Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır; 1970'lerin çok izlenen dizisiydi…
“Küçük Ev” dizisi yeniden çekilecekmiş!
Malumunuz bu dizi devlet televizyonu olan TRT’de yıllarca ekrana geldi.
Bizim mahallede, muhafazakâr kesimde, Küçük Ev dizisine yönelik eleştirilerden biri ve önemlisi özellikle şu idi;
* “Çocuklarımız Müslümanlar gibi ellerini açıp dua edecekleri yerde dizi karakterlerinden Laura gibi yatağın kenarına diz çöküp parmaklarını çaprazlıyor…”
Devlet televizyonu olan ve tüm giderleri verdiğimiz vergilerle karşılanan TRT’de yıllarca yayınlanan Küçük Ev dizisine yönelik belli başlı eleştiriler şu noktalarda yoğunlaşıyor;
* Küçük Ev dizisindeki olaylar çok mazbut bir ailede geçiyor gibi görünüyor ama temelde Batı yaşam tarzının küçük küçük zihinlere zerk edilmesidir.
* Küçük Ev dizisi, Batı’nın vahşi kapitalizminin yumuşak lokmalarla yutturulmaya çalışılmasından ibarettir.
* Küçük Ev dizisi, ‘öldürerek’ değil, ‘güldürerek’ hedefine varmayı tasarlayan ve vermek istediği mesajları damla damla muhatabına aktaran bir dizidir.
***
Yeni gelişme ise şöyle;
* Yazar Laura Ingalls Wilder'ın çocuk kitaplarından esinlenerek 1974 yılında yayınlanmaya başlayan ve 1982 yılına kadar devam eden Küçük Ev adlı dizinin, yeniden çekilme kararı alındı.
* 1974-1982 yılları arasında izleyici ile buluşan ve 9 sezon boyunca devam eden Küçük Ev'in final bölümü, 1984'te izleyiciyle buluşmuştu.
* Laura Ingalls Wilder'ın çocuk romanlarından uyarlanan dizi, geniş kitlelerce takip edildi.
* Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Radyo Televizyonu Kurumu (TRT) bu ve benzeri dizileri ekrana taşımamalı!
* TRT, kadim bir medeniyetin temsilcisi olan milletimizin değerlerini ortaya koyan, milli ve manevi yönümüzü çağın imkânları ile tanıtan bir ‘geniş aile’ dizisi çekemez mi?
* TRT’nin imkânları yok mu bu anlamda? Elbette var! Böyle bir dizi çekilmeli ve başka ülkelere de pazarlanmalıdır.
(Milli fotosu aşağdaki yazıda kullanılacak…)
Aşağıdaki yazı çerçeve içinde verilecek
“İŞTE TAM DA ARADIĞIMIZ MANŞET BU!”
Kahramanmaraş’tan Hikmet Ercan abimiz aradı. Dedi ki;
* “Millî Gazete manşetlerinin çıktığından bu yana hepsi güzel, hepsi efsane ama dünkü bir başka güzeldi. Tam da aradığımız manşetti, dünkü manşet!”
Hikmet abimizin “işte bu” dediği manşet, Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan’ın,
* “Bir cebimizde Millî Gazete, bir cebimizde üye formu olmalı” cümlesi.
Biliyorsunuz, Millî Görüş lideri, Refah-Yol Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız her toplantıda partiye üye ile birlikte Millî Gazete aboneliğiyle ilgili bilgi talep ederdi.
Hikmet Ercan abimiz, “Keşke gazete yönetimi olarak, tam da bu süreçte Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay ve Osmaniye illerini kapsayan bir Millî Gazete turu yapılsa…” temennisini de iletti…
Çok çok teşekkürler…
BİZE DE YABANCI BİR KAVRAM DEĞİL!
Bize de yabancı bir kavram değil dediğimiz şu; Patriot!
Nedir Patriot? Bir savunma sistemi.
Savaş uçaklarının yanı sıra taktik balistik füzelere karşı da kullanılıyor.
Çok fonksiyonlu AN/MPQ 53 radara sahip! Mobil ve sabit rampadan da kullanılabiliyor.
Ama genel olarak, hava savunmasının sevk ve idaresini yapıyor Patriot sistemi.
***
Durduk yere Patriot’u neden gündem yaptık? Neden bu konuyu işledik?
Aslında durduk yere değil! Beklenmedik bir gelişme oldu;
ABD yönetimi, işgalci İsrail'deki Patriot füzelerini Ukrayna'ya teslim etmek için Polonya'ya gönderdi.
İsrail’in, Rusya'nın bu adıma tepki göstereceği endişesiyle aylarca bu fikre karşı çıktığı öne sürüldü.
Eli kanlı Netanyahu'nun Eylül 2024'te bu adıma onay verdiği öne sürüldü.
***
Peki, Patriot kavramı bize nereden tanıdık!
Körfez Savaşı sırasında Irak sınırına bu füzelerin yerleştirildiğini hatırlayanınız olacaktır…
ABD, 1991'de varılan anlaşmaya rağmen Patriot hava savunma sistemini bir türlü ülkemize vermedi!
Yıllarca Türkiye'yi oyalayan Washington, Çin ile yapılan anlaşmanın iptalinde de rol oynadı.
ABD, Türkiye'yi savunmasız bırakmak için her yolu denedi, deniyor.
Amerikan ordusunun 1991’de Irak’a yönelik saldırısı sırasında Diyarbakır kırsalına bir Scud füzesinin düşmesi sonrası Ankara, NATO ortağından Patriot satmasını istedi.
Fakat o günden bu yana ABD’den ne Patriot geldi ne de başka bir sistem...
ABD’nin Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ülkemize uyguladığı silah ambargosunu unutmak mümkün mü?
Velhasıl; Amerika’ya asla ve kat’a güven olmaz, ABD’nin ipi ile kuyuya da inilmez!
ADAM KAYIRMACILIK (NEPOTİZM) TOPLUMDA DERİN YARALAR AÇIYOR!
Önce nepotizmin ne anlama geldiğini kısaca özetlemek gerekirse; nepotizm, kayırmacılık veya akrabayı kayırmak, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık demek.
Bir göreve, bir makama daha layık biri varken akrabayı, yakını getirmek… Yıllarca ülkemizde adam kayırma konusunda o kadar haberler yapıldı ki; sayısını hatırlamak mümkün değil!
Nepotizm (adam kayırma) adaletsiz bir uygulama ve örnekleri çoğaldıkça toplumda büyük bir rahatsızlık meydana getiriyor. Bu kesin.
***
Nepotizm konusunda, bir sosyal bilimci olan ve alanında önemli çalışmaları olan, onlarca esere imza atan Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Süleyman Doğan’ın önemli tespitleri var. Okuyalım;
* “Nepotizm, adam kayırma, ahbap çavuş ilişkisi toplumda ciddi bir çürümeye neden oluyor. Bu durum, 79 kişinin hayatını kaybettiği Bolu’daki otel yangınında açıkça görülüyor.”
* “Burada herkes suçlu. Devlet, belediye, Kültür Bakanlığı... Hepsi sorumlu. Ancak hiç kimse 'Ben burada hatalıyım, özür dilerim' demiyor. Bu durum, toplumda büyük bir güven kaybına neden oluyor.”
* “Toplum olarak; müşteri, oraya gidenler, biz de suçluyuz. Gittik, gördük, şikâyet etmedik. Niye bunları şikâyet etmedik? Ya burada bunlar yapıldı mı, bunlar eksik mi, değil mi? Biz bunları neden derdine düşmedik? Toplum olarak bu bilinç yok.”
* “Her defasında deniyor ki bundan sonra ibret alınsın ama bir başka kurumda bu patlak veriyor. Ya bu ibret ala ala bu millet yani nereye kadar gidecek? Bu iyi örnekler varken, Avrupa'da, Amerika'da bu örnekler var. Bizde niye yok?”
* “Bu tip olaylarda en azından halka bir mesaj vermek için yetkililer sorumluluk almalı. Bir belediye başkanı, bir kültür bakanı istifa etmeli. Hiç kimse bundan sorumlu değil mi? Böyle bir facianın cezasız kalması insanların maşer-i vicdanında yara açar.”
---