Güncele ilişkin

Abone Ol

Son bir haftada duyduklarım, okuduklarım, gördüklerim karşısında hiç şaşırmayışıma şaşırdım desem yeridir. Öncelikle genç adamların, kadınların aşırılıklarını ve sınır tanımazlıklarını insan bir yere kadar anlayabiliyor. Bir yere kadar! Ancak yaşı belli bir kemale gelmiş ancak kendisinde kemal kalmamış kimselerin gençleri bile utandıracak üslupsuzlukları, ciddiyetten ve edepten yoksunlukları öyle kolay geçiştirilecek gibi değil. Hızlı gidip tez dağılan tipler. Konuşmaya değer mi? Değmez. Ancak işin vahim noktası nasıl bir dünyada yaşanıyor bütün bu olup bitenler tam bir patolojik incelemeye tabi tutulması gerekiyor. Bu ruh hali, bu kafa konforu ile nasıl bir selamete ulaşılır, düşünmek bile ürkütüyor.

İnsanın bütün değeri, kıymeti dilinin altında olduğuna göre dilinden sadır olanlara bakarsak çürümenin ne boyuta vardığını çok kolay görebiliriz. Soruyorum, insan en çok neyden huzursuzluk duyar, neyden gocunur? Kendisine gerçeği gösteren, yüzleştiren, hatırlatan ne varsa onlarla karşılaşmak büyük bir kızgınlığa öfkeye neden olduğunu fark ediyorum. Kaybettiği ya da terk ettiği ne varsa onunla karşılaşınca ya mahcup oluyorlar ya da ona karşı en büyük hıncı, kini açığa çıkartıyorlar. İşte hafta içinde karşılaştığım, sizin de görmüş olduğunuzu tahmin ettiğim birkaç köşe yazısı ve yazarının trollüğün de ötesine geçen tavırlarını ancak böyle açıklayabiliyorum. Ve şunu çok net konuşmakta fayda var, ister geriye doğru en yakın zamandan başlayarak tarasınlar isterse en başa dönsünler bu hareketin bütün fertlerinin sürekli ilkeleri ön planda tuttuğu ve hiçbir zaman konjonktüre sırtını dayamadığını göreceklerdir. Ancak inkâr da etseler, çamur da atsalar şunun farkındalar; bu hareket ve temsilcileri hiçbir zaman haktan ve hakikatten ayrılmadan doğru bildiklerinden ödün vermeden yürümüşlerdir ve bugün de olan budur. Ne rüzgâr ne de başka bir şey!

Bir insan, temel hak ve hürriyetler talebinden, adalet ve huzur talebinden neden rahatsızlık duyar? Bana göre can alıcı nokta burası. Hattı zatında bir görüşe inanabilirsin, bir lideri çok sevebilirsin ama bu seni asla sana benzemeyenlere karşı kabalık, küstahlık yapmanı gerektirmez ve böyle bir hakkı da vermez. Kaldı ki bu kadar derdini tane tane anlatan birini duyamayacak kadar bir insan nasıl ön yargı ile dolmuş olabilir? Nasıl sağır kesilebilir? Bunun cevabını çok uzakta değil, daha kendisi hayattayken ağza alınmayacak laflar edenlerin hepsi, rahmetli Erbakan Hoca’nın ardından şimdi en büyük Erbakancı gibi görünmeye çalışmalarında görebiliriz. Oysa şunun farkında değiller, Erbakan Hoca dâhil olmak üzere bu harekete gönül vermiş her ferdin temel ilkeleri vardır ve bu ilkelere göre bütün hayatlarını tanzim ederler. Kırk yıldır ne söyleniyor, ne yapılıyorsa neyin mücadelesi veriliyorsa aynı mücadele veriliyor. Onun için siz bayım, “Bunları çok iyi biliyorsunuz!” Bugün bu hareketin genel başkanı ve kadroları aynı aşk ve şevkle adımlarını aynı titizlikle aynı cesaretle atmaya devam ediyorlar. Sizce dünyanın çapağı gördüğünüz gözlere kaçmış mıdır? İşte bütün mesele burada… Bir bakın sonra istediğinizi yazın. Ve unutmayın “Yalnızlığıyla yol alan bir insanı, hiç kimse yokluğuyla korkutamaz…” Hoşça bakın zatınıza.

TAŞ GEMi

“Kim umar senden vefâyı/ Yalan dünya, değil misin?

Çoklarını ettin nâlân,/ Nicesini ettin giryân,

En sonunda edip üryân,/ Soyan dünya, değil misin?” (Aziz Mahmud Hüdâyî)

Not: İnsan kimi zaman hafızasının istilasına uğrar. Bu bazen bir imaj bazen bir ses ile bir söz ile olur. Taner Yüncüoğlu “oy bu sevdayı” dediğinde daha hayaller, umutlar taze olmalıydı. Ya da ben taze zamanlara dair bir ezgi olarak kodlamışım. Taner Yüncüoğlu listesi yaptım. Başına da bu ezgiyi koydum. Dinleyelim…

Bize kadar

1- Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocam ne güzel söylemiş: “İslam bize ve zamana uymaya mecbur değildir. Ama herkes ve her zaman, İslam’a uymak mecburiyetindedir.”

2- Hermann Hesse’ye kulak verelim: “Eğer bir insandan nefret ediyorsan, onun içinde sana ait olan bir parçadan nefret ediyorsun demektir.” Ve Victor Hugo ile daha da yükseltelim duyuşumuzu: “Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.”

3- Gabriel G. Marquez, “Bu dünyada insan harabesinden daha korkunç bir şey yoktur.” der.

4- André Gide, “Hayat, acımasız bir hocadır. Önce sınavı yapar, dersi sonra verir.” der.

5- Bu hafta, istersen modern bir Don Kişot hikâyesi izleyebilirsin. Martin McDonagh’ın yönettiği ve Frances McDormand’ın harikulade bir oyunculuk çıkarttığı “Three Billboards Outside Ebbing, Missouri/ Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” filmini izleyebilirsin.

DAĞARCIK

“Hüzün dolu sessiz bir tebessümdü bu, hani gerçek bir duygunun sonucu değilmiş, sanki onu bir çekmecenin içinde saklıyormuş da ancak zorunlu olduğu anlarda çıkarıyormuş ama sanki tebessümün az kullanılması yüzünden onu normal şekilde kullanmayı unutmuş da hiç benimsemeden kullanıyormuş gibiydi.” (Gabriel Garcia Marquez’in, Yaprak Fırtınası’ndan tadımlık)

TEKKE

Şahsına yapılan kötülükler karşısında İslam ahlakıyla kuşanmış kişinin heybesinde bulunduracağı üç altın adım:

1) Öfkeyi yenmek.

2) Affetmek.

3) İyilik ve ihsanda bulunmak.

Bir lahza

“Yaşamı renklendiren tutkudur.” (Pleasantville’den /-1998-)