamlarla ilgili güven endeksi yayınlanır… Cumhurbaşkanlığı şu kadar… TSK şu kadar… Başbakanlık şu kadar… Medya şu kadar…
Bu güven tablosu içinde, kendisine en diplerde yer bulan bir kurum vardır: Medya… Tarafgirliği ile, yanlı yayınları ile, yandaş profili ile medya, sosyolojik olarak en güvenilmez kurumların başını çekerek, sergilediği yayıncılık anlayışının iflas ettiğinin belgesini ortaya koymuştur.
Özellikle Ortadoğu ülkelerinde Türk medyasının ürettiği programlar, diziler ve yayınlar, en güvenilmez, en kötü, en berbat yayın kategorisinde değerlendirilmekte, birbirine hakaret etmek isteyen insanlar, “Seni Türk televizyonlarında gördüm” repliğiyle bunu dile getirmekteymişler.
Sosyolojik olarak yaşanan bu kırılma noktasının başladığı tarihin de, özel televizyonların hayatımıza girdiği andan itibaren başlaması ise dikkat çekicidir. Özel televizyonlar, dizileriyle, programlarıyla, yarışmalarıyla insanlarımızın zihinlerini dönüştürebilmek, kendi dünya görüşlerini enjekte edebilmek ve farklı bir algı operasyonu gerçekleştirmek için özel olarak kurguladıkları yayıncılık mantalitesiyle toplumu zehirlemişlerdir.
Düşünmeyen, konuşmayan, fikir üretmeyen, medyanın verdiği hazırlop yorumları olduğu gibi kabul edip dünya görüşlerini şekillendiren bu insan prototipleri, maalesef siyasi algıları ve tercih çıtaları da ellerinden alındığı için, bugün böylesi bir seçim sonucu ortaya çıkmıştır.
Gördüğünüz gibi, aradan bir hafta geçtiği halde, seçimlerin bazı bölgelerdeki neticesiyle ilgili hâlâ kafa karışıklıkları yaşanıyor. Zira bir demokrasi şöleni havası içinde geçmesi gereken seçimler, düşman üretme psikolojisiyle, ötekileştirme, yandaş üretme, saf belirleme operasyonuna dönüştürüldü. Bu güven bunalımı, oluşturulan psikolojik harekât sandıklara da yansıdı…
Kamplaşmanın, kutuplaşmanın getirdiği bu açık travmanın, maalesef tamiri de mümkün görünmüyor. Toplumun ta derinlerine işleyen bu güven bunalımının, kardeşlik, huzur ve barış iklimine yaptığı hasarın temizlenmesi noktasında da, siyasetçiler hiçbir katkıda bulunmuyor.
Ne olacak bakalım