Sezai Karakoç’un, adını kitabına verdiği şiirdir Şahdamar. Körfez’de yer alan Çocukluğumuz şiirinde şöyle der Sezai Karakoç “Annemin bana öğrettiği ilk kelime/ Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde” Peki şahdamardan daha yakın olan kötü bir varlık var mıdır
Şeytana kana karışıp damarlarımızda dolaşma izni verilmiş. Sezai Karakoç’un Şahdamar şiirinde ise şöyle bir dize geçer “Siz kalbe hançer gibi giren/ Siz kalbten ağaç gibi çıkan/ Siz bize şahdamarımızdan yakın/ Siz yüzükler içindeki kan/ Siz inançların sedef kabuğunu/ Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran”. Bunun üzerine düşündüğümüzde, şiirin genelinde küfürcülük akımı ile diriliş akımı arasındaki farklılığı dile getiren Karakoç, bu dizede kuşkusuz şeytandan bahsetmiş. Kana karışma izni verilen şeytan, bize şahdamarımızdan daha yakında durarak zihnimize bedenimize nüfuz ediyor ve kalbimize hançer gibi saplanıyor ve ağaç gibi çıkıyor kalbimizden, burada kalbin dağılması tasavvuru var. Şeytanın kalbe verdiği acıya bir benzetme niteliğinde, ağacın dallanıp budaklanması gibi şeytan da kalpte dallanıp budaklanıyor acı veriyor bize. Karanlık, ziftli bunaltıcı ne varsa hepsi şeytanın tohumlarıdır, vesvese hortumudur kalbimize soktuğu. Zihnimizi kemiren vehimleri hep o üretir.
Bir de insan şeytanları aracılığıyla nüfuz eder şeytan. Kendisi muvaffak olamadığında gönderir bize insan şeytanlarını. Hançer gibi girer kalbimize, verdiğimiz değerin hiç oluşunu görürken duyumsadığımız acı. İnancımızın sedef kabuğu çatlar, bu sebepten değil midir ki kendimizi kimi zaman uçurumun kıyısında buluşumuz… Ama “Diriliş” girer devreye. “Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz/ Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz” ki küfrün beli bükülür. Şeytanın hediyelerini vaatlerini, onun aracılığı ile bize gelen insan şeytanlarının hediye ve vaatlerini geri çeviririz. Sahte olan her ne ise hepsini inkâr ederiz. “Biz inkâr eder, inkârı severiz/ Bayram hediyenizi iade ederiz/ Biz mahcup ve onurlu çocuklarız” Biz hakikati bilir, onun aydınlık denizinde yol alırız. Onlar bir rüyayı, yani dünyayı hakikat sanıp aldanır ve orada yaşarlar. “ Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz/ Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz/ Siz ekmeğin hamurunu, aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz” Ne aşkın aslını, ne hayatın aslını bilmeden yaşamak… Barışın temsilcisi güvercini gözlerinden vurmak…
Sezai Karakoç’un inancına göre Diriliş Nesli öyle bir nesildir ki yenilgilerde pes etmez. “Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız” Var olan fikirleri kirli temiz diye ayırt etmeden bir araya getirir, uzlaşmacıdır. “Biz kirli ve temiz çamaşırları/ Aynı zaman aynı minval üzere katlarız” Karanlığa ve küfre karşı soğukkanlılığını yitirmez. “Kafamızı kaldırıp bir bakmayız” Diriliş Nesli’nin, yani inanmış Müslümanların ruhu her daim ferahtır. “Ruhumuzun içinde kar yağar/ Anamızdan doğduğumuz geceden beri” Şeytan ruha sıkıntı verir, sıkıntının giderilmesi anında hissettiğimiz duygu da böyledir, sanki soğuk su dökülür ruhumuza, kar yağar…
Bildiğimiz gibi toplardamar kirli kanı toplayıp temizlenmek üzere taşır kalbe. Sezai Karakoç da son dizede bu benzetmeden yararlanıyor. Küfrün kirini temizleyecek arındırıcı bir toplardamara benzetiyor Müslümanları. “Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz/ Gün gelecek toprağın altına uzanacağız/ Her gece saat beş sularında sizi/ Toplar damarlarımızın içinde bekleyeceğiz” Onlarsa üzülmek bir yana dursun, şu yazdıklarımızı okuduklarında bile gülerler, kahkahalarla katıla katıla gülerler. Kendilerini ürettikleri kibir tepelerinin efendisi görürler. İhanet, iftira yalandır onların biricik dostları. Alaydan beslenirler, kendilerinden olmayan her şeyle alay eder küçümserler. Asıl olansa onların içine yerleşmiş ve gözlerinden bakan, kalplerinden yöneten şeytandır. Bizle amansız bir düşmanlığa giren işte şeytanın bizzat kendisidir. Yalnızca vehimden daha kuvvetli bir yol seçmiş, içine yerleşip gönlünde taht kurduğu bir insan aracılığı ile üzerimize saldırmakta.
Bizimse birlik inancımız sapasağlam ve bir ümit meşalesi gibi titrer durur. Şiirin ikinci dizesinde yine birlik çağrısı bulunur. “999 elimiz kağıt gibi yansın/ Bir elimiz güneş gibi dursun”.
Gönlümüzde tek bir güneş olsun vesselam.