Biten bir şeydeyiz. Mutluluk sandığımız şeyler kadarız.
Yaşadığımız hayatta yüzümüzü güldüren birkaç an parçacığı kadar. Sonrası hep
ölüme dönük, sabra odaklı, dayanılması gereken uçurumlar sonrası.
Hayatın çoğu zorluk çoğu acı dolu. Herkesinki böyle mi
Değil elbette. Allah ın yazdığı kaderlerde kimileri başında en ufak ağrı
hissetmeden lay lay lom bir hayat ile yürür geçer buradan. Kimileri ise
senelerce acı çeker sıkıntı dolar içi, daralır daralır daralır. Fakat biliriz
ki yüce Allah adalet sahibi.
Suriye nin suçu var mıydı ya da Arakan ın, Filistin in, Afganistan ın
Her biri kendi içinde türlü sıkıntı ve çileler çekti-çekiyor. Meral Maruf un
Dullar Kampı romanında Afganistan da yaşanmış acılar satır satır durmakta.
Bütün bu olanlar yaşanılanlar, insan sıkıntısının kötülükle bir ilgisinin
olmadığının işareti. Oysa şeytan bize daima şu vesvese ile yaklaşıyor: Sen
işte kötü birisin, öyle kötüsün ki başından bela eksik olmuyor. Bir gün yüzün
gülmüyor, gülse bile hemen cezanı çekeceğin bir dert iniyor başına. Allah seni
sevmiyor. Bu vesvese başa çıkılması zor ve oldukça rahatsız edici bir
vesvesedir. Bunun üzerine sevdikleriniz gün gelir de size kötü birisi
olduğunuzu söylemeye başlarlarsa buyurun gerisini siz düşünün. Düşmanlık
etmediğiniz birisi sizi düşmanlık yapmakla suçluyor. Suizanlarda bulunuyor kalbinizi
kırdıkça kırıyor. Hayat sürekli azalırken dost ya da akrabalar bir bir yaprak
döküyor. Nihayetinde yalnız gideceğimiz o yurda yalnızlaşarak ilerliyoruz.
İnsanı insan olduğu için sevmek biliyorum ki çok zor.
Düşmüş birisini görenler tutup elinden kaldıracağına, ya bir tekme savuruyor ya
alaylara maruz ediyor ve hor görüyor ya da görmezden gelip geçiyor. Kimsenin
kendisinden üstün olmasını sindiremiyor. İçi azapla doluyor. Kimsenin onu
geçmesine kalbi razı olmuyor kaskatı kesiliyor. Kendince planlar kuruyor ve
işlemeye koyuluyor. Sonunda o kimse ölürse sevincinden uçacak. Gözünün önünde
kalp krizi geçirene kahkahalarla gülüyor. Bayılanı ambulansa yetiştireceğine
hadi canım numara yapıyor diyor. Ölümü de numara evet. Acısı da.
Biz hep duygu sömürüsü yaptık. Aslında yetim de değiliz
babamız sağ. Kendimizi acındırmak için türlü oyunlar oynadık. Adımız bizim hin.
Sinir krizi de değildi panik atak da. Hatta migren bile değildik işten kaçtık.
Biz kendimizi aciz ve zavallı göstermek için kendi elimizle kendi damarlarımızı
bile çatlattık. Tansiyonumuzu dokuza düşürdük duran başımızı döndürdük
sendeledik numaradan ha bir de utanmadan sokak ortasına düştük.
Aslında biz köleydik unutmuşuz. Her bayramda her tatilde
hafta sonunda Yemekler döşemeliydik masalara. Et yoksa o sofrada ne fena!
Evet, biz sizi aceleye getirdik sizi önemsemedik de o nedenle etli yemekler
koymadık. Merdiven silmeliydik, fabrikaya girmeliydik çocuk yaşımızda, yeter ki
size ziyafet sunulsun masada. Böyle de görgüsüzlük mü olur Lahana dolması mı
konulur Misafir ağırlamak bu mudur Yazık size vah bize eyvah.
Biz kız ve kadın hamallarız, siz padişah hanımları.
Yükleri de taşımalıydık sırtımızda siz gülerken bize o anda.
İşte hepsi için özür dileriz! Kırıldığımız için özür
diliyoruz.