Allahu Azimüşşân ın en sevmediği fiillerden biri de
gururdur, kibirdir. Lokman Sûresi nin 18. ve 19. Âyet-i Kerimelerinde meâlen
şöyle buyrulmaktadır:
Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde
böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri aslâ
sevmez.
Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin
en çirkini merkeplerin sesidir.
Hadis-i şerifte var: Ben-i İsrâil den bir kişi bir sabah
saçını taramış, güzel elbiselerini giymiş, kibirli kibirli gidiyormuş. Onun bu
tavrı gazâb-ı İlâhiyi celp etmiş ve Allah o gururlu kimseyi yere batırmış.
Hadiste, o kişinin kıyamet kopuncaya kadar batmaya devam edeceği belirtilmektedir.
Sevgili Peygamberimiz (asm), her hususta olduğu gibi,
tevâzu cihetinden de en güzel ahlak üzere idi. Dünyanın en mütevâzi devlet
reisi idi. Kuru hasırın üzerinde yatardı. Son derece sade giyinir, ümmetinin en
fakiri gibi yerdi. Herkese rıfk ile (yumuşaklıkla) muâmele ederdi. Bedir Harbi
esnasındaki tavrını hatırlayalım: Birazdan savaş olacak, ölüm kalım mücâdelesi
verilecek. Peygamber Efendimiz (asm) Başkomutan olarak orduyu saf düzenine
koymuş, denetliyor. Bakıyor ki bir sahabe (Sevban ra-) biraz öne çıkmış,
kırbacının ucuyla göğsüne dokunarak geri çekilmesini ihtar ediyor. Sahabe,
Canımı acıttınız yâ Resûlallah diyor. Peygamber Efendimiz (asm) gâyet
mülâyim, O halde al kırbacı sen de bana aynı şekilde dokun! buyuruyor.
Sahabe, Ama benim göğsüm açıktı diyor. Efendimiz (asm) göğsünü açıyor,
Buyur! diyor. Sahabe gidip o açık teni öpüyor. Anam babam sana fedâ olsun yâ
Resûlullah! diyor. İşte bu. Devlet Reisi, halkını çok seviyor, onlar da hem
Peygamber, hem devlet reisi, hem de başkumandan olan Kâinatın Efendisini çok
seviyor. Bu sevgide zorlama yoktur, baskı yoktur, riyâ yoktur.
Hz. Ömer e (ra) bakınız; Yanlış yaparsam, İslâmî
esaslara aykırı hareket edersem ne yaparsınız diyor. Halktan biri çıkıyor;
Seni kılıçlarımızla doğrulturuz ya Ömer! diyor. Hz. Ömer de kızıp
öfkeleneceğine, Allah a şükür, yanlış yaptığımda düzeltecekler var! diyor.
Hz. Ömer (ra) bir defasında halka hitap etmek istiyor.
Topluluktan bir ses, Dinlemiyoruz seni ya Ömer! diyor. Niçin dinlemek
istemediklerini de izah ediyor. Ganimet mallarından halka kumaş dağıtılmıştır.
Ancak o kumaş parçalarından bir elbise dikilmemektedir. Oysa Hz. Ömer in
üzerinde aynı kumaştan elbise vardır. Kendisi niçin halktan çok almıştır. Bunun
üzerine Hz. Ömer oğlu Abdullah a seslenerek izah etmesini ister. Hz. Abdullah
da (ra) izah eder: Kendisine düşen payı babasına vermiş, babası da iki kumaş
parçasını birleştirerek elbise diktirmiştir. O itiraz eden sîma, tekrar
seslenir: Şimdi konuş yâ Ömer! Seni dinleriz! İşte idareci, işte halk
Osmanlı devrinde, padişahlar halkın içerisine
karıştığında, halk, Mağrur olma pâdişahım! Senden büyük Allah var! diye
seslenirmiş. Padişahlar da bu sözü işitince öfkeleneceklerine memnuniyetlerini
belli ederlermiş.
Şahsen, fıtratım icabı idarecilerle görüşmekten
kaçınmaktayım. İşin doğrusu idarecilerin etraflarındaki meddahlardan,
dalkavuklardan fena halde rahatsız olmaktayım. Hele bir de o idareci, bu
medihlere kapılıp; gurura, kibre saplanmışsa, burnu bir karış havada yürüyorsa
ondan hiç hazzetmem. Hadis-i şerifte var: Allah, mütevâzi olanı yüceltir,
kibirli olanı da alçaltır. Bütün mevki ve makam sahiplerine, gururdan, kibirden
kaçınmalarını salık veririm. Sade bir vatandaş olarak idarecilerimizi mütevâzi
görmek isterim.
Unutulmasın, mahkeme kadıya mülk değildir. Ne demişler:
Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan, mülk de
yalan! / Var biraz da sen oyalan!..