Güneydoğuda Edebiyatçı Olmak

Abone Ol

‘Doğu’dan, Batı’dan, Ortadoğu’dan” şiir kitabının şairi Urfalı Mehmet Atilla Maraş genç yaşta yazdığı “Aney” şiirinde gurbetten Urfa’ya annesine yazdığı mektup şiirde özlemine toprak ve tezek kokusunu da katar.

Bir güneydoğulu gencin ilk defa okumak için gittiği şehirde verdiği kimlik mücadelesini dile getirir:

“Ah Aney ah /İnan unuttum evimizin şeklini /O ev denen köstebek yuvalarını /Kerpiç damları, kuyu suyunu /Sıra gecelerini, /Bağ yatılarını /Yağmur dualarının anılarını /yitirdim”,  “Hele sen buraya bir gel de gör /Sonsuza uzayan gökdelenleri /Sıra sıra taksileri/ Geceleri renk renk ışıkları /Denizde vapurları, balıkçıları /Kızları, erkekleri /İnsan selini... “, “Ama benim hiç birinde gözüm yok /Ne kızlarında ne taksilerinde /Ne de gökdelenlerinde /Benim aklım sizde ve memleketimde”,  “ Ben okuyorum Aney okuyacağım. /Göreceksin bak mühendis olacağım...”

Atilla Maraş “Çocuğun Tutanakları” şiirinde bir doğulu olarak kendi çocukluğuna uzanır:

“Doğuludur, deniz görmemiştir, doğrudur/ Ve fakat satır satır okumuştur /Kitab-ı Bahriyesini Piri Reis’in/ Alıp başını gitmiştir, yedi iklim dört kıta/ Bakarak sultan-ı deryanın haritasına/ Neler olmakta dünyada bilsin için/ Konuk olmuş ortaçağ avrupasına.”

Batının kültürel kuşatmasına en yüksek sesle mısralarıyla karşı duran üstat Sezai Karakoç “Masal” adlı şiirinde “Doğulu kalma”nın pasif direnişini Batıya gidip de Doğulu kalma direncini gösteren Doğunun yedinci oğlu ile bayraklaştırıyor.

Karakoç üstadın şiirinde Batıya gönderdiği yedinci oğul hiç değişmemek için kazdığı çukurun içerisinde direniş vererek gömüldüğü yerden yeniden dirilmeyi bekliyor.

Bu metaforun işaret ettiği şey şiirden başka bir şey değildir.

Zira değişmenin, dönüşmenin, başkalaşmanın önündeki en müessir direnme unsuru şiirdir.

Doğu için söz kadimdir, bütün ağırlıklarından soyunmuşçasına sivildir, sözü silahlandırmaya gerek duymaz.

Lakin Batı nazarında söz stratejiktir, üniformalıdır ve konuşlanmak üzere vardır.

Namlusunu kutsala hasetsen şiire çevirmiştir.

Şiir hep bir doğuş muştusuyla beraber gelir.

Acıda hüzünde de, sevinçte umutta da bir doğumun sancısı bir doğuşun çığlığı vardır.

Batı eşyanın kendisi, işe yarayan tarafının peşine düşerken Doğu eşyanın hakikatine vasıl olma derdindedir.

Bu sebepten başta söz olmak üzere soyut ve tinsel sanatlar gelişmiştir Doğuda.

Yıllar önce ülkemizde geçmiş kültür bakanlarından birisi “şiir geri kalmış ülkelerde gelişmiştir” şeklinde bir laf etmişti.

Bu söz nedense o zaman yerli yersiz birçok kişiden tepki almıştı.

Bakanın söylemek istediği şey “şiirinin sıkıntı ve çaresizlik” le beslendiği gerçeğini teslim etmekten başka bir şey değildi.

Batının çok gelişmişliği, modern rehaveti, çağdaş ilerlemeciliği daha çok modern teknolojiyle uyumlu piyasa değeri olan sanatlara rağbet göstermiştir.

Şiir kahır ve acı yumağı haline gelmiş Doğu toplumlarında bu yüzden gündelik hayata girecek kadar gelişmiştir.

Romanın Batı’da şiirin Doğu’da varlık göstermesi tesadüf değildir.

Dolayısıyla şiir ışığı Doğudan gelir.

Doğunun kaderi geri kalıştır ve şiir bu geri kalıştan hareket alanı bulup nefes alır. İlerlemecilik denilen hülya şiiri de şairi de ikide bir sözünü kestiği için kendi dünyasından kovar.

Batıda burjuvaziyle birlikte yazılı kültürün doğuşu romanın tahta oturmasına hizmet etmiştir.

Bugün Doğu’yu ve Ortadoğu’yu kendi önyargılarıyla tanımlayıp biçimlendirmeye çalışan müsteşrik zihniyet ne ise Türkiye’de kendi coğrafyasında turist gibi dolaşan mustağrip kafalar da aynıdır.

Bu mustağripler için Doğu ve Güneydoğu tabiri caiz ise olay yeri inceleme alanıdır sadece. Şairin dediği gibi “insan doğduğu yere benzer” ve bulunduğu yerin coğrafi özelliklerine göre şekil alır.

Güneydoğu’da edebiyatçı olmak

elbette ki bu bölgenin farklı renklerinden, dayatılan kaderinden ve sürüp giden gerilim ve kederinden bağımsız olamaz.

Türk edebiyatında yüzlerce

Güneydoğulu şair yazar olduğunu biliyoruz.

Ayrıca bir o kadar şair yazarın da çok kültürlü olan bu bölgenin zenginliğinden beslendikleri bir gerçektir.

Her ne kadar başka coğrafyalarda yazılsa da Güneydoğu bölgesini konu alan ya da bu bölgeden motifler taşıyan sayısız örnek vardır.

Bölgesel ve insani sorunların

kalem-kâğıt ve kitapla çözüleceğine inanan bir edebiyatçı kuşak doğuyor.