Günah Keçileri

Abone Ol

Kültürlerin, inanışların ve kimi toplumların kendilerine özgü deyimleri ve tanımlamaları var. Toplumlar doğalarında var olan ya da oluşan kimi durumları kimi benzetmelerle tanımlar. Söz konusu kavram üzerinden bir nesne; bu bir taş, bir ağaç, bir cin, bir hayvan olabilir, simgeleşir. Bu simge ile artık söz konusu bir durum tanımlanabilir.

“Günah Keçileri” başlığı bilinerek seçildi. Her dönemin, toplumun ve kimi çevrelerin günah keçileri farklı olsa da sonuçları ve çağrışımları itibariyle aynıdır. İnsanlık tarihi açısından bu yeni bir durum değildir. Yahudi kültüründe, Yahudi kavminin günahlarının bir simgesidir keçi. Bir teke kurayla seçilir kötü olan Azaze ruhunu yatıştırmak için Kudüs dışında bir uçurumdan aşağı atılır. Bu, bugün uygulanır mı bilmiyoruz. Ama o kötü ruh her zaman vardır.

Antik Yunan’da büyük afetleri önlemenin nesnesidir keçi, yani keçi insan. Atinalılar ise şenliklerinde bir erkek ile bir kadını seçer, şölenden sonra dolaştırılır, ince yeşil dallarla dövülür, kent dışına çıkarılır, sürgün edilir, orada işkencelerle öldürülür veya ölüme terk edilir. Bununla da kötülüklerin defedileceği düşünülür.

Her toplum kendilerine göre değişen kurallar ve bakış anlayışlarıyla yeni, yepyeni tanımlamalar getirir. Biz bugünü yaşıyoruz. Hayatın koşullarını ve düzenini belirleyen yapıların içindeyiz. Bu yapılar kendilerini hem korumak, hem daha güçlü hâle getirmek için geçmişin benzer deyimlerini kendilerine göre uyarlar, değiştirir, çıkan farklılıklarla aynı sonuçlara varır.

Müslüman bir toplumuz. Kapitalist, liberal, sosyal yanları farklı olan bir yapının, durumun, hayat anlayışının içindeyiz. Görünümüz Müslüman yaşayışlarımız liberal, sistemimiz kapitalizm. Bu kimi zaman, sosyalizme, kimi zaman Marksizm’e kadar uzanır. Ama hemen hepsinin ruhunu taşıyan bir faşizm vardır. Kapitalizmde sermayeyi ve gücü elinde bulunduran güçlü yapıdır. Komünizmde devlettir. Sonuçları aynı kapıya çıkar arada ezilen insandır. Ara sistemler ise onların hafifletici olanlarıdır.

Madem bugünden, günümüzden, toplumumuzdan sorumluyuz öyle ise biz bugüne bakalım. Sistem kendi yapısını öyle sağlam oluşturuyor ki, toplumların inanışlarına uygun hâllere bürünür, renklenir, kimse neyin ne olduğunun farkında olmaz.

Hem Müslümanların ruhu okşanacak, gönülleri hoş edilecek hem de sistem çarkını döndürecek. İnsanların görünürde canı yanmayacak. Yansa bile razı olunacak, ses çıkarılmayacak. Ya da uyuşuk bir ruh ile ne olup bittiğinin farkına varılamayacak.

Türkiye, Orta Doğu veya Müslümanların özelinden bakıldığında felâketleri oluşturan büyük günahlar o kadar çok ki, bunların elbette günah keçileri birbirinden farklı olacak. Ama işlevini yerine getirecek. Irak İşgalinde günah keçisi Saddam Hüseyin idi. O da az zalim değildi hani. Kuklaydı yerine ve zamanına göre, sonra bu günah keçisinin bir biçimde, aşağılandı, küçümsendi işkenceyle ortadan kaldırıldı. Muammer Kaddafi, Enver Sedat ve daha niceleri. Bu sonrasında da sürüp gidiyor.

Kapitalizmin çarkı bizde öyle ustaca yürütülüyor ki, hem de Müslümanların ellerinde. Namazında niyazında, tesettürlü ailelerin ocaklarının yoğunluğunda.

E, bu sistemin, oluşlarını, hayat anlayışlarının zeval görmemesi, çarkın işlemesi için olumsuzlukları üstelenen günah keçileri olmalı, değil mi? Suriye felaketinin sorumlusu yani bir günah keçisi olmalı, şu milletin başına belâ olan faizin sisteme göre ayarlarının düzenlemesi gerekir, bu Müslüman toplumda, nass olan bir yapıya karşı o zaman onun da bir günah keçisi olmamalı mı? Bu baş belâları savuracak şölenler olmalı, ondan sonra da bütün suç, günah, kabahat onların üzerine aktarılacak. Örneğin İslâmcılık, Batı türü bir tanımlama ve sosyolojik gerçeklikleriyle bu sistemin bir aracı hâline getirilecek, hiç kimse de itiraz edemeyecek. Bir takım isimler de günah keçisi seçilip linç edilecek. Hepsi bu ve bundan ibaret.