1980 darbesinin bu topluma yaptığı en büyük kötülük, düşünmeyen, konuşmayan, analiz etmeyen, sorgulamayan, kendisine ne buyrulursa “eyvallah çeken” bir kuşak oluşturmasıydı. Bu afyonlanmış kitleler, kendilerine ne dayatılırsa olduğu gibi kabul ediyorlar, olaylar karşısında hep nötr kalmayı marifet sayıyorlardı. Hiçbir heyecanı olmayan, hiçbir amacı olmayan, kapitalizmin esiri olmuş, gösteriş budalası, televizyon ekranlarından izledikleriyle kendi hayat tarzını oluşturmaya çalışan ve nereye istenirse oraya yönlenen bir kitle. Türkiye, özellikle medya çağında üretilen sanal kahramanların hayatlarını taklit ederek kendisine biçim veren, fikirlerine yön veren, yaşadıkları çarpıklıkları, adaletsizlikleri sorgulamayan kuşak dolayısıyla ve şuursuz kitlelerin rüzgâr önünde savrulan yapraklar gibi yalpalayan tipler yüzünden son 30 senedir bir arpa boyu yol alamadı.
Toplumun bu savrukluğunu ve zaaflarını bilenler, masa başında hesap kitap yaparak, siyaseti de, ekonomiyi de, kültürü de, politik ekseni de kendilerince dizayn ettiler. Yaptıkları bölüşümlerle iktidarlara geçit verdiler, siyasetin çerçevesini çizdiler.
Ülkemizdeki iktidar kavgasının özeti aslında budur. Güçlü olanın haklı olduğu, mağdur olanın ise mağduriyetini giderecek hiçbir kanalın bulunmadığı karanlık bir düzen.
İktidarların “para babalarının” cüzdanlarındaki rakamların iniş çıkış grafiğine göre belirlendiği dönemleri de gördük biz. Bankalara koydukları milyarlarca doları, devlete çok daha yüksek fiyattan satabilmek için enflasyonu da, faizi de belirleyenler, beğenmedikleri, işine gelmedikleri hükümetleri saf dışı edebilmek için türlü oyunlar yaptılar.
Hükümetler, bu para babalarının iştahlarını gidermek, karınlarını doyurmak, banka hesaplarını şişirmek için farklı tavizler vererek ayakta kalabilmeyi denediler. Devletin zaaflarından faydalanmak için türlü entrikalar çeviren, her sosyal ve ekonomik durumu kendilerince ranta çevirmeye çalışanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin gelmiş geçmiş en başarılı hükümeti Refahyol’u ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı allem kalem ederek görevinden ayrılmak zorunda bıraktılar.
Bu süreç, iktidar parametrelerinin yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin yeni bir hükümet profilinin ortaya çıkmasına neden oldu. Çünkü Refahyol’un ardından gelen Anasol hükümeti, tarihin en başarısız hükümeti olarak kayıtlara geçti. 2002’den sonraki süreç ise kitlelerin, “Denize düşen yılana sarılır” hesabıyla, tercihlerini belirledikleri bir dönemin kapılarını açtı.
Bu süreç, yaptıkları yanlışları bile kabul etmeyen, eleştiriye açık olmayan ve toplumu dönüştürmek için elindeki tüm imkânları kullanarak negatif, kutuplaşmış bir iktidar sürecini de beraberinde getirdi.
Türkiye’nin onlarca çözülmemiş problemi yerinde duruyor. Düşünce hürriyeti, din ve vicdan hürriyetinin kullanılması bağlamında yapılacak çok iş var. Biz ise referandumdan sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kurucusu olduğu AK Parti’ye üye olup, tekrar genel başkan olacağı tarihi konuşuyoruz.
Madem bu anayasa değişikliği Türkiye’ye çağ atlatacaktı, neden bir an önce yürürlüğe sokmuyorsunuz diye hiç kimse sormuyor. Neden 2019 yılının 3 Kasım’ı bekleniyor?
Neden? Neden?
Türkiye’nin problemlerine çare olacağı masalıyla bizlere aktarılan yeni Anayasa’nın önümüzdeki günlerde neler getireceğini hep beraber izleyeceğiz.