Günahlar ve sonuçları (4)

Abone Ol

Allah Teâlâ nın yasaklarından bir yasağın aleni bir şekilde işlenmesi, oldukça ağır bir erime ve çürüme işaretidir. Müslüman bir toplumda şu sayacağım kötülükler çok yaygın ise, orada huzur, barış, rahat, güvenlik olmaz; felâket ve musibetler birbirini kovalar durur: Riba=faiz yaygın hale gelirse... Salavat-ı mefruze terk edilirse... Cemaat terk edilirse... Haram yeme yaygınlaşırsa... Para put haline gelirse... Taife-i nisa şer î sınırları aşarsa... Birlik kaybolur, tefrika ve parçalanma olursa... Lüks, israf, gurur, kibir, gösteriş anormal şekilde artarsa... Fısk, fücur, günah, isyan cebren, açıkça ve küstahça yapılırsa... Din ve mukaddesat sömürüsü büyük boyutlara erişirse... Adalet kalkar, zulüm ve haksızlık normal hale gelirse... Fakirler aç yatarken zenginler ve tuzu kurular tok sabahlarsa... Ayaklar baş, başlar ayak olursa...

Haramlara cür etin artması ve alenileşmesi iman zafiyetinin derinleştiğine delalettir. Bu nedenle büyük günahları işleyenlere ve küçük günahlarda süreklilik gösterenlere fasık denmiştir. Müslüman şahsiyet olarak, her günahı kaçınılması gereken bir veba olarak görmek durumundayız. Özellikle medya yoluyla teşhir edilen, kimi zamanlarda da teşvik edilen haramlara karşı Müslümanların ALLAH Teâlâ nın ve Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ikazlarını hatırlatmaları, gerekiyorsa sivil toplum örgütleri yoluyla kötü gidişata, haramların yaygınlaşmasına set olmaları imanlarının gereğidir. Bunu yaparken eliyle gücü yetenin eliyle, diliyle gücü yetenin diliyle, hiçbir şeye gücü yetmeyenin de en azından kalbiyle tepki göstermesini bilmesi gerekmektedir. Ebû Seidi l-Hudri (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz:

 "Sizden her kim bir münker, kötülük, çirkin, dine aykırı bir iş görürse, onu eliyle, fiilen değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle ve kalemiyle değiştirsin, kötülesin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin, düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın asgarîsi, en zayıf derecesidir."[12]  Buyurdu.

Böyle bir görev fazilet değildir. Bir iman görevidir. Sorumluluk taşımanın, cemaat ehli ve cennet talibi olmanın en tabii sonuçlarındandır. Müslümanların camilerle ve minarelerle övünürken, camilere komşu olmaya kadar varan yaygınlığı ile meyhaneleri ve diğer münkerat merkezlerini görmezden gelmeleri makul bir gerekçeyle izah edilebilir değildir. Haramlara karşı sessizliği, çağımızın bize aşıladığı bazı kavramlarla geçiştiremeyiz. Hak, hürriyet ve benzeri şehvetleri delirten parolalar ilahi azabtan kurtulmaya yeten deliller değildir. Haramların helallerden daha serbest ve daha cazip hale gelmesi, en iğrenç günahların bile hürriyet ve hak panoları ile gizlenmesi kabullenilemez. Eski ümmetlerin helak süreci olan bir sürece girmiş bulunuyoruz. Dini ve ahireti anlatma mevkiinde olanlar bile sessizliği tercih ederek, bu vahim gidişe dolaylı yolla da olsa destek olmaktadırlar. İslam toplumu bu olamaz. ALLAH Teâlâ nın gazab ettiği ve en ağır azabı uygun gördüğü suçlar sağımızı solumuzu, elimizi ve beynimizi etkisi altına almışken biz, namazla ve hacla gönlümüzü oyalayamayız. Her azan haram iki hakikati dillendirmiş olur:  Birincisi: ALLAH Teâlâ nın hükümlerinden bir hüküm unutulmuş veya görmezden gelinmiştir. Bu bir eksiklik, Müslümanlığımız adına üzüntü kaynağımızdır.  İkincisi: Her işlenen haram, ALLAH Teâlâ nın azabına doğru ilerleyen bir insan demektir. Bu bir kayıptır. Ateşe karşı Müslümanların kendilerini, aile efradını ve Mü min kardeşlerini düşünüp kollamaları kardeş olmanın en tabii gereklerindendir. Haramlara karşı bilinçli ve tepkili bir Mü min olmak istiyoruz. Haramlardan ve harama sessiz kalma haramından ALLAH Teâlâ ya sığınırız.