Sıradan ya da amiyane anlayışlar çerçevesinde özgürlüğü
tanımlamak istediğinizde, insani herhangi bir olayı ya da durumu esas alarak
bunu kolayca yapabilirsiniz. Elinizi cebinize sokmanız, restoranda istediğiniz
türden yemeği yemeniz, vitrinde görüp beğendiğiniz kundurayı almanız, hafta
sonu kır gezisine çıkmanız vereceğiniz bir kararın ucundadır. Karar verirken istek
ve iradenizi kullanırsınız. Bu isteklerinizi ve ona bağlı kararlarınızı
sınırlandıran veya yasaklayan bir irade ve güç olmadığı sürece, bütün bunlar
size bağlıdır. Kabaca istediğinizde, kararınızda, iradenizi kullanmanızda ve
hareketlerinizde bağımsız, serbest olduğunuzu algılamanız, özgürlük duygusu
verir size. Daha doğrusu özgürlükten anlaşılan bu ve benzeri hareketler ve
durumlar şeklinde algılanmaktadır.
Kuşkusuz özgürlük algılaması istek, karar, irade ve
hareket durumlarıyla ilgilidir ama bunların gerçekleştirilmesi özgürlüğün
muhtevasıyla değil, tezahürüyle bağlantılıdır. Eğer özgürlüğün muhtevası yerine
tezahür ya da tecellisini esas alıyorsanız geçici ve değişken, her duruma göre
niteliği farklılaşan bir özgürlük tanımına dayanıyorsunuz demektir.
Özgürlüğün muhtevasını korumak için öncelikle onun
öznesinin belirlenmesi gerekir. Bu özne, canlı varlıklar içinde sahip olduğu
belli nitelikte farklı konumda yaratılmış olan insandır. Belli nitelik düşünme
yetisidir. Düşünme yetisiyse akıl yetisi ya da melekesinin doğal ürünü ya da
hasılasıdır. Canlı varlık olan bitki duyma, hayvan duyma ve içgüdü (saik) gibi
nitelikleriyle konumlanırlar. İnsan, bunların niteliklerini toplama yanında
düşünmesiyle biricik farklılığını ortaya koyar.
Düşünme, dolayısıyla akıl yetisi, yerine göre bilinç
olarak da tezahür eder. Bunlar insana ödev, görev ve sorumluluk, yükümlülük
gibi edimlerin de kaynağıdır. Böylece özgürlük, öznesi olan insanı, diğer
canlılar arasındaki farkının açık bir göstergesidir. İnsana Allah hakikatini
emanet ederken, bir anlamda konumunun farklılığını da ihtar etmiştir.
Dolayısıyla insanın özgürlüğü bu konumunun farklılığının bir göstergesi ve
temsilidir. Özgürlüğünün muhtevası tevdi edilen hakikate göre belirlenmek
durumundadır. İnsan hakikati muhatap olarak kabul etmesiyle özgürlüğünü de
tezahür ettirir. Buna iman diyebiliriz. Şeytan da buna muhatap olmuştur, ama
aklını, düşünmesini, iradesini, özgürlüğün mahiyetini tezahür ettirici tarzda
kullanmamıştır. Mecazi anlamda Şeytan ı da özgürlüğü gerçekleştirici özne
olarak düşünebiliriz, ama bu negatif bir özgürlüktür. Hakikatin ve emanetinin
öznesi konumunu elde edememiştir.
Felsefi bakımdan özgürlüğü irdelemeye giriştiğiniz de,
metafizikten ahlaka, bilgi kuramından hukuka birtakım ilke ve değerler
temelinde kurgulandığını, tanımlanmaya, açıklamaya ve yorumlamaya çalışıldığı
görülür. Varlığın varoluş ya da yaratılış nedeni, amacı ve bu bağlamda
mahiyeti, hayat ve hareketin amaç ve nedeni mutlaka bir ilkeye, bir değere
dayandırılmak zorundadır. Doğru, iyi, hak, adil, güzel nedir sorusunun cevabı
kaçınılmaz olarak özgürlüğü içkindir ya da özgürlüğün muhtevası bir değere
dayanılarak tanımlanabilir. Mesela Kant, metafiziği (varlık, Tanrı, ruh gibi
olguları) açıklayabilmek için etik, yani ahlak kapısından girer ve ahlak
vicdana (insanın özüne bir bakıma), vicdan özgürlüğe bağlanır. Öyleyse
özgürlük, bir erdem olarak, sevabı, iyiyi, doğruyu ve güzeli içkindir, ancak
onlarla onları tezahür ettirir. Yani sevap işleme özgürlüğünün, iyi davranışta
bulunma özgürlüğünün seçeneği olarak günah işleme özgürlüğü nden bahsedilemez.
Çünkü anlamsız bir cümle ve yargıdır bu.