Çağımızın bilgisayar çağı olduğunu artık herkes biliyor.
Dünyada ve Türkiye’mizde her kurum, işlerini yürütmek için bilgisayar teknolojilerini kullanmaktadır. Kullanmak zorundadır.
Rakip, düşman veya kötü niyetli kişi veya kuruluşlara karşı bu teknolojilerin güvenliğini sağlamak da gerekmektedir. Bilgisayar sistemleri ile ilgili “siber güvenlik”, diğer adıyla “dijital güvenlik” kavramına baktığımızda:
Bilgisayar ve diğer mobil cihazları, sunucuları, elektronik sistemleri, bunların ağlarını, içinde kayıtlı gizli ve açık tüm bilgileri ve verileri kötü amaçlı saldırılardan ve müdahalelerden koruma uygulaması olup, bilgi teknolojisi güvenliği veya elektronik bilgi güvenliği demektir.
Türkiye’de de; cumhurbaşkanlığından silahlı kuvvetlere, TBMM’den bakanlıklara, emniyet teşkilatından gümrük kapılarına kadar her kurum ve kuruluşta gizli veya aşikâr bütün bilgi ve harekât programları bilgisayarlara kayıtlıdır.
Son günlerde yapılan haberlere baktığımızda bizdeki bu kurumlarda bilgisayar sistemlerinin güvenliği ile ilgili cihaz ve malzemelerin İsrailli firmalar tarafından üretilen malzemeler olduğu, yine İsrail kökenli firmalara siber güvenliklerini yürütme sorumluluğu verildiğini öğreniyoruz.
Diğer taraftan bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından TBMM’de İsrail’in Türkiye topraklarına göz diktiğinin açık olarak ifade edildiğini hatırlayınca dehşet içinde kalıyoruz. Nasıl kalmayız? Bu durumda başta İsrail olmak üzere diğer düşmanlarımıza karşı vatanımızı savunacak olan emniyet ve silahlı kuvvetlerimizin mahrem olanlar dâhil, bütün bilgilerinin anında İsrail tarafından izlenildiğini anlamış oluyoruz.
Bu bir bakıma şu demektir:
Bir kumaş tüccarı bütün servetini teşkil eden çok değerli kumaşları korusun diye güvelere görev vererek onları depoya salmıştır. Yani cahil tüccar, güvelere güvenlik görevi vermiştir. Sonuç ne olabilir? Bütün değerli kumaşlar güveler tarafından delik deşik edilecektir. İflas kaçınılmazdır.
Geçtiğimiz hafta AKP iktidarının bu vahim uygulamasını Saadet Partisi sözcülerinin TBMM’de dile getirmesinden bir iki saat sonra, PKK’ya mal edilen TUSAŞ baskını gerçekleşmiş, menfur cinayetler işlenmişti.
Şimdi bu bilgiler ışığında düşündüğümüzde bu baskını kim yapmış olabilir? PKK militanları diye cevaplamak kolaycılıktır. TUSAŞ’ın mahrem bilgileri, çalışanların kimlikleri, kapı güvenliğinin durumu ve zaafları, güvenlik kameralarının kontrolü gibi PKK’nın tek başına öğrenmesi mümkün olmayan bilgiler kimler tarafından temin edilmiş olabilir? Çok açıktır ki İsrail’e bağlı çalışan ve siber güvenlik ekipleri içine giren MOSAD ajanları… İsrail’in PKK ile paslaşmakta olduğunu duymayan kalmış mıdır?
Başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlar “kumaş deposunun güvenliğinin” güvelere emanet edilmiş olduğunu bilmezden gelip, TUSAŞ baskınını PKK ile izah etme çalışmaları karşısında acı acı gülmekteyiz.
Bu durum; yine AKP iktidarının bir fecaati olarak “kozmik odaya” girip, bütün bilgileri potansiyel düşmanlara iletmesinden daha mı hafiftir?
Güvelere güvenlik görevlerini vermek kimin fikri idi?
Ülke güvenliğimizi zaafa uğratmak için belki de en mahrem bilgilerimize ulaşmış olan CIA’nın, MOSSAD’ın diğer muhtemel eylemleri neler olabilir, düşünülmekte midir?
Kendi siber güvenliğimizi kendimizin sağlaması için gereken teknolojiler bizde yok mudur? Neden yoktur? Bunun hesabını kimler verecek?
İsrail’in yurdumuza adım adım yaklaşmakta olduğu şu günlerde bu siber güvenlik konusunda acil ve gerekli adımlar atılacak mıdır?
En yakın düşman olduğu bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıklanmış olan İsrail’in lojistiğinin, tarafımızdan sağlanmasından vazgeçilecek midir?
Elektrik, akaryakıt, erken uyarı sistemleri ile Türkiye tarafından İsrail’in desteklenmesinden vazgeçilecek midir?
Bunlar süslü ve etkili laflarla değil, icraatla ortaya konulacak mıdır?
Bu icraatlar fiili olarak ortaya konmayacaksa ve yarın İsrail’in yurdumuza bir saldırısı söz konusu olursa bu iktidar kimin tarafında olacaktır?
İKTİDAR KİMDEN YANA?
Bütün küreler top gibidir,
Kuraldır ilmi hendesede;
İnanma, yalanın dibidir,
“Düzdür” diye kerhen dese de!
Ekrem Şama
...